www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kirli petrol pazarlıkları
Rus petrol şirketi Zarubezhneft’in müdürü, Amerikalı petrol şirketlerini suçladı. Buna göre Amerikalı şirket yöneticileri, Rus şirketlerine “yeni Irak rejiminde ihale garantisi” verdiler.
Portekiz’de coşkulu genel grev
Avrupa Birliği hükümetlerinin bugünlerdeki en önemli gündemlerinden biri, iş güvencesinin yok edilmesi. Portekiz hükümetinin bu amaçla yapmayı planladığı yasal değişiklikler, işçilerin tepkisini topladı.

Zenginlerin ırkçı nefreti
“Hugo Chavez: Kurtarıcının Gölgesinde” adlı kitabın yazarı olan Richard Gott, Venezüella’da yaşananların farklı bir yönüne dikkat çekerek, egemen sınıfların 500 yıllık ırkçı politikalarını hatırlatıyor.


Kirli petrol pazarlıkları
Irak savaşının ardındaki petrol çıkarları, artık gizlenemiyor. Devlete ait Rus şirketi Zarubezhneft’in müdürü, Amerikalı petrol şirketlerini, “Saddam sonrası rejimde ihale garantisi karşılığında, Irak muhalefetine mali destek vermeye” zorladığını bildirdi.
1960’lardan bu yana Irak’ta faal olan Zarubezhneft’in müdürü Nikolai Tokarev, “Amerikalılar, şirketlerle doğrudan görüşmeler yoluyla konumu gündeme getirdiler. Irak’ta bulunmaya devam etmemiz karşılığında, bizden Irak muhalefetini finanse etmemizi istediler” diye konuştu. Tokarev, bu teklifleri “ahlaksızca” bularak reddettiğini, ancak bazı Rus şirketlerinin finansman sağlamayı kabul ederek “kirli bir oyuna giriştiklerini” söyledi.
Rusya’nın kaygıları
Önceki gün Vremya Novostei gazetesinde yayımlanan bu sözler, Irak’a yönelik bir saldırı sonrasında bu ülkedeki Rus çıkarlarının zedeleneceğine dair kaygıların giderek arttığını gösteriyor. Rusya, kurulacak Amerikancı bir rejimin, Bağdat’ın Moskova’ya olan 7 milyar dolarlık borcunu tanımamasından, yeni petrol ihalelerini ise Rus şirketlerini es geçip Batılı tekellere vermesinden endişe ediyor.
Zarubezhneft müdürü, ABD’nin Irak’a saldırmak için öne sürdüğü gerekçelerin de saçma olduğunu söyleyerek, “Amerikalılar için bu macera, petrol piyasasını denetim altına almayı amaçlıyor” dedi.
ABD’nin Moskova Büyükelçiliği, suçlamaları yalanladı.
Aslan payı Rusların
Irak’ın resmi verilerine göre, BM’nin gıda karşılığı petrol programı uyarınca ihraç edilen petrolün yüzde 40’ı Rus şirketleri aracılığıyla satılıyor. Bu durumu değiştirmek isteyen ABD ve İngiltere, geçtiğimiz haftalar içinde yeni bir fiyatlandırma politikasını yürürlüğe soktular. Tokarev, bu yeni politikanın, Irak petrolü alan tüccarlar için büyük ticari risk içerdiğini ve bu nedenle Rus şirketlerinin, Irak tarafından kendilerine tahsis edilen ham petrolün yüzde 20 kadarını geri çevirmek zorunda kaldığını anlattı.
Petrol sahaları
Irak’a yönelik ambargo nedeniyle, Zarubezhneft ve diğer Rus şirketleri, devasa Batı Kurna petrol sahasını faaliyete geçirmek için 1997 yılında imzaladıkları sözleşmeyi hayata geçirebilmiş değil. Tokarev, Rosneft şirketi ile birlikte, Basra Limanı civarındaki sahaları işletmeyi düşündüklerini kaydetti.
Diğer yandan Rusya, ABD’yi Irak’a saldırmaması yolunda bir kez daha uyardı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alexander Yavlenko, “Irak’ın kitle imha silahlarını yok etme çabasının yerine, Irak rejimini değiştirme çabaları geçirilemez. Meşru Irak liderliğini ortadan kaldırmak için BM’nin onayını alma çabaları, BM’nin otoritesini de zedeleyecektir” diye konuştu.
Lukaşenko’dan suçlama
Rusya’nın yakın siyasi ve ekonomik ortaklarından Beyaz Rusya da, ABD’yi suçladı. Beyaz Rusya Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko, ABD’yi, ülkesinin Irak ile ticaretini engellemekle suçlayarak, Irak’a yönelik BM yaptırımlarının kaldırılmasını ümit ettiğini söyledi.
Lukaşenko, Beyaz Rusya’dan ayrılacak olan Irak büyükelçisiyle görüşmesinde yaptığı konuşmada, ülkesinin Irak ile 300 milyon dolar değerinde sözleşmeler imzaladığını belirterek, BM yaptırım komitesininin ABD kanadı tarafından bir engelleme olmaması Irak ikili işbirliğinin daha da artabileceğini kaydetti.
Lukaşenko, IMF ve Dünya Bankası programlarını uygulamayı kabul etmediği için ABD ve Avrupa Birliği tarafından çeşitli yollarla “cezalandırılıyor”. Bu ülkeler son olarak, Beyaz Rusya liderine vize vermeyi reddetmişlerdi.

