www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Yeni ekonomik kriz kapıda’
Atılım Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Sinan Sönmez, tüm ekonomik göstergelerin olumsuz mesajlar verdiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin derin bir ekonomik ve toplumsal kriz içinde olduğunu dile getirdi.

3 bin şirkete büyük gözaltı
Maliye Bakanlığı uzmanları, vergi avına başladı. Türkiye ile iller bazında en yüksek ciro ve işlem hacimlerine sahip firmalar araştırıldı.

Irak savaşının ağır sonuçları olur
TZD Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Irak’a yapılacak bir müdahaleye Türkiye’nin taraf olmasının Türkiye halkı açısından ağır sonuçlar doğuracağını söyledi.


‘Yeni ekonomik kriz kapıda’
Şebnem Turhan
Atılım Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Sinan Sönmez, tüm ekonomik göstergelerin olumsuz mesajlar verdiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin derin bir ekonomik ve toplumsal kriz içinde olduğunu dile getirdi.
Gazetemizin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Sönmez, önümüzdeki döneme ilişkin de, “Seçimler geliyor. Türkiye’de IMF’ye, DB’ye, bu tür finansal kurumlara taahhüt mektubu vermeyen, kendi halkına, bütün bu politikalardan zarar görenlere taahhüt veren hükümete ihtiyaç var” diye konuştu.
“Türkiye ekonomisinin iyiye gittiğine” dair açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de ekonomi denilince, borçların döndürülmesi bütün mesele. Hükümet borçların döndürülmesinde sorun yok dese de çok ciddi sorunların olduğu kanısındayım. İktisatçı olarak bazı ayrıntılara bakmamız lazım. ‘İyiye gidiyoruz’ söylemlerini bırakıp, somut göstergelere bakmamız lazım. Üretim, ödemeler dengesi, kamu kesimi açığına ve buradan hareketle bütçe açığına ve konsolide bütçenin devlet bütçesinin yapısına bakılmalı, borçlanmaya, borçlanma unsurlarına, Merkez Bankası bilançosuna, hem reel sektöre hem de finansal sektöre bankacılık sektörüne bakmak lazım. Holding medyaları Türkiye’nin binde 7’lik büyüdüğü açıklamalarının ve enflasyon rakamlarının düşük çıkmasının üzerine çok fena atladılar. Öncelikle Türkiye’deki rakamlara, DİE’nin rakamlarına güvenmiyorum. Çalışanların hatası değil, yöntem meselesi. Büyüme olumlu denildi. 2001 yılında yüzde 9.4 küçülme oldu. Bunu şu örnekle açıklayabiliriz, bir ailenin evindeki bütün eşyaları aldılar götürdüler, 2002’de bu aile evine bir saksı çiçek alıp koydu. Bu bir büyüme değildir.
Geçen yılın aynı dönemine göre ilk üç ayda özel nihayi tüketim harcamalarında yüzde 2’lik düşme vardır. Ne yatırımlarda, ne de tüketim harcamalarında artış var. Buna karşın mal ve hizmet ithalatında yüzde 1.3’lük artış var, ihracatta da yüzde 9 civarında artış var. Buraya baktığınız zaman bir taraftan ne kadar küçülme olsa da stoklamaya gidilmiştir. Üretimde azalma olmasına rağmen iç talep çok yetersiz olduğu için ihracatta da çok ciddi artış yok. Sadece kımıldama oldu. Bunun da stok yenilemesi nedeniyle olduğunu söyleyebiliriz. Göreli de olsa binde 7’lik bir büyüme sağlanmasının birinci nedeni bu. İkincisi de ithalatta bir kıpırdanma oldu, çok göreceli bir kıpırdanma. Bu binde 7’lik artış hiç öyle umut verici falan değil.
Türkiye’nin borç stoku açıklandı. Milyarlarca dolara ulaşan rakamlar söz konusu. Borç döndürmede yaşanan sıkıntıların tıkanıklığa dönüşmesi mümkün mü?
