www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Uluslararası adalet komedisi
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), resmen görevine başladı. Avrupa Birliği ülkeleri ile, mahkemeyi tanımayan ABD arasındaki gerilim tırmanıyor.

Türkmenbaşı gözden düştü
Türkmenistan lideri Saparmurat Niyazov’un icraatları, artık ABD ve müttefikleri tarafından “eğlenceli tuhaflıklar” olarak değerlendirilmiyor.

BM’de Bosna krizi
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden, kendi asker ve sivil yöneticileri için açık dokunulmazlık talep eden Washington, bu isteği yerine getirilmeyince kızdı.


Uluslararası adalet komedisi
İlk daimi uluslararası savaş suçları mahkemesi olacak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kuruluşu ile ilgili Roma Sözleşmesi, ABD’nin itirazlarına rağmen yürürlüğe girdi.
Merkezi Hollanda’nın Lahey kenti olan UCM, dünyanın her yerinde “soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçuyla ilgili” davalara bakacak. Ancak UCM tüzüğündeki maddeler, mahkemenin Batılı emperyalistlerin işlediği insanlık suçlarına karşı kullanılmasını olanaksız kılıyor. Örneğin; Güvenlik Konseyi’nin, “uluslararası barış ve güvenlik çabalarını tıkadığına” inandığı zaman UCM’nin soruşturma ve yargılama gücünü “askıya alma” yetkisi bulunuyor.
Dolayısıyla UCM, tıpkı eski Yugoslavya için kurulan savaş suçları mahkemesi gibi, Batı’nın “hoşuna gitmeyen” ülke ve liderleri yargılamaya yarayacak.
Annan gizliyor
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, yaptığı açıklamada bu gerçeği gizlemeye çalıştı. Annan, “Mahkemenin, gelecekteki olası savaş suçlarını engelleyeceğini ve hiçbir yönetici, devlet, cunta ya da ordunun insan hakları ihlali yapamayacağı günlere yaklaşmamızı sağlamasını umuyoruz” derken, ABD’nin, mahkeme yürürlüğe girmeden engelleme çalışmalarına başlamasına dikkat çekiliyor.
Çeşitli ülkelerde görev yapan Amerikalı işgal askerleri için dokunulmazlık elde etmek isteyen ve bu hareketi, 74 ülkenin onayladığı UCM’ye karşı bir kampanya olarak değerlendirilen ABD, mahkemenin kendi “ulusal egemenliğini” ihlal edeceğini ve ülke sınırları dışındaki Amerikalılara yönelik “siyasi amaçlı” yargılamaları gündeme getirebileceğini savunuyor.
Çin, Rusya ve İsrail
UCM; BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olan Çin ve Rusya tarafından da onaylanmadı. Filistin topraklarında her gün yeni barbarlıklara imza atan İsrail de, mahkeme şartına imza atmasına rağmen, konuyu meclisinde onaylamış değil. Türkiye de, imza atan ama meclis onayını henüz vermeyen ülkelerden.
UCM, uluslararası savaş suçları mahkemesinin ilki değil, ancak belirli bir dönem için belirli bir bölgeyi, kişileri ya da devletleri kapsayan diğerlerinin aksine, ilk daimi mahkeme olacak.
Nürnberg Mahkemesi, II. Dünya Savaşı sırasındaki insanlık, savaş ve soykırım suçlarını yargılarken, Ruanda’da 1994’de yapılan soykırım ve eski Yugoslavya’daki 1992-1995 Bosna Savaşı sırasında işlenen savaş suçları için özel mahkemeler kuruldu.
Ruanda ve Yugoslavya
Nürnberg yargılamaları, SSCB’nin de etkisiyle Nazilerin işlediği insanlık suçlarını nispeten daha “kaygısız” biçimde açığa çıkarmıştı. Ruanda ve Yugoslavya mahkemeleri ise, bu ülkelerdeki barbarlıkların ardında yer alan emperyalist güçleri gizlemeye özel bir dikkat gösterdi.
UCM’nin merkezi olan Lahey, aynı zamanda Uluslararası Adalet Divanı’na da evsahipliği yapıyor. Giderek işlevsizleşen ve ABD tarafından altı oyulan Uluslararası Adalet Divanı, sadece ülkeler arası hukuksal anlaşmazlıklarla ilgileniyor.
Lahey’deki 16 katlı binasında sadece bir avuç çalışanın görevi başlattığı UCM’ de, ilk önce 2003 başına kadar başsavcı ve 18 yargıcın belirlenmesi çalışmaları yürütülecek.
UCM’de, Roma Anlaşması’nı onaylayan devletler, BM Güvenlik Konseyi ve mahkeme savcıları tarafından üç yargıcın onayıyla dava açılabilecek.


Başa dön


Türkmenbaşı gözden düştü
HABER ANALİZ / Taylan Bilgiç
Afganistan merkez olmak üzere Orta Asya’ya yayılan Amerikan askeri varlığının yarattığı gerilim ile Hazar Denizi ve bölge ülkelerinin enerji kaynakları üzerindeki paylaşım mücadelesi, tehlikeli bir biçimde iç içe geçiyor. Afganistan işgali devam ederken, 23-24 Nisan’da Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta düzenlenen bölgesel güvenlik zirvesi, ilginç konuşmalara sahne oldu. Azerbaycan, İran, Kazakistan, Rusya ve Türkmenistan’ın katıldığı zirve, Hazar kaynaklarının paylaşımı sorununu çözemedi. Zirveden geriye kalan, Türkmenistan lideri Saparmurat Niyazov’un (Türkmenbaşı) konuşmasıydı. Türkmenbaşı, “Hazar’ın kan koktuğunu” söyledi ve bu sözler uzun bir süre tartışıldı.
Aradan geçen dönemde, ne tuhaftır ki, ABD, Türkmenistan’da “demokrasinin olmadığını” keşfetti! Aslında ülkedeki durum, bundan iki-üç yıl öncesinden pek farklı değil. Muhalif hareketler acımasızca bastırılıyor, gözaltı merkezlerinde sistematik işkence uygulanıyor, ifade ve basın özgürlüğü yok ve her şey, 2010 yılına dek devlet başkanlığını ilan eden “Türkmenbaşı”nın iki dudağının arasından çıkan emirlerle belirleniyor.
Nerede o eski günler...
Bütün bunlar, dünyanın en zengin üçüncü hidrokarbon rezervlerine sahip olan Türkmenistan ile “iyi ticaret yapan” ABD’yi şimdiye kadar hiç rahatsız etmiyordu. Hatta Türkmenbaşı’nın düpedüz saplantı düzeyine varan uygulamaları, “esprili” bir dille aktarılıyordu.
Oysa şimdi Türkmenbaşı, insan hakları ihlallerinden dolayı adeta topa tutuluyor. “Türkmenistan bozkırlarına düşen meteorlara kendi adını vermesi, baleyi ve operayı kapatması, hava tahminini yanlış yapan meteoroloji çalışanlarının aylıklarını kesmesi, Enerji ve Sanayi Bakan Yardımcısı’nı “baş kalfa” olarak elektrikçilik stajına yollaması, annesinin köyüne 86 milyon dolara malolacak bir cami yaptırması” (aktaran Hürriyet, 29 Haziran) gibi uygulamaları, artık büyük bir ciddiyet ile eleştiriliyor.
Bölücü Türkmenbaşı!
Tekelci Türk medya organları da, bir yerlerden işaret almışçasına, koroya “kendi açılarından” katılıyorlar. Hürriyet gibi “gazete”ler, bundan bir süre önce Türkmenbaşı’nı Kürtçe eğitime izin vermek ile suçladılar. Kürtçe eğitim, sınırları aşarak “Türkmenistan’ı da bölmeye” başlamıştı ve buna bir dur demek gerekiyordu! “Bölücübaşı”na, “Bu Nasıl Türk” gibi kafatasçı başlıklarla (28 Haziran, Hürriyet) haddi bildirildi!
Ardından, Türkmenistan’daki Türkiye vatandaşlarının milli takımın başarılarını sokakta kutlamalarına izin verilmediği yönündeki haberler geldi. Buna göre Türkmenbaşı, “Türkiye’nin Senegal’i yenmesinden sonra, Aşkabat’ta bulunan vatandaşlarımızın sevinç gösterilerinden rahatsız olmuş” ve “bir daha böyle kutlamaların yapılmamasını” istemişti. Hürriyet, “Türklerin sevinç gösterilerini engelleyen Türkmenbaşı, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in en yakın arkadaşlarından birisi. Hem Türkiye’de, hem de Türkmenistan’da Demirel’in koluna giren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’le kol kola fotoğraf çektiren Türkmenbaşı, kimi zaman Türk siyasilere de yönelik sert çıkışlarıyla da gündeme gelmişti” diyerek, eski “Mavi Akım” defterlerini hatırlatıyordu! (“Bu Nasıl Türk?”, 28 Haziran) MHP’nin yayın organı ve diğerleri de, tekelci medyanın açtığı yoldan ilerlediler ve Türkmenistan’ın “Türkiye’yi arkadan hançerlediğine” dair ucuz bir propagandaya giriştiler.
Viyana’da bir toplantı
Geri milliyetçi duyguları kışkırtmayı amaçlayan bu koronun “yeni habercilik icraatları” beklenirken, diplomatik alanda ilginç gelişmeler yaşanıyordu. Haziranın ikinci haftasında, Avusturya’nın başkenti Viyana’da dikkat çekici bir toplantı düzenlendi. “Türkmen sürgünler ve aktivistler” tarafından düzenlenen toplantıda, Batılı ülke temsilcilerine, Türkmenbaşı rejiminin acımasızlığı anlatıldı. Toplantıya önayak olan, eski Yugoslavya’nın parçalanmasında koçbaşı rolü üstlenmiş olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) idi. Resmi “sponsorlar” ise, Uluslararası Helsinki İnsan Hakları Federasyonu ve merkezi Moskova’da bulunan ABD yanlısı Memorial İnsan Hakları Merkezi idi. Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Kriz Grubu üyeleri de, hazır bulunmaktaydılar.
Türkmen katılımcılar; eski Dışişleri Bakanı Boris Şıhmuradov, siyasi tutuklu Muhametkuli Aymuradov ve muhalif lider Avdi Kuliyev’in yandaşlarından oluşuyordu. Şıhmuradov, ABD’de yaşıyor ve geçen yıl “Demokratik Halk Hareketi”ni kurdu. Yine eski dışişleri bakanı olan Kuliyev ise, 1992’den bu yana, Birleşik Muhalefet Hareketi’nin başında.
Viyana toplantısında, Batılı devletlere belli “tavsiye”lerde bulunuldu. Örneğin, “Türkmenistan’a yönelik yabancı yatırım ve krediler, insan haklarına saygı şarına bağlanmalı”, “serbest seçimler ve ifade hürriyeti için baskı yapılmalı”, Türkmenleri harekete geçirmek için, ABD’ nin yönettiği “Radyo Hür Avrupa”, özel yayınlar yapmalıydı.
“Temkinli” destek
Toplantının ardından, strateji sitesi Stratfor şu yorumu yapıyordu: “ABD’li yetkililer, Niyazov’un devrilmesini isteyen muhalefet liderlerine temkinli bir destek veriyor gibi. Washington, Niyazov’a, ABD askeri kuvvetleri ve şirketlerinin ülkeye girmesine izin vermesini istediğine dair bir mesaj göndermiş oluyor.” (25 Haziran) Stratfor, bu liderlerin ABD Dışişleri yetkilileriyle birkaç özel görüşme de yaptığını ekliyordu. Siteye göre bu yetkililer, “dikkatli bir dille”, muhalefete desteklerini ifade etmişlerdi.
Bu arada Rusya...
Ciddiye alınıp alınmadıklarından bağımsız olarak, Amerikancı muhaliflerin Türkmenbaşı’nı rahatsız ettiği kesin. Yine Stratfor, “Niyazov, muhtemelen içgüdülerini kullanacak ve rejimini korumak için bazı ABD taleplerini kabul edecektir” yorumunu yapıyor. Bu öngörünün karşısında ise, Türkmenistan’ın ABD ile ipleri daha da gerginleştirmesi bulunuyor.
ABD hamlelerine karşılık olarak, Rusya, 1991’den bu yana en büyük “savaş oyunlarına” hazırlanıyor. Rus donanması, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in emri üzerine, temmuz ayı içinde Hazar sularında gövde gösterisine çıkacak. Gerçek mermilerin kullanılacağı tatbikatta “arama-kurtarma, antiterörizm, antikaçakçılık” manevraları gerçekleştirilecek. Putin, Hazar Filosu’nun modernizasyonu için 300 milyon dolar daha ayrılmasını emretti. Hazar kıyılarına da, yeni bir füze sistemi konuşlandırılması gündemde.
Bütün bunlar, ayrıca, Gürcistan’a “terörle mücadelede yardımcı olmak” gerekçesiyle ABD askeri danışmanları gönderilmesine karşı da bir yanıt.
Diğer ülkelerin önlemleri
Diğer yandan İran, Hazar’ın güney bölgesine 38 yeni fırkateyn sevk etti.
Azerbaycan ve Kazakistan, buna karşılık, “filolarını geliştirmek” için ABD’den “destek sözü” aldılar. Bu vaat, Türkmenistan için de geçerli. Ancak Niyazov, şimdilik Ukrayna’dan sürat motorları almakla meşgul. Bir iddiaya göre, doğalgaz karşılığında, Rusya’dan fırkateyn alınması söz konusu.
Rus analist Gennadi Chufrin, “Hazar’ın hukuki statüsü çözülebilmiş değil. Sınır ne? Karasuları ne? Ekonomik alan ne? Kuzeyde, Rusya ve Kazakistan bu sorunları çözüyor. Ama güneyde İran-Azerbaycan ve Azerbaycan-Türkmenistan arasındaki sorunların tehlikeli bir noktaya yaklaştığına inanıyorum” diyor. Diğer uzmanlar da, Hazar’ın önümüzdeki dönemde kontrol edilemeyebilecek bir sürece girdiğini dile getirmekte.


Başa dön


BM’de Bosna krizi
ABD, BM Güvenlik Konseyi’nin dün yapılan toplantısında, Bosna’da görevli BM “barış” misyonunun (UNMIBH) devam etmesini, veto hakkını kullanarak engelledi.
ABD, misyonda görevli Amerikalı personellerin, UCM’nin yetki alanı dışında bırakılmadığı için veto kullandığını bildirdi. Güvenlik Konseyi’nin bazı üyeleri, Amerikan vetosuna rağmen, “barış” misyonu görevinin bir süre daha uzatılmasını öngören ayrı bir tasarı üzerinde çalışıldığını ifade ettiler. Ancak ABD’nin, bu tasarıya destek vereceği kesin değil.
UCM ile ilgili Roma sözleşmesini şimdiye kadar 139 ülke imzaladı, 74 ülke ise onayladı.
Oylamadan sonra Güvenlik Konseