www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ürdün'de sokak savaşı
İşbirlikçi Arap rejimleri, ABD-İsrail saldırganlığına karşı kabaran öfkeyi kanla bastırıyor. Ürdün yönetimi, olası bir Irak saldırısı öncesinde halka karşı "temizlik" harekatı başlattı.

Brüksel'de bir sorumsuz sorumlu!
Valerie Giscard D'Estaing, Türkiye'nin "Avrupalı olmadığını" ilan ederek, adeta AB şeflerinin "bilinçaltı"nı ifade etmiş oldu. D'Estaing'in sözlerinin ardından doğan tepkilere bakıp aldanmamalı; bu kurt politikacının çıkışının "fevri" veya "bireysel" olduğunu zannetmek yanılgı olacaktır.

Bush: BM'ye muhtaç değiliz
ABD Başkanı George W. Bush, Irak'a saldımak için "BM'den izin almaya ihtiyaçları olmadığını" bir kez daha vurguladı.


Ürdün'de sokak savaşı
ABD'nin Irak'a yönelik saldırı düzenlemesi halinde Ortadoğu ülkelerinde neler yaşanabileceği, Ürdün'deki kanlı bir ordu-polis baskınıyla ortaya çıktı. ABD-İsrail saldırganlığına tepki duyan binlerce Ürdünlü, devlet güçlerinin saldırısına uğradı.
Polis ve ordu birlikleri, pazar günü Maan kentinde geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirdiler. Ülkedeki üst düzey bir ABD'li diplomatın iki hafta önce öldürülmesini gerekçe gösteren özel kuvvetler, karşılarında yüzlerce silahlı genci buldu.
Irak gerilimi
Resmi açıklamaya göre Maan baskınının sebebi, "şeriatçı örgüt üyelerini ele geçirmek"ti. Adı belirtilmeyen bir yetkili, amaçlarının "Irak savaşının çıkması halinde sorun yaratabilecek olan şüphelileri ele geçirmek" olduğunu anlattı. Yetkili, "Savaş halinde durumun kontrolden çıkmasını engellemek için bir adım atıyoruz" diyerek, benzer operasyonların süreceği mesajını verdi.
Çatışmalarda bir Ürdün askeri ile üç gencin öldüğü, çoğu sivil ve polis olmak üzere en az 25 kişinin yaralandığı öğrenildi. Yaralı polislerden birinin durumu ağır. Devlet güçlerinin kurşunlarına hedef olan onlarca sivilin de hastanelerde olduğu bildirildi. Çatışmaların, dün de yer yer devam ettiği ve devlet güçlerinin insanları tutuklamayı sürdürdüğü öğrenildi.
Yüzlerce genç direndi
Tanıklar; baskının şafağın sökmesiyle birlikte başladığını ve ağır makineli ateşi eşliğinde saatlerce devam ettiğini belirtti.
Başkent Amman'dan getirilen zırhlı araçlar, Maan'ın çevresinde mevzilenerek mahallelere yaylım ateş açtılar. Kent merkezindeki Filistin Caddesi'nde başlayan çatışmalar, ilerleyen saatlerde çevreye yayıldı. 40 bin nüfuslu şehirde, sokağa çıkma yasağı ilan edildi, okul ve resmi daireler kapatıldı. Ayrıca, basına bilgi verilmesini önlemek için bütün telefon hatları kesildi.
Bu baskıya rağmen, maskeli ve silahlı yüzlerce genç, sokak sokak çatışarak mahallelerini savunmaya çalıştı.
Özel polis kuvvetleri evleri tek tek arayarak 30 civarında genci götürdüler.
IAF'nin kalesi
Bölge, İslami Eylem Cephesi (IAF) adlı örgütün "kalesi" olarak biliniyor. Hükümetle çatışmaktan kaçınan ve ülkenin en büyük siyasi grubu olan IAF, devlet güçlerinin benzer saldırılara devam etmesi halinde gerilimin tırmanacağı uyarısında bulundu.
Ürdün muhalefetinin önemli bir parçası olan Müslüman Kardeşler de, ılımlı açıklamalar yapmayı tercih etti. Müslüman Kardeşler açıklamasında, "Hükümet, aranan kişileri böylesi bir şiddete başvurmadan da ele geçirebilirdi" denildi.
Devlet televizyonundan bir açıklama yapan İçişleri Bakanı Kaftan el-Mecali ise, ortaya çıkan kanlı tablonun sorumluluğunu "yasadışı silahlı gruplar"a yükledi.
Mecali, tutuklanan çok sayıda silahlı kişinin içinde "başka Arap ülkelerinden insanlar" olduğunu söyledi, ancak ayrıntı vermedi.
Muhalefetin merkezi
Başkent Amman'ın 320 kilometre güneyinde olan Maan, son yıllarda Irak ve Filistin halkına destek gösterilerinin merkezi oldu. Maan sakinlerinin büyük bir bölümü, hem Suudi Arabistan, hem de Ürdün vatandaşı. El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in burada çok sevildiği biliniyor.
Devlet güçleriyle bölge halkı, daha önce de sık sık karşı karşıya gelmişti. Son olarak, geçen ay sonlarında Ebu Seyyaf adıyla bilinen şeriatçı lider Muhammed Çelebi, polis tarafından vurularak yaralanmış, ancak kaçmayı başarmıştı. Çelebi'nin halen Maan'da, taraftarlarının arasında olduğu ve özel kuvvetlerin onu bulmaya özel önem verdiği belirtiliyor.
Ürdün kuvvetlerinin, Amerikalı diplomat Laurence Foley'in öldürülmesinden sonra, olayla bağlantılı olarak 100 civarında kişiyi tutukladığı belirtiliyor.
Maan kentinde sözü geçen aşiret liderleri, hükümetin kendilerinden 30 civarında kişiyi teslim etmelerini istediğini anlatarak, bu talebi reddettiklerini ve saldırının böyle başladığını kaydettiler. Foley suikastı ile, ülkede ilk kez bir Batılı diplomat öldürülmüş oldu.
Diğer yandan, Filistin sınırını geçerek İsrail askerlerine bombalı saldırı düzenlemek isteyen bir Ürdünlü'nün de, Ürdün ordusu tarafından öldürüldüğü açıklandı.

CIA KATLİAMLARI SÜRECEK
Ortadoğu'daki işbirlikçi rejimler, halktaki öfkeyi terör yoluyla bastırmak için en büyük desteği ABD'den alıyorlar. Bölgeye "demokrasi" getirme iddiasında olan Amerikan yönetimi, Ürdün'deki kanlı baskınla ilgili hiçbir açıklama yapmayarak, benzer operasyonları desteklediğini gösterdi.
Ancak ABD, Yemen'de El Kaide üyesi olduğu öne sürülen 6 kişinin CIA tarafından füzeyle öldürülmesi gibi, bölgeye bizzat müdahale edebiliyor. ABD Başkanı Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Bush'un, Yemen'dekine benzer saldırılar için birçok kişiye geniş yetki verdiğini söyledi. Rice, Fox News'e yaptığı açıklamada, "Başkan, ülkeyi korumak için birçok kişiye geniş yetki verdi. Bu yeni bir savaş. Birçok farklı cephede savaşıyoruz" dedi. Bu tür saldırıların, Amerikan yasaları ya da uluslararası hukuku ihlal edip etmediği yönündeki soruya "Burada anayasal sorunların ortaya çıkmayacağına sizi temin ederim" yanıtını veren Rice, "Başkan, kabul edilen uygulamanın sınırları ve anayasal yetkisinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor" diye konuştu.

