www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kafkasya’dan Balkanlara
   Kültür köprüsü Artvin

Artvin, tarihi ve kültürel zenginliği kadar halk şairleri ile de ünlü. 112 halk şairini yetiştiren Artvin’in bu özelliği ve zenginlikleri tanıtılmaya çalışılıyor.

El Salvador’da gerçekte ne oldu?
İşinizde başarılı bir avukatsınız, hatta patronunuz sizi şirkete ortak yapmak istiyor. Sizi seven ve çocuk yapmayı düşüdüğünüz bir kocanız var.

Sinema sihirli bir yalandır...
Luc Besson ve Jean Reno’nun Japonya’da bir film yapma isteğinden doğan “Wasabi”de başrolü genç Japon oyuncu Ryoko Hirosue ile paylaşan Reno, filmde Hubert isimli polis müfettişi rolüyle hayranlarının karşısına çıkıyor.


Kafkasya’dan Balkanlara
    Kültür köprüsü Artvin
Nilay Aydemir
Kafkasya’dan Balkanlara bir kültür köprüsü olan Artvin, tarihi ve kültürel zenginliklerini, yetiştirdiği halk ozanlarını tanıtıyor. Yeşiliyle, yaylaları ile eşsiz doğa zenginliklerine sahip Artvin son 300 yılda yüzlerce halk ozanı yetiştirdi. Artvinliler şimdi, bu tarihi ve kültürel zenginlikleri herkese tanıtıyor.
Artvin Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katkıları ve Bekir Karadeniz’in derlemeleri ile çıkartılan “Artvinli Halk Şairleri” adlı kitapta Artvin’de yetişmiş 112 halk ozanının hayatı ve eserleri anlatılıyor. Artvin’in tarihinden bilgiler verilen kitapta, yöredeki halk şairliğinin gelişim süreci anlatılıyor. Son 300 yılda yaşamış sanatçıların eserlerinden örnekler sunulan kitapta, onlarca aşık yetiştiren bölgenin Kafkasya ve İran’dan Balkanlara uzanan bir kültür köprüsü olduğu ifade ediliyor.
Bekir Karadeniz, kitabın giriş yazısında Anadolu’da halk şairliği geleneğinin 13’üncü yüzyıla dayandığını belirterek, Artvin ve çevresinde bu tarihin 18. yüzyılın başlarına dek uzandığını ifade ediyor. Karadeniz, halk şairliği geleneğinin Artvin merkez, ilçeleri Yusufeli, Şavşat ve Ardanuç ile köylerinde yaygın olduğuna değinerek, Artvin’in Kafkasya ve İran’da Türkçe konuşan topluluklar ile Anadolu’yu aşıp Balkanlara ulaşan kültür yolunda bir köprü görevi gördüğüne dikkat çekiyor. Halk şairliğinin sözlü kültüre dayalı olması nedeniyle bilgilere ulaşmada 300 yıldan geriye gidilemediğini kaydeden Karadeniz, bölgede halk ozanlığının köklü bir geleneği olmasına rağmen, araştırmalarının sonucunda halk şairliği geleneğinde 100-150 yıllık bir kopukluğun yaşandığını belirtiyor.
Karadeniz, yaptığı araştırma sonucunda halk şairliği açısından bölgede özellikle üç köyün; Yusufeli’ne bağlı Zor (Esenyaka), Artvin’e bağlı Hod (Madenler) ve Ardanuç’un Sagora (Soğanlı) köyünün Cuğo adlı mahallesinin diğerlerinden daha önemli olduğunu kaydediyor.
Bu yerlerden Zor’da bugüne kadar 11’i saz şairi olmak üzere 14 önemli halk şairi yetiştiği ve bunların en önemlisinin Aşık Huzuri olduğu belirtilen kitapta, Hod’da; Sümman, Şamili gibi halk ozanları, Cuğo’da ise Serveri, Devami, Efkari gibi yörenin önemli şairlerini etkileyen, 7 şairin oluşturduğu “Cuğolu Aşıklar”ın yaşadığına değiniliyor.
Artvin’in tarihine de kısaca yer verilen kitapta, bölgenin Tunç Devri’nden beri yerleşim yeri olduğu ve yörede saptanan ilk yerleşimin İÖ 2000’lerde Hurriler olduğu kaydediliyor. Kitapta Artvin’in 8000 yıllık bir tarihe sahip olduğu belirterek, kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği evreler de anlatılıyor. Kitapta, Artvin’in ilk defa 1924 yılında il yapıldığı, daha sonra 1933 yılında tekrar ilçe olarak Rize’ye bağlandığı belirtilerek, 1936 yılında Çoruh adıyla yeniden il yapılan Artvin’in 1956 yılında yeniden il yapıldığı ifade ediliyor.
Kitapta, halk şairlerinin tarzları ve kullandıkları biçimler de irdelenirken, şairlerinin en güzel eserleri okuyucuyla buluşuyor.