MACARİSTAN’DAN ÜS TALEBİ
ABD’nin Macaristan’dan, Irak’a saldırı durumunda Iraklı muhaliflerin eğitimi amacıyla bir askeri üssünün kullanımı için resmen talepte bulunduğu bildirildi.
Macaristan Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in konuyla ilgili talebi, ABD’nin Budapeşte’deki büyükelçisi tarafından Macaristan Savunma Bakanı Ferenc Juhasz’a iletildi.
Açıklamayı duyuran Macaristan’ın resmi haber ajansı MTI, ABD’nin Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin 200 kilometre güneybatısına düşen Taszar üssünde 4500 Iraklı muhalifin eğitilmesine izin verilmesini resmen talep ettiğini bildirdi.
Macar hükümetinin, talebi kabul etmesi bekleniyor.
Askeri eğitim başlıyor
Iraklı muhalif gruplar ise, “savaşa hazırlık” için binlerce muhalifin askeri eğitimlerine birkaç gün içinde başlayabileceklerini bildirdi. Irak Ulusal Kongresi’nin üst düzey üyelerinden Nebil Musavi, Iraklı muhaliflerin Londra’da yapacağı toplantıdan önce düzenlediği basın toplantısında, ABD askeri yetkilileriyle Iraklı muhalif unsurların, eğitim programı üzerinde çalıştıklarını kaydetti.