İsyan bastırma araçları
ABD ile işbirliği içinde olan diğer Arap rejimleri de, halka yönelik benzer saldırılara hazırlanıyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri'nden yetkililer, bölgede gerilimin giderek arttığı bu günlerde, "güvenlik önlemlerini artırma" kararı aldı.
BAE hükümeti, bu amaçla, "sokak hareketleri ve isyanlara karşı" kullanılacak yeni güvenlik ekipmanı satın alacak. Batı ülkelerinden istenecek malzeme arasında, özel kuvvetler için ekipman ve "anti-isyan sistemleri" olduğu bildirildi.


Başa dön


Brüksel'de bir sorumsuz sorumlu!
Haber Analiz /Rıza Saygılı
Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard D'Estaing, Avrupalıların çoğunun düşünüp de yüksek sesle ifade etmekten kaçındıkları şeyleri açık ve net olarak ifade etti. Eski Fransa cumhurbaşkanı Giscard D'Estaing, Le Monde gazetesine verdiği demeçte, Türkiye'nin Avrupalı olmadığını, kültürel ve dini değerler bakımından uyuşma olamayacağını, Türkiye'nin AB'ye girmesini isteyenlerin aslında Avrupa projesine düşman olduklarını vb. söyledi.
Giscard'ın bu sözleri, boş bulunduğu bir anda, "duygularının etkisinde kalarak" söylediğini sanmak, yanılgıdır. Aksine, son derece bilinçli bir biçimde seçilmiş bir zamanda ve zeminde edilmiştir bu sözler. Sözleri söyleyen kişinin kendisi açısından yeni bir durum söz konusu değildir. Giscard D'Estaing, eskiden beri bu görüşleri savunan ve açıkça dile getirmekten de kaçınmayan bir kişidir.
Daha önce de konuşmuştu
1999'daki Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin aday üyeliği kabul edildiğinde de, hemen hemen aynı sözcüklerle buna karşı çıkmış, bunun bir ikiyüzlülük, hem Avrupa'ya ve hem de Türkiye'ye karşı bir haksızlık olacağını belirtmişti.
"Türkiye, öneminden bağımsız olarak, topraklarının ve nüfusunun çoğunluğu Avrupa sınırları dışında bulunan, bu nedenle de Avrupa devletleri birliğinde yeri olmayan bir ülkedir (…) Avrupa ülkelerinin yöneticilerinin çoğu, Türkiye'nin birliğe girmesinin, Avrupa projesinin özüyle uyuşmadığını biliyorlar. Bunu, özel konuşmalarda da ifade ediyorlar, ama bir araya geldiklerinde, Türkiye ile çelişkiye girme riskini göze alan yok (…) Amerikalılar, Avrupa Birliği sürecininin hızlandırılması için girişimde bulunuyorlar. Bu onların görevi değildir. Onların Türkiye lehine girişimlerine bakarak biz de, mesela Meksika'nın veya Kanada'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne dahil olması için çaba sarf etsek nasıl olurdu? Amerika'nın yaptığı mantıksızlıktır! (…) Eğer Türkiye Avrupa Birliği'ne girecek olsa, Irak AB'nin sınır komşusu olurdu. Bu da başka bir dünyada olmak demektir ki, anlamsızdır!" (Geopolitik dergisi, sayı 69, Nisan 2000, Valery Giscard d'Estaing'le röportaj)
Söyletene bakmalı