Başa dön


El Salvador’da gerçekte ne oldu?
Şenay Aydemir
İşinizde başarılı bir avukatsınız, hatta patronunuz sizi şirkete ortak yapmak istiyor. Sizi seven ve çocuk yapmayı düşüdüğünüz bir kocanız var. Güzel bir eviniz, yükselmeyi düşündüğünüz bir kariyeriniz huzurlu olmanıza yetiyor. Bir gece evinize iki hırsız giriyor ve ondan sonra bütün hayatınız değişiyor.
Kocanızla birlikte gelecekteki çocuğunuz üzerine konuşurken, birden silahlar çekiliyor ve FBI’dan olduklarını söyleyen birileri sizin yıllardır Tom Kubik olarak tanıdığınız adama Ronald Chapman diye hitap ediyor. Yıllardır birlikte yaşadığınız kişinin aslında bambaşka biri olduğunu öğreniyorsunuz. Hem de geçmişinin pek de o kadar temiz olmadığı gerçeğiyle birlikte.
Yönetmenliğini Carl Franklin’in gerçekleştirdiği “Büyük Günahlar” (High Crimes), Amerika’nın El Salvador’a yönelik müdahalesine içeriden bir bakış getiren, yarı dram, yarı politik bir yapım. Baştan belirtmek gerekiyor. Film, bildik Hollywood klişelerinin hepsine sahip, bütün gerilim unsurları, kamera numaraları esprileriyle tam bir Hollywood yapımı. Bunun ötesinde özellikle 11 Eylül sonrası Pentagon tarafından yaratılan ‘ağır baskı’yı kırmak, ya da başka türlü numaraları kullanarak ‘eleştirel bir bakış’ getirmek niyetinde değil.
Güçlü bir avukat olan Claire Kubik (Ashley Judd), Tom’un (James Caviezel) tutuklanmasının ardından yepyeni bir gerçekle karşılaşıyor. Kocası Tom, 1988 yılında El Salvador’da yapılan bir katliamın sanığıdır ve uzun yıllardır sahte kimlikle yaşamaktadır. Suçlamaya göre Tom tam dokuz masum insanı öldürmüştür. Tom, El Salvador’da olduğunu ve özel birlikte yer aldığını karısından saklamaz, ama cinayetleri işlemediğine onu inandırır. Claire, kurallarını hiç bilmediği askeri bir mahkemede kocasını savunmak zorunda kalacaktır. Charlie Grimes (Morgan Freeman) adında tecrübeli bir emekli askeri savcının yardımına başvurur.
Filmin bundan sonrası, “Tom”un suçsuzluğunun ispatlanması üzerine.
Kahramanımızın tek bir amacı var o da, kocasının suçsuz olduğunu ispatlamak. El Salvador’da olanlar gerçekten umurunda değil, tipik bir Amerikalı ruh hali. Yönetmen de aynı ruh halihle hareket etmiş olacak ki, Amerikalı’ların kendi insanlarını öldürdüklerinden, büyük bir katliamın üzerine örtmelerine, bir general ve binbaşının bu suçları işlemesine kadar hikayenin birçok ana temasını ayrıntı haline getirmekten çekinmiyor. Bunları filmin merkezine oturtmak yerine satıraralarında aktararak, asıl çekişmeyi ordudaki kötü adamların tehditleriyle, Claire’in avukatçılık oyunu ekseninde kuruyor. Gerisi bildik; tehditler, sıkı avukatlık numaraları, araba kazaları, anlaşmalar, tam mutlu son derken son bir numara ile yeni ama daha önce defalarca izlediğimiz final vs... İyi bir Hollywood sineması takipçisi için filmin ikinci yarısının bütün karelerini önceden hayal etmek olası.
İşin bir de diğer yanı var tabii. El Salvador’da Amerikalılar kendi insanlarını ve dokuz masum yerliyi öldürmüş, bunların nasıl yapıldığı çalışkan avukatlar tarafından ortaya çıkartılmış ama kimsenin bunların sorumlularına dokunacak cesareti yok. Belki de film gerçekten, herkesce bilinenleri anlatırken asıl olarak bunları bilirsiniz ama bir şey yapamazsınız mı demek istiyor.
Eğer bir ‘mesaj’ çıkarmamız gerekiyorsa, kuşkusuz filmde anlatılan katliamdan kurtulan gençin güçlü avukat Clarire ile yaptığı konuşmadaki şu cümleler olabilir: “Siz yalnızca kocanızı kurtarmak istiyorsunuz, El Salvador’da ne olduğu umrunuzda değil!”