Başa dön


Portekiz’de coşkulu genel grev
Avrupa Birliği ülkelerinden Portekiz’de önceki gün yüzbinlerce işçi ve emekçi, sosyal kısıtlamalara ve işten atmalara karşı genel greve çıktı. Sabah erken saatlerden itibaren başlayan genel grev dolayısıyla fabrikalar, okullar, hastaneler ve kamu daireleri açılmadı.
Şehirlerarası ve şehiriçi ulaşım tamamen dururken, grev, ülkenin en büyük fabrikası olan Volkswagen’in Palmela fabrikasında da etkili oldu. Grev dolayısıyla ülkede gazeteler de sınırlı şekilde yayımlanabildi.
İşten atmalara karşı
İktidardaki sağcı hükümetin yapmayı planladığı sosyal kısıtmalara karşı gerçekleştirilen genel grev dolayısıyla birçok kentte gösteri ve yürüyüşler yapıldı. Genel grevin önemli sebepleri arasında, işten atmaların kolaylaştırılmasına duyulan tepki de bulunuyor.
Avrupa Birliği politikaları çerçevesinde ülkede çalışma yasaları değiştirilerek, işten atmalar kolaylaştırılmak isteniyor. Portekizli emekçiler ise son yılların en büyük sosyal saldırı paketi olan bu girişime izin vermeyeceklerini ilan ediyorlar.
Başbakan Jose Manuel Durau öncülündeki hükümet, işten atmaları kolaylaştırmak ve sosyal hakları budamak için gerekli tasarıları hazırlamış durumda. Tasarıya göre, bütün TİS’ler 2006’da geçerliliğini yitiriyor ve görüşmelere sıfırdan başlanıyor. Şu anda haftalık çalışma süresi en fazla 40 saat iken, bu süre 60 saate çıkarılıyor. Yine, şimdiye kadar patronlar tarafından ödenen mola saatleri de ödenmemeye başlanacak.
Yeni işe alınacakların deneme süresi ise 60 günden 90 güne çıkarılıyor. Gecemesaisi için bugüne kadar saat 20.00’den itibaren verilen gece zammı, 22.00’den itibaren verilecek.
Bütün bu öneriler, hükümet tarafından 15 Ocak’ta meclisin onayına sunulacak.
Uzmanlar, esnek çalışmayı amaçlayan tasarının, yoksulluk ve işsizliği daha da artıracağını belirtiyorlar. Böylece Portekiz, AB’nin “en ucuz işgücüne sahip ülkesi” olacak.
Pazartesi günü de, ülkenin en büyük petrol rafinerlerinde ve demiryolarında işçiler greve çıkmış, protesto gösterileri düzenlemişlerdi. Petrol ve demiryolu işçileri gösterilerine önceki gün de devam ettiler.
Greve katılım yüksek
800 bin üyeli CGTP sendikasının öncülük ettiği genel greve katılım beklenenin üzerinde oldu. Özellikle kamu işyerlerinde greve katılımın yüzde 100 olduğu belirtildi. Havaalanlarında ise 70 iç seferin yarısı iptal edildi.
VW’nin Palmela’daki fabrikasında ise katılım yüzde 88 oldu. Grev dolayısıyla sabah vardiyası yapılmadı.
Genel grev nedeniyle
özellikle başkent Lizbon’da hayat durdu. Otobüs ve tramvayların sefere çıkmamasından ötürü, caddeler insan kalabalığıyla doldu.
Portekiz’de benzer bir grev, bundan 14 yıl önce yapılmıştı.


Başa dön


Zenginlerin ırkçı nefreti
Richard Gott
Eski Venezüella güzeli olan Pilin Leon, cumartesi günü Londra’da, dünya güzelinin seçimiyle ilgileniyordu. Bu sırada, adını taşıyan petrol tankeri, yasadışı bir biçimde Maracaibo Gölü’ne (Venezüella petrolünün ana kaynağı) demirlemiş, bir süre sonra güverteye çıkacak olan askerleri beklemekteydi. Tarihin sonunun sınıf mücadelesinin sonu anlamına geldiği söylenir; ama Venezüella’da yaşananlar, bu mücadelenin gayet zinde olduğunu gösteriyor.
Pilin Leon’un kaptanı demirlediğinde, başkent Caracas’taki hükümet karşıtı grevle dayanışmasını ifade ediyordu. Ama tankerin mürettebatı greve ve kaptanlarının bu korsanlığına karşıydı. Askerler, Devlet Başkanı Hugo Chavez’in emriyle gemiye çıktığında, sadece kaptanı görevden aldılar.
Zengin protestoları
Chavez hükümetine karşı çıkan Venezüella’nın üst ve orta sınıfları, son bir yıldır Caracas’ın zengin semtlerinde protestolar düzenliyor. Bu arada, kent nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan yoksullar, gecekondularından inip “kendi” başkanlarını savunmaya çalışıyor.
Chavez’in ezici seçim zaferinin üzerinden tam dört yıl geçti. Ama bugün, onun istifasını hedefleyen isyan niteliğinde bir grev, bir haftasını doldurdu. Devlet Başkanı, bugüne dek güç durumlardan kurtulmayı hep bildi.
Nisan ayında, benzer bir senaryo askeri darbeyle sonuçlanmış, ama Chavez, yoksullar ve ordu arasında kurulan ittifak sayesinde kurtulmuştu. Başkan, bu kez gafil avlanmayacağını söylüyor.
Chavez’in avantajları
Muhalefet, nisan ayında başaramadığını aralık ayında yapmayı umuyor, ama durum eskisi gibi değil. Silahlı kuvvetler, her zamankinden daha fazla, başkanın yanında. Önemli mevkilerde artık sağcı generaller bulunmuyor; nisan darbesine karışanların hepsi de emekliye sevk edildi.
Uluslararası durum da farklı. ABD, nisan darbesini memnuniyetle karşılamıştı. Ama bu kez daha temkinli. Amerika Devletleri Örgütü (OAS) Başkanı Cesar Gaviria’nın yürüttüğü müzakereleri destekliyor.
Ancak ordunun ve ABD’nin tutumundan daha önemlisi, yoksulların artık daha örgütlü olması. Öyle ki, bir iç savaş çıkabileceği konuşuluyor. Nisan darbesine dek, yoksullar Chavez’e oy verip durdular. Ama başkanın devrimci programı tepeden, halk katılımı olmadan yürüyordu. Muhalefetin, Pinochet tipi bir rejim amaçladığını ortaya çıkaran darbenin ardından, halk, bu hükümeti savunması gerektiğinin ayırdına vardı. Muhalefetin protesto eylemleri, aslında orta ve üst sınıfların hiç de istemediği bir şeyi canlandırdı: Bir sınıf ve ırk savaşının hayaleti.
Beş yüz yıllık nefret
Muhalefet sözcüleri, Chavez’in ülkeyi ekonomik kaosa götüren bir solcu olduğunu söylüyor. Ama onların korkunç nefretinin ardında; çoğu siyah, yerli ve melez olan halkın örgütlü gücüyle yüz yüze gelen beyaz elit azınlığın dehşeti yatmakta.
Ortaya çıkan nefretin derinliğini, ancak beş yüz yıl öncesine, Avrupalı yerleşimcilerin Afrikalı kölelere ve yerlilere karşı uyguladığı ırkçılık açıklayabilir. Hiç de beyaz olmayan, üstelik kendisini “yoksulların başkanı” olarak tanıtan Chavez, bu ırkçı nefretin hedefi.
Muhalefetin kozu; nisan ayında ve bugün, devletin elindeki petrol şirketi PDV oldu. Dünyanın en büyük beşinci petrol ihracatçısı olan bu şirket, ABD’nin önemli tedarikçilerinden. 25 yıl önce millileştirilen şirket, yıllardır, yöneticilerinin ceplerini doldurmaya yarıyor. Kârlar, Venezüella hariç her yere yatırılıyor.
Chavez’in iktidara gelmesinden önce, mühendis ve yöneticilerin de onayıyla, şirket özelleştirilmeye hazırlanıyordu. Ama yeni Venezüella Anayasası, özelleştirmeyi yasaklıyor. Bu nedenle, ülkenin orta sınıfları ve zengin üst sınıfı, petrol şirketini bir tür şok silahı olarak kullanıyor, bütün ekonomiyi durdurmaya çalışıyorlar.
Chavez’in önündeki acil görev; petrol şirketini tekrar devlet denetimi altına almak ve yöneticilerini değiştirmek.
Eğer Pilin Leon tankeri mürettebatı gibi yoksulları destekleyecekse, avantaj elde etmek için olağanüstü hal ilan etmek zorunda kalabilir.
(The Guardian)


Başa dön


‘Vurun hastaya’ siyaseti
İsveç Çalışma Bakanı Hans Karlsson, hastalık izni yapma hakkının kulanımına ilişkin yeni uygulamalara gidileceğini açıkladı. Bundan sonra hasta olan emekçilerden yeni taleplerde bulunulacak. Bu talepleri kabul etmeyerek işinin başına dönmeyen hastalara yaptırım uygulanacak. Hastalık kasasından aldıkları yardım kesilecek. Açıkçası, işçi ve emekçilerin hastalanma hakları ortadan kaldırılacak. Çalışma Bakanı, daha önce yaptığı, “işçilerin hastalanmasından işverenin sorumlu olduğu” yolundaki açıklamasının “refleksel ve abartılı” olduğunu belirterek, üstü kapalı bir şekilde patronlardan özür dilemeyi de ihmal etmedi. Yeni uygulama ile birlikte uzun süre hastalık izni yapan işçilere “başka işler” önerilecek, bunu kabul etmemeleri halinde hastalık kasasından aldıkları yardım kesilecek. Hastalık izni yapma hakkının kullanımı, son iki yıldır yoğun bir biçimde gündeme getiriliyor. Sorunu gündeme ilk kez getiren Ericsson, Volvo, SKF, Electrolux gibi büyük tekellerin temsilcileri oldu. İşverenlerden aldıkları işaretle harekete geçen sermaye basını, bu hakkın kullanımını sorgulamaya başladı. Satılık kalemler, bu hakkın emekçiler tarafından istismar edildiğini, ülke ekonomisine zarar verdiğini ve tekellerin rekabet gücünü zayıflattığını yazıp çizmeye başladılar. Düzen partileri, hazırladıkları bildirgelerde sorunu en iyi kendilerinin çözeceklerini ilan ederek hastalara karşı savaş açtılar. Tutucu Ilımlı Parti, hastalık izni yapanların sayısını yarıya indirmek için doktorların rapor yazma haklarının sınırlandırılmasını önerdi. “Ahlak düşkünü” Hıristiyan Demokratlar ise, “ahlaksız” emekçilerin hile yapmalarını yalnızca kendilerinin engelleyebileceklerini söylediler. Muhalefet partileri, 1991-94 yıllarında iktidar oldukları dönemde hastalık ödentisini yüzde 80’e düşürerek ve hastalığın ilk gününde ödeme yapılmasını durdurarak, hasta olanların sayısını azaltıklarını iddia ettiler. Düzen partilerine göre, hastalara ödeme yapılmaması işçileri daha sağlıklı yapıyordu!
İtalyan rektörler topluca istifa etti
İtalya üniversiteleri rektörleri, hükümetin gelecek yılki bütçede yapmayı planladığı fon kesintilerini protesto etmek amacıyla topluca istifa etti. 77 üniversitenin rektörü, ülkenin zayıflayan ekonomisine rağmen sermayeye yüklenen vergileri azaltmak isteyen Silvio Berlusconi hükümetinin kararlarına karşı olduklarını, bütçedeki kısıtlamaların yüksek öğretimin geleceğini tehlikeye soktuğunu açıkladılar. Daha önce benzeri görülmeyen bu protestonun, Berlusconi ve hükümeti için büyük bir utanç olduğu yorumları yapıldı. Hükümet, protesto üzerine Hazine Bakanlığı’nı devereye sokarak “ılımlı” açıklamalar yaptı. İstifalar, Üniversite Yöneticileri Örgütü Başkanı Piero Tosi tarafından açıklandı. Tosi, eğitime ayrılan bütçenin bu oranda kalması durumunda üniversitelerin en fazla iki ya da üç yıl daha ayakta kalabileceğini belirtti. Profesör Tosi, “Bu yıl kopma noktasına geldik. Üniversitelerin ihtiyaçlarının karşılanmadığı bir bütçeye evet diyemeyiz” dedi.
Barzani: Türkiye çok hassas
İran’ın başkenti Tahran’da temaslarda bulunan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, “Türkiye’nin bir Kürt devletinin kurulmaması konusunda çok hassas olduğunu ve yeni Türk hükümetiyle ilişkilerinin iyileşmesini umduğunu” söyledi. Barzani, Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, üç gündür yoğun temaslarda bulunduğu ve medyayı izleyemediği için, ABD Başkanı Bush ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmesinden haberi olmadığını söyledi. Barzani, “Türkiye, Kürt devletinin kurulmaması konusunda çok hassastır. Biz Kürt devleti kurmayacağımızı söyledik. Erdoğan’ın Bush ile görüşmesinin iyi olacağını düşünüyoruz. Erdoğan ve yeni Türk hükümeti eskilere göre çok farklı. Şimdiki ortamın Türkiye ile ilişkilerimizin iyileşmesi için iyi olduğunu düşünüyoruz ve bu konuda çaba göstereceğiz” dedi. Bir gazetecinin, “ABD’nin Türkiye’ye Kuzey Irak’taki petrol sahalarını kullanması sözü verdiği, Türkiye’nin de Türkmenlerin haklarının verilmemesi halinde müdahalede bulunacağı” yolunda söylentileri sorması üzerine Barzani, “Türkiye ile aramızda sorun kalmamasına çaba göstereceğiz” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net