Ama Giscard bu sözleri söylediği dönemde, sadece emekli bir cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşuyordu. Bugün ise, Avrupa'nın gelecekteki kurumsal yapısının omurgasını teşkil edecek olan anayasanın oluşturulması ve kurumların işlevinin belirlenmesi göreviyle yükümlü olan Konvansiyon'un başkanı sıfatıyla konuşmaktadır. Konvansiyon, bir proje hazırlamakla görevli organ olduğu için, AB'nin resmi kurumu sıfatını taşımamaktadır. Yani Giscard D'Estaing'in konumu, tam bir "sorumsuz sorumlu" konumudur. Netameli konulara ilişkin görüşlerin, çoğu durumda, bu türden kişiler vasıtasıyla ortaya atılması ise, neredeyse bir diplomasi geleneği olarak yerleşmiştir.
Klasik argümanlar zayıfladı
Zira, bir süreden beri Avrupa Birliği'nin yetkili kurumları ve tek tek üye ülkelerin yöneticileri, Türkiye ile ilişkiler bakımından nazik bir süreçten geçmekteydi. Her zaman bir bahane bulmak mümkün olmakla birlikte, Türkiye'nin üyelik başvurusunu açıktan reddetmek ya da ertelemek için gerekçeler azalmaktaydı. Daha doğrusu, önceden hep Türkiye'nin önüne çıkarılan argümanlar bakımından bir zayıflık yaşanmaktaydı. Türkiye birkaç hamle daha yapsa, Kopenhag Kriterleri olarak bilinen kriterlere üç aşağı beş yukarı uyum sağlayabilecek bir konuma gelmekteydi. En azından kâğıt üzerinde bu böyleydi. Ve kâğıt üzeri, burjuva demokrasilerinde esas olandır, yok değilse ve işin gerçeğine bakılacak olsa, hiçbir Avrupa ülkesinin dört dörtlük demokratik bir yönetime sahip olmadıkları meydana çıkacaktır.
Kapıyı kapama sebepleri
Bu durumda, Türkiye'nin AB'ye kabul edilmemesinin gerçek nedenlerini itiraf etmek ve kozları açıkça oynamak dışında pek bir seçenek kalmamaktadır. Türkiye'nin AB'ye kabul edilmemesi için onlarca gerekçe sayılabilir. Bunlar arasında en önemlileri şunlardır:
Birincisi; Türkiye ABD'nin güdümündedir. Avrupa ve İngiltere'nin yanı sıra ikinci bir ABD "ajanı"na ihtiyacı ve tahammülü yoktur. (Nitekim Giscard D'Estaing'in Le Monde gazetesine verdiği mülakattaki en önemli belirleme, bununla ilgili olanıdır. Giscard, Türkiye'yi ABD'nin 'Truva Atı' olarak nitelemekte ve ABD'nin, Türkiye'yi AB'ye sokarak Avrupa hayalini baltalama peşinde olduğunu vurgulamaktadır.) Türkiye, bu denli ABD güdümünde kaldığı müddetçe, AB'ye alınması zordur ya da AB üzerinde ABD vesayetinin tayin edici derecede artmasına bağlıdır. Bugünkü "barış ortamında" bu zor görünmektedir.
İkincisi; Türkiye genç bir nüfusa sahiptir ve nüfusu hızla artmaktadır. Yapılan tahminlere göre 15-20 sene içinde Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olmaya adaydır. Birçok bakımdan paylaşımın nüfus hesabına göre yapıldığı ve öyle yapılmasının kararlaştırıldığı (Nice Zirvesi'nde) AB'de, Türkiye'nin girmesi halinde dengeler sarsılacaktır. Türkiye, pazarı ekonomik bakımdan istila edilse bile, tümüyle istilayı kabullenecek bir ülke kategorisinde değildir. Tabiri caizse, "yutulması zor lokma"dır. Bu önemli bir sorundur.
Üçüncüsü; kültürel ve dini değerler bakımından uyuşmazlık, esaslı değilse de önemli bir etkendir. Sermayenin dininin para olduğu doğru olmakla birlikte, sermayedarlar, kurdukları Avrupa'ya halkların desteğini almak gibi bir görevle de karşı karşıya bulunuyorlar. Türkiye bu bakımdan da sorun teşkil etmektedir.
Dördüncüsü; Türkiye, Somali değildir ama, çözülmemiş önemli yapısal problemlere sahip bir ülkedir. Bunların halledilmesi için zahmete girme ve zaman yitirme riski almadan, Türkiye'yi bir açık pazar olarak kullanmak, AB (AB'nin büyükleri) için daha elverişli bir seçenektir. Nitekim bugün yapılmakta olan ve devam ettirilmek istenen de budur.
Türkiye'nin diplomasi atağı
Şimdiye kadar Türkiye'nin karşısına hep insan hakları, demokrasi, azınlıklar meselesi, Kıbrıs ve Ege sorunları, idam cezası vb. sorunlar gerekçe olarak çıkarılmaktaydı. Şimdi hem bunları aynı şekilde tekrar etmenin artık pek bir inandırıcılığı kalmamıştır, hem de tüm bu sorunların var olduğu bilindiği halde, Helsinki'de Türkiye'ye aday üyelik statüsü tanınmıştır ve uluslararası hukuk normları gereğince, tanınan statüye uygun adımların atılması gerekmektedir. Mantıklı olan, sürecin böyle gelişmesidir.
Türkiye, bu kez işi sıkı tuttu. Tüm hatlarıyla bir diplomasi atağına girişti. Büyük birader ABD de, kendi çıkarları gereğince bu konuda oldukça titiz ve baskıcı davrandı. (Helsinki Zirvesi'nden önce ve bizzat zirve esnasında Clinton'un ve adamlarının Türkiye'nin aday üyeliği yönündeki çabalarını hatırlayalım.)
Asıl hedef ABD
Şimdi de Türkiye ve ABD, Avrupa Birliği ülkelerini benzer bir ablukaya almış bulunuyorlar. Giscard D'Estaing'in tepkisi, biraz da köşeye sıkışan vahşi hayvanın pençe atmasına benziyor ve aslında Türkiye'den ziyade ABD'ye yöneltilmiştir. "Türkiye'nin AB'ye girmesini en çok isteyenler, aslında AB'nin düşmanlarıdır" diyerek, açıktan ABD'yi hedeflemiştir. Giscard'ın gözünde Türkiye, ABD tarafından kullanılan, Avrupa tarafından aldatılan bir zavallıdır.
Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard D'estaing'in Türkiye ile ilgili bu çıkışı, her ne kadar resmi onay bulmadıysa da, resmi mercilerle danışıklı olarak yapılmış bir çıkıştır ve bazı şeylerin açıktan tartışılmaya başlanmasına vesile olacaktır.
D'Estaing haklı!
Açıklamanın yayınlandığı günden itibaren başlayan tartışmalar, bunun göstergesidir. Gerekçeleri ve gerici önyargıları bir tarafa bırakılacak olursa, Avrupalı küstah Giscard, söylediklerinin vardığı sonuç itibarıyla haklı bile sayılabilir. Yani Türkiye'nin, emperyalist büyük devletler egemenliğinde tekellerin Avrupa'sı olarak şekillenmekte olan AB'ye girmekte hiçbir çıkarı yoktur. Bunun için el açıp boyun bükmeye ise hiç gerek yoktur. Türkiye, "kullanılan ve aldatılan zavallı" konumundan çıkıp, her türlü emperyalist bağımlılık ilişkisinden ve vesayetten kurtularak, bağımsız, demokratik ve müreffeh bir ülkeye doğru adım atabilir.
Bunun yolunun ise, AB'den geçmediği kesindir.


Başa dön


Bush: BM'ye muhtaç değiliz
ABD Başkanı George W. Bush, Irak'a saldımak için "BM'den izin almaya ihtiyaçları olmadığını" bir kez daha vurguladı.
Beyaz Saray Genel Sekreteri Andrew Card, önceki gün NBC televizyonuna verdiği demeçte, Irak'ın BM Güvenlik Konseyi tarafından kararlaştırılan "zorunluluklarını" ihlal etmesi halinde BM'nin toplanıp konuyu tartışabileceğini, ancak ABD'nin BM'den izin almasına gerek olmadığını belirtti ve "Onların iznine ihtiyacımız yok" diye konuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da, "Saddam Hüseyin'in yerinde olsam, ABD'nin niyetlerini çok ciddiye alırdım. Bunun ABD'nin havaya savurduğu bir tehdit olmadığını anlardım" diye konuştu.
'Yeni karara gerek yok'
ABD'nin en yakın destekçisi olan İngiltere'nin Savunma Bakanı Geoff Hoon, ABD'nin Irak'a savaş açmak için BM'den yeni bir karara "çok da ihtiyacı olmadığını" söyledi. Hoon, BBC muhabirinin, "Birçok ülke, yeni bir BM Güvenlik Konseyi'nin kararı olmaksızın ABD'nin Irak'a savaş açmak için gerekli izni alamadığını düşünüyor" şeklindeki yorumuna, "Bunun gerekli olduğunu düşünmüyorum" diyerek, bu fikri paylaşmadığını vurguladı. Savunma Bakanı Hoon, Irak yönetiminin BM silah denetçileriyle işbirliği yapmaması halinde BM Güvenlik Konseyi'nin yeniden konuyu tartışacağını söyledi, ancak saldırmak için yeni bir BM kararının gerekli olup olmadığı konusundaki düşüncesini açıklamayı reddetti.
Suriye'nin uyarısı
1441 sayılı karara "Evet" oyu kullanarak dünyayı şaşırtan Suriye ise, Irak'ı uyardı. Dışişleri Bakanı Faruk Şara, kararın Irak'a yönelik bir savaşı "şimdilik" önlediğini belirttikten sonra, "Ancak bu karar tuzaklar içeriyor olabilir. Bağdat dikkatli olmalı" dedi.
Şara, karara "Evet" demelerinin sebebinin, "Irak'ı hızlı ve yakın bir saldırıdan korumak" olduğunu söyleyerek, "1441, savaş ihtimalini birkaç hafta veya ay boyunca yok ediyor. Biz, bu kararın Irak'a karşı güç kullanımı içermediğine dair güvence ve garanti aldıktan sonra 'Evet' dedik" diye konuştu.
Bu güvencelerin Fransa, Rusya ve ABD'den alındığını açıklayan dışişleri bakanı, buna rağmen "net olmayan bazı noktalar olduğunu" itiraf etti. Faruk Şara, "Bazı ayrıntılar; olumsuz sonuç doğurabilecek tuzak ve belirsizlikler içeriyor. Umarız Iraklı kardeşlerimiz, başlayabilecek olan Amerikan provokasyonlarına gelmez. Çünkü bu provokasyonlar, ABD'nin Irak'ın BM kararlarına saygı duymadığını söylemesi için en çok güvendiği şey" uyarısını yaptı.
Irak'a gidecek olan BM denetçileri içinde Arapların olması için çalışacaklarını kaydeden Şara, "Eğer savaş patlak verirse sebebi bir kıvılcım olacaktır. Bu kıvılcım da, denetçilerin raporudur" dedi.

TALABANİ ANKARA’YA GELİYOR
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani’nin temaslarda bulunmak üzere hafta sonunda Ankara’ya geleceği öğrenildi. Programında değişiklik olmaması durumunda, Talabani’nin 16 ya da 17 Kasım’da Ankara’da olması bekleniyor.
Edinilen bilgiye göre Talabani, 19 Kasım Salı günü Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşecek. Talabani’nin başka temaslarda bulunması da öngörülüyor.
Parti başkanı sıfatıyla daha önce AK Parti lideri Tayyip Erdoğan ve CHP lideri Deniz Baykal’ı ziyaret eden Talabani, AK Parti’nin seçimlerden birinci parti olarak çıkmasından sonra da Erdoğan’a tebrik mesajı yollamıştı.
ABD yanlısı Iraklı muhaliflerin 22 Kasım’da Brüksel’de yapılması öngörülen toplantısı öncesinde Ankara’da görüş alışverişinde bulunacak olan Talabani ile yapılacak görüşmelerde, Kuzey Irak’taki son gelişmeler çerçevesinde bölge parlamentosu, anayasa ve Türkmenlerin durumu konularının ele alınması bekleniyor.