Başa dön


Sinema sihirli bir yalandır...
Luc Besson ve Jean Reno’nun Japonya’da bir film yapma isteğinden doğan “Wasabi”de başrolü genç Japon oyuncu Ryoko Hirosue ile paylaşan Reno, filmde Hubert isimli polis müfettişi rolüyle hayranlarının karşısına çıkıyor. Son zamanlarda Türkiye’de de pek meşhur olan sushi ile birlikte yenen, acı ve çok sert bir sos olan ‘Wasabi’, aynı zamanda Japonya’da yetişen ve köklerinden yararlanılan çok güzel bir gülün de adı. Peki beyaz perdenin usta oyuncusu Reno, senaryosunu Besson’un yazıp Gerard Krawczyk’in yönettiği bu Japon gülü için neler anlatıyor acaba?
Wasabi nasıl doğdu?
Japonya’da bir film çekmek istiyorduk. Nikita ve Leon’dan sonra, Luc ve ben bu ülkeye karşı duygusal bir yakınlık hissetmeye başladık. Japonlar bizi seviyorlar ve bu da karşılıklı bir duygu. Bu nedenle orada bir film çekmek ve onlarla bazı şeyler paylaşmak istedik.
Olaylar ve karakterler hakkında konuştunuz mu?
Hayır, bu Luc’un işi. Luc hemen yazmaya başlamadı çünkü daha önce hikayeyi düşünmesi ve oluşturması gerekiyordu. Bana “Sen hiç merak etme, çünkü hikaye ilerliyor” diyordu. Ve kendini hazır hissettiği zaman da, senaryoyu üç hafta gibi bir sürede tamamladı.
Hubert karakteri size uygun bir rol müydü?
Bu benim kişiliğime ve fiziğime son derece uygun bir roldü. Ben babalık yönü son derece gelişmiş biriyim, bu yüzden de on sekiz yaşında bir kızı olduğunu öğrenen birinin neler hissedebileceğini çok iyi anlıyorum. Yaşlandıkça çocuklarımın hayatımda ne kadar önemli olduklarını daha iyi anlıyorum.
Bugün kendinizi iyi bir oyuncu olarak kabul ediyor musunuz?
Hayır, ama iyi bir tarzım olduğunu zannediyorum. Jestleri çabuk kavrıyorum. Ama en önemlisi ekranda inandırıcı olmaktır. Sinema sihirli bir yalandır.
‘Taxi 3’ü saymazsak Wasabi, Gerard Krawczyk’in Luc Besson için çektiği ikinci film. Bu durumda bir işbirliğinden söz edilebilir mi?
Evet. Onlar aynı akımın içindeler ve aynı tür filmleri görmek istiyorlar. Gerard, Luc’ün ne istediğini anlıyor, teknik planda da benzer yaklaşımları var. Her ikisi de aynı sahnede pek çok malzemeye sahip olmak istiyor: Büyük planlar, orta planlar, değişik açılar. Ayrıca montaj masasında da birbirlerini çok iyi anlıyorlar. Aralarında pek çok benzer nokta bulmak mümkün. Her ikisi de çok çalışkan. Aynı zamanda da sağlam ve duygusallar.
Siz kişisel olarak Gerard Krawczyk’in hangi yönünden etkilendiniz?
Tıpkı benim gibi onun da deveye benzer bir tarafı var: Çalışırken ruh halinde herhangi bir tıkanıklık olmuyor. İlham eksikliği yüzünden setten kaçan diğer sinemacılar gibi değil. Ustalığının ve hızlı harekete geçmesinin dışında, çalışanlara karşı takındığı insanca tavrı da sevdim. Aktörlerin arkasındaki insanlarla da ilgileniyor, ki bu da bağlantı kurabilmek açısından kaçınılmaz bir şeydir.