Türkiye’de esas mesele borç döndürmektir. Aralık 1999’da 17. stand by anlaşması yapıldı. O zaman iç borç yaklaşık olarak 42 milyar dolardı. Mayıs sonu itibariyle o günkü kurdan iç borç yükünün 85 milyar dolara tırmanmış olduğunu görüyoruz. Bu program bir defa iç borç yükünü artırmış. Dış borç stokunda da artışlar oldu. Dış borçlar Hazine’nin açıkladığı rakamlara göre mart sonu itibariyle 117.5 milyar dolardır. Dolayısıyla bu politikanın kilitlendiği nokta borç yükünü aşağıya indirmekti. Program uygulanırken kriz de yaşadık. Gayet tabii borç yükünü artırdı. Borç yükünün artması borç ödemek için yeni borçlanmalara gitmeyi gerekli kılıyor. Hazine de elinden geldiği kadar borçlanmaya çalışıyor. Yüzde 35 enflasyon hedefleyen Hazine sürekli ihale açıyor. En son borçlanması yüzde 77 dolayındaydı ve bunun yanı sıra aşağı yukarı yüzde 30-35 reel faizle borçlanıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Eskiden de yoktu yine de yok. Bu rant meselesi kırılmış falan değil bütün canlılığıyla çarklar dönüyor, rant ekonomisi devam ediyor.
Bir de faiz dışı fazla meselesi var. 2000’de, 2001’de, 18. stand by anlaşmasında, son yazılan ek niyet mektubunda var bu faiz dışı fazla hedefi. Gayri Safi Milli Hasıla yüzde 6.5 olarak belirlendi faiz dışı fazla hedefi. Faiz dışı fazla hedefini tutturmak için, faiz ödemeleri dışındaki bütün harcamaları kısmaktır, harcamaları kısacaksınız, bunun karşılığında esas ağırlığı faiz ödemelerine vereceksiniz. Yüzde 6.5 çok yüksek bir rakam. 2003 için de aynı şey öngörülüyor. Bunun borcu azaltması gerekmez mi? Hayır, borç katlanarak artıyor, bunlar da yetmiyor. Dramatik boyutlara ulaşıyor, Yüzde 30-35 gibi reel faizle aralıkta Hazine’nin borçlandığını görüyoruz. 17. stand by ağır yaralar bıraktı Türkiye üzerinde. 18. Niyet Mektubu’na, ek niyet mektubuna bakıyoruz, buralarda da aynı şekilde yükleniliyor faiz dışı fazlaya. Mektuplarda kamu kesiminde istihdamın azaltılması taahhüt edilmiştir, yani işsizler ordusuna yeni işsizler eklenecektir.
Bir tarafta bunlar var bir tarafta da 2002 yılı bütçesinde beklenen rakamlarla altı aylık gerçekleştirmeler arasında uyumsuzluk var. Böyle giderse hedeflere ulaşılması son derece güç gözüküyor. 2002 bütçe yazısında faiz harcamalarının bütçe içindeki payının yüzde 42.8 olması öngörülmüştür. Bütçenin 2/5’inden fazlası faizlere gidecektir. Altı aylık gerçekleşmelere baktığımızda faiz giderlerinin toplam bütçe harcamalarının yüzde 23 olduğunu görüyoruz. Yıl sonu itibariyle öngörülen faiz ödemelerinin ilk altı ay sonunda yüzde 67’sine ulaşılmıştır. Sürekli borçlanan Hazine yeniden faiz ödemeleri yaratacak ve bu aşılacaktır, çok net olan bir şeydir. Faiz dışı fazla yaratmak için sürekli kısıntıya gidiyorlar, niteliksiz kamu hizmeti sunmak, düşük ücret vermek, insanları işten çıkarmak, yatırım yapmamak.
Öyle bir hale geldik ki faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı Haziran 2002 sonu itibariyle yüzde 111.8’dir. Yani bütün vergiler dolaylı dolaysız toplanıyor, faiz ödemesine yetmiyor. Bütçe gelirlerine bakacak olursanız, burada da yüzde 79.3’tür. Vergi gelirleri artı diğer bütçe gelirlerini topluyorsunuz, 4/5 faize gidiyor, geriye 1/5’i kalıyor, bunu ne yaparsanız yapın. Onun için de borçlanıyoruz, yeniden borçlanıyor ve reel faizler yükseliyor. Borç çevirme denilen şey bu. Bunu nasıl çevireceğiz, ‘borcumuz var borç ödemek için borç alacağız, aynı zamanda da bütçede kısıntı yapacağız’ bütün amaç faiz ödemeleri. Bütçe anlamını yitirmiştir, tamamıyla faiz ödemesi. Ama bunun sonu yok.
Gelirlerin iç borç alımının, iç borç ödemelerine yetmediğini dış borçların arttığını belirttiniz, bu ne gibi bir sıkıntı yaratabilir?
IMF’den alınan borçlar gelecek sene taksit taksit ödenmeye başlayacak, ciddi bir dış borç fazlası gelecek karşımıza. Halen de borçlanıyoruz. Hazine borçlanıyor ama nakit temelinde nasıl dengeyi sağladığına baktığımız zaman alınan iç borçlar, iç borçların ana para ve faizlerini ödemeye yetmiyor. Dış kaynaklardan elde ediyorsunuz. Haziran 2002 itibariyle nakit açığı kamunun nakit açığı kapatmada dış borçlanmanın payı yüzde 80’dir. Bütün bunlar iç borçlanmayı etkiliyor, rakamlar haziran sonu itibariyle tam olarak net dış borçlanmanın toplam net borçlanmaya oranı yüzde 80. Demek ki dış kaynaklı bir şey olmazsa dış borç alınmazsa iç borçlanma yetersizdir. Dengeleri sağlayamaz. Kamu kesimi açığı bütçe açığı var ama bunu iç borçlanmayla finanse edemiyoruz ancak borçları döndürebilir, açıkları da finanse edebilmek için bütçe ve kamu kesimi açıklarını dış borç alıyoruz. Dış borç stoku da mart sonu itibariyle 117.5 milyar dolardır. Bunların tümü kamu kesimine ait değil özel sektörde Türkiye’de ciddi bir dış borca sahip. Özel sektörle kamu kesimi tam bir batak içindeyiz aslında.
Tüm bu değerlendirmelerinizin sonucunda bunlar yeni bir krizin geldiğinin işareti midir?
Göstergeler iç açıcı değil. Hep aynı soru soruluyor, kriz çıkar mı? Kriz için şu tarihte çıkar diyebilmek hiçbir zaman mümkün değildir. Ama göstergeler olumlu değil, reel sektörde iyi değil, finansal sektörde iyi değil, borç çevirme sorunumuz devam ediyor. Bir ekonomi borç çevirmeye kilitlenemez, buna kilitlenirse üretim artmaz, istihdam genişlemez. Enflasyonu düşürseniz bile ne istihdam ne üretim artar, ne insanların gelir düzeyi artar, ne refah artar, ne de mutluluk artar. Bu sistemle hiçbir şekilde artmaz. Finansal sektörün çok önemli ayağı olan bankacılıkta sorunlar hâlâ devam ediyor. Hamasi nutukları falan bir kenara bırakalım. Krize girmeden önce de çok iyi olduğumuz söylenmişti. Onlara itibar etmemek, göstergelere bakmak hele de makyajları silerek göstergelere bakmak lazım. Çok iyimser olanlara başta Kemal Derviş olmak üzere, IMF’nin Türkiye Masası Şefi Kahkonen’e, eskiden beri Türkiye’de nutuklar atan Ajay Chipper’a sormak lazım ekonominin nesi iyi ben çok merak ediyorum, bu politikaları uyguladınız, insanlar işinden oldu, gelir düzeyleri düştü Türkiye’nin çok büyük bölümü yoksullukla mücadele, ediyor bir kısmı da açlıkla mücadele ediyor, önemli kesimi yoksulluk sınırında, bütün göstergeler tepetaklak gitmiş durumda. Göstergeler yeni bir krizi gösteriyor. Tıkanıklık olursa ya da bu politikalar uygulanarak borcunu döndüremezse bir finansal kriz patlayabilir. Ama bundan da önemli olan bir şey var ki Türkiye’de bırakın finansal krizi, istihdamın artıramaması gelir düzeyini artıramaması toplumun önünün tıkanmasıdır. Türkiye ekonomik ve toplumsal kriz içinde. Ciddi bir ekonomik toplumsal çalkantı içinde. Hiçbir şey aşılmış değil diye düşünüyorum.


Başa dön


3 bin şirkete büyük gözaltı
Maliye Bakanlığı, 15 Ağustos’tan itibaren önümüzdeki 5 yıl içinde, ülke çapında 3 bin büyük firmayı tek tek vergi incelemesine tabi tutacak.
Türkiye’deki vergi incelemelerinin çok büyük bölümünü gerçekleştiren Hesap Uzmanları Kurulu, geleneksel vergi inceleme sistemini bırakıp, “Sektör Odaklı İnceleme” dönemini başlattı. Sektörlerin yarattığı katma değerler ile ödenmesi gereken verginin doğruluğunun tespitini amaçlayan incelemeler için gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 50’sini yaratan ya da vergi gelirlerinin yüzde 70’ini ödeyen mükellefler, hedef mükellef grubu olarak seçildi.
Bu çerçevede Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi İstihbarat Merkezi ile sanayi ve ticaret odalarının verileri tarandı ve Türkiye ile iller bazında en yüksek ciro ve işlem hacimlerine sahip firmalar araştırıldı. Bu çalışmanın neticesinde 1998 ve 1999 yılları itibariyle net aktif toplamları ve net satış hasılatları en yüksek ilk 3 bin mükellef belirlendi.
Yine 3 büyük ilin sanayi ve ticaret odaları kanalıyla iller bazında en yüksek ciro ve işlem hacmine sahip büyük firmalar, Vergi İstihbarat Merkezi’ndeki mükellef listeleri ile karşılaştırıldı. Söz konusu çalışma sonrasında firmalar, sektör gruplarına ayrıldı ve buna yönelik bir veri tabanı elde edildi.
Kurulun her yıl kapsama dahil edilecek yeni sektörlerdeki hedef mükellefleri de içine alarak, veri tabanını daha da geliştireceği belirtildi.
Hedef il İstanbul
Mevcut verilere göre, belirlenen 3 bin mükellefin yarısından fazlasını İstanbul’daki mükellefler oluşturuyor. Net satışlara göre belirlenen 3 bin mükelleften 1579’u, aktif toplamlara göre de 1540’ı bu ilde bulunuyor. Ankara, net satışlara göre 280, aktif toplamlara göre 396, İzmir ise satışlara göre 244, aktif toplamlara göre de 231 mükellef ile İstanbul’u takip ediyor.
3 büyük ille birlikte Bursa, Kocaeli, Adana, Gaziantep, Konya ve Denizli’deki mükellefler, 3 bin mükellefin net satışlara göre 2 bin 478’ini, aktif toplamlara göre de 2 bin 544’ünü meydana getiriyor. Böylece bu 9 il, hesap uzmanlarının denetim yapacakları ana iller olarak ortaya çıkıyor.
Hesap Uzmanları Kurulu, 5 yıllık bir süreci kapsayacak inceleme maratonunu 15 Ağustos’ta başlatacak ve 232 firma denetlenecek. Kurul, 2002 denetim programında ekonomi yaşanan gelişmeleri de dikkate alarak 1998, 1999 ve 2000 yıllarında ekonomik koşullardan etkilenmeyen ya da en az etkilenen sektörleri gündeme aldı. Bu sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin rasyoları, geçici vergi ve yıllık beyanları, katma değer vergisi beyanları ve diğer kriterleri esas alınarak bir belirlemeye gidildi.
Bu çerçevede, turizm, otel ve seyahat işletmeleri, plastik madde ve plastik boru imalatçıları, deterjan ve temizlik maddesi imalatçıları, kâğıt ve kâğıt mamul imalatçıları, bisküvi ve makarnacılar dahil un ve unlu mamul imalatçıları, çimento sanayicileri, tütün ve tütün mamul üreticileri ile bira imalatçıları 2002’de incelenecek sektörler olarak seçildi.
Bunlara kamu kurum ve kuruluşlarının açmış olduğu yol ve baraj inşaatı ihaleleri ile devletin ilaç, gıda ve malzeme ihalelerini alan kuruluşlar da eklendi. Hesap uzmanlarının, belirlenen kriterler ışığında bu sektörlerde 3 ay süre ile detaylı inceleme yapacağı ve denetimlere paralel vergi inceleme raporları hazırlayacağı ifade edildi.


Başa dön


Irak savaşının ağır sonuçları olur
Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye’nin krizlerle boğuştuğu bir süreçte Irak’a yapılacak bir müdahaleye Türkiye’nin taraf olmasının ağır sonuçlar doğuracağına dikkat çekerek, savaş ortamında üreticiden ucuza alınan buğdayın pahalıya satılacağını, fırıncıların da un fiyatlarını bahane ederek, ekmek fiyatlarını yükselteceğini ifade etti.
Yetkin dün düzenlediği basın toplantısında, üreticilerin yüzde 33 oranında gelir kaybına uğramasına neden olan ekonomik krizin içinde olan Türkiye’nin Irak’a yapılacak bir müdahalede müdahil olmasını talihsizlik olarak değerlendirdi. Irak’a yeni bir müdahalenin gündeme geldiği şu günlerde, Türkiye’nin Irak ile arasında Körfez Savaşı’ndan bu yana en olumlu dönemini yaşadığını ifade eden Yetkin, ABD ve AB’nin Irak pazarının dışında tutulurken, Türkiye, Rusya, Ürdün ve Suriye’nin Irak pazarında gittikçe ağırlıklı rol aldığına dikkat çekti. Yetkin, şu anda Kuzey Irak’ta fiili bir hükümet kurulduğunu belirterek, bu hükümetin bütün ihtiyaçlarını uluslararası pazardan karşıladığını, ancak bu pazarda Türkiye’nin hiçbir etkinliğinin bulunmadığını ifade etti. Irak’a yapılacak bir müdahale ile Türkiye’nin elindeki en önemli pazarlardan birini dışlayacağını dile getiren Yetkin, bunun akıl kârı olmadığını söyledi.
Yetkin, sorunun yalnızca dış pazardan dışlanmakla kalmayacağını kaydederek, IMF’nin dayatmaları sonucu TMO’nun piyasaya giderek daha az müdahalesi sonucu büyük istikrarsızlıklar yaşandığını ifade etti. Geçen yıl TMO’nun az alım yapması nedeniyle buğday piyasasında yaşanan spekülasyonları hatırlatan Yetkin, bu yılda TMO’nun bugüne kadar 300 bin tonluk bir alım yaptığını dile getirdi.
Buğday peşkeş çekildi
Memur bir tüp için 10.5 saat çalışıyor
Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikası (BASK), kamuda en az maaş alan memurun, 12 kilogramlık mutfak tüpü için Temmuz 1999’da 3 saat 58 dakika çalıştığını, Temmuz 2002’de ise bu sürenin 6 saat 36 dakikalık artışla 10 saat 34 dakikaya yükseldiğini bildirdi. BASK Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan araştırmada, “57. Hükümet’in iktidarda bulunduğu üç yıl içinde memurların alım gücünün giderek zayıfladığı” belirtildi. Araştırmaya göre, Temmuz 1999’da 110 milyon 488 bin lira maaş alan 15’inci derecenin 1’inci kademesindeki memur, Temmuz 2002’de maaşı 295 milyon 188 bin liraya yükselmesine karşın, 12 kilogramlık tüpgaz için 3 yıl önce 3 saat 58 dakika çalışırken, aynı tüpü, Temmuz 2002’de 10 saat 34 dakika çalışarak alabiliyor.
Benzine zam geldi
Benzin fiyatlarına dünden geçerli olmak üzere yüzde 0.45 ile yüzde 1.68 arasında zam yapılmasının ardından, Ankara, İzmir ve İstanbul’un Anadolu yakasında benzin türlerinin fiyatları belli oldu. Ankara’da kurşunsuz benzinin fiyatı 1 milyon 553 bin liradan 1 milyon 579 bin liraya, süper benzinin fiyatı 1 milyon 554 bin liradan 1 milyon 580 bin liraya, normal benzin 1 milyon 489 bin liradan 1 milyon 513 bin liraya çıktı. İstanbul’un Anadolu yakasında ise kurşunsuz benzin fiyatı 1 milyon 554 bin liradan 1 milyon 579 bin liraya, süper benzin 1 milyon 555 liradan 1 milyon 581 bin liraya, normal benzin 1 milyon 490 bin liradan 1 milyon 514 bin liraya yükseldi. İzmir’de de, kurşunsuz benzin fiyatı 1 milyon 575 bin liraya çıktı.
Yoksulluk sınırı 1 milyarı aştı
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 4 kişilik bir ailenin gıda harcamaları dikkate alınarak tespit edilen “yoksulluk sınırı”nın, temmuz ayında 1 milyar 38 milyon 500 bin liraya yükseldiğini bildirdi. KESK Araştırma Birimi’nin araştırmasına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, geçen yıl temmuz ayında 688 milyon 878 bin 900 lira olarak belirlenen “yoksulluk sınırı”nın, yüzde 52.3 oranında artışla geçen ay 1 milyar 38 milyon 500 bin liraya ulaştığı belirtildi. Açıklamada, 2001 Temmuz’da 242 milyon 884 bin 900 lira olarak saptanan “açlık sınırı”nın da geçen ay 369 milyon 913 bin 700 lira olarak belirlendiği kaydedildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net