Güney Irak’ı vurdular
Körfez’deki Amerikan Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkan uçakların, Irak’ın güneyine bomba yağdırdığı bildirildi. ABD Merkez Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, uçakların önceki gün Irak’ın başkenti Bağdat’ın güneydoğusundaki Talil yakınlarında bulunan, karadan havaya füze atan iki savunma hedefini vurduğu iddia edildi.
Saldırıda ölü veya yaralı olup olmadığı henüz bilinmiyor.
Bu arada Yeni Zelanda, Ortadoğu sularında bulunan saldırı kuvvetlerine katılmak üzere Körfez bölgesine bir savaş gemisi ile keşif uçağı gönderecek.
Yeni Zelanda Başbakanı Helen Clark, Deniz Kuvvetleri’nden bir firkateynin, Umman Denizi ile Umman Körfezi’nde devriye gezen Kanada liderliğindeki Koalisyon Görev Gücü’ne katılacağını açıkladı. Clark, gelecek yıl başlarında, Deniz Kuvvetleri’nden P3 Orion tipi bir keşif uçağının da bu operasyonda görev alacağını söyledi. Başbakan Clark, haftalık olağan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “uluslararası terörizm tehlikesinin devam ettiğini” söyleyerek, “Bu tehdide karşı çıkmak için küresel işbirliğine ihtiyaç vardır” dedi. Körfez’e gönderilecek, güdümlü füzeler taşıyan, 173 mürettebatı bulunan Anzac sınıfı firkateyn, Haziran 2003’e kadar bölgede kalacak. Yeni Zelanda, Afganistan’daki işgale de aktif destek veriyor.


Başa dön


İsrail çiftliğine saldırı: 5 ölü
Bir çiftliğe saldırı düzenleyenen silahlı Filistinliler, 2'si çocuk 5 İsrailli'yi öldürdü. İsrail yetkilileri, sayılarının birden fazla olduğunu tahmin ettikleri saldırganların yerlerinin, tüm aramalara rağmen tespit edilemediğini belirttiler. Bölge polis şefi Yaakov Borovsky, eylemcilerin başkent Tel Aviv'in 50 kilometre kuzeydoğusundaki çiftlikten ayrılırken bıraktıkları izlerin bulunduğunu, aramaların sürdüğünü ifade etti. Saldırıdan 2 saat sonra, saat 02.00'de İsrail helikopterlerinin Gazze kentinin merkezinde bulunan büyük bir araba tamirhanesine roketli saldırı düzenlediği belirtildi. "Silah yapım atölyesi" olduğu öne sürülen tamirhaneye 4 füze isabet etti. Saldırıda ölen ya da yaralanan olup olmadığı bilinmiyor.
Çeçenya’da Rus helikopteri düştü
Çeçenya’da MI-24 tipi bir Rus saldırı helikopteri düştü. Başkent Grozni’nin 15 km güneyinde düşen helikopterde bulunanlardan ölen olmadığı bildirildi. İnterfaks’ın haberine göre, kurtarma ekipleri olay yerine gelerek enkazda bulunanları çıkardı. Kurtarılanlar, alçak irtifada seyrederken teknik bir arıza sonucu yere çakıldıklarını, araca ateş açılmadığını söylediler.
Çeçen rehine serbest bırakıldı
Rusya’nın başkenti Moskova’da geçen ay düzenlenen tiyatro baskınının ardından Rus güçlerince gözaltına alınan Çeçen rehinenin, 10 gün tutuklu kaldıktan sonra geçen hafta serbest bırakıldığı bildirildi. Baskını düzenleyen silahlı Çeçenlerle işbirliği yaptığından kuşkulanılan ve bu yüzden gözaltına alınan Yahia Nesserkhoyeva’nın avukatı Stanislav Markelov, yüzlerce rehinenin kurtarılması için düzenlenen operasyonun ardından gözaltına alınan müvekkilini “terörist” olarak tanıtan Rus Jizn gazetesi hakkında dava açabileceklerini söyledi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net