Ekranda, saygın karakterleriniz arasındaki bağlantılar çok heyecan verici. Kamera önünde bir çeşit sihir üretildiği söylenebilir mi?
Evet. İki oyuncu arasında geçen şeyler son derece özeldir. Buna yapay bir kışkırtma getirilemez. Her şey kendiliğinden gelişir, o kadar. Bir aktör için allak bullak edicidir ve sanırım tıpkı Ryoko gibi benim de duygusal bir anım olacak. Bu da bana Nathalie Portman’la, Leon’un çekimleri sırasında yaşadıklarımı hatırlatıyor.
Hazır Leon konusu açılmışken, o filmden sonra bugüne kadar Luc Besson’la çalışmadınız. Bu profesyonel uzaklaşma arkadaşlığınıza da yansıdı mı?
Hayır, değişik projelerde olsak da görüşmeye devam ettik. Luc’u gerçekten çok severim. Coğrafik açıdan farklı yerlerde bile olsak, düzenli olarak telefonlaşıp haberleşiriz.
Europa ile stüdyo patronu oldu. Sizce bu iddialı bir proje mi?
Bu ona daha özerk filmler yapma olanağını sağlayacak, artık onu frenleyen ya da durduranlar olmayacak. Ona hayranlık duyuyorum, aynı anda bu kadar çok şeyi nasıl yapabiliyor diye kendime soruyorum. Sanırım bu inanılmaz enerjinin sırrı sinemaya karşı duyduğu koşulsuz aşk.
Son yıllarda Amerikalılarla çok fazla çekim yaptınız. Bu yolda devam edecek misiniz?
‘Mission Imposible’, ‘Godzilla’, ‘Ronin’ ya da ‘Rollerball’ fark edilmesi gereken, yerinde çalışmalardır ama bu da kendimi Amerikan sinemasına adayacağım anlamına gelmez. Ayrıca ‘Les Rivieres Pourpres’ ya da ‘Wasabi’de de oynadım ve şimdi de Danielle Thompson’un ‘Decalage Horaire’ adlı komedisinde oynamaya hazırlanıyorum. Aslında sürekli Birleşik Devletler’de olmaktan hoşlanmadığım için, orada mümkün olduğunca az zaman geçiriyorum. Oradaki yaşam tarzına uyum sağlamak için on sekiz yaşında olmak gerekir. Benim için artık geç, kendimi Fransa’da çok daha iyi hissediyorum.
www.biglook.com/biggcinema sitesinden alınmıştır.


Başa dön


günün etkinlikleri...

İSTANBUL
  • Enka Açıkhava Tiyatrosu’nda saat 21.15’te Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü “Vanya Dayı” adlı oyunu sahneleyecek. (0212 276 22 14)
  • Beşiktaş Kültür Merkezi etkinlikleri kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda; saat 21.00’de Sezen Aksu konseri var. (0216 454 15 55)
  • Ömerli’de gerçekleştirilecek “H2000 Müzik Festivali”nde; Reamonn, Mor ve Ötesi, Telepopmusik, Replikas ve Vega konser verecek.
  • Ressam İsmail Soysal’ın yağlıboya çalışmalarından oluşan resim sergisi Vakıfbank Sanat Galerisi’nde bugün açılıyor.

    ANTALYA
  • 9. Aspendos Uluslarası Opera ve Bale Festivali’nde, İspanyol Ulusal Balesi “Fuenteovejuna”yı sergileyecek.

    AYDIN
  • Kuşadası Ada Sanatevi’nde Kamil Masaracı’nın karikatür, Tufan Dinarlı’nın fotoğraf sergileri açılıyor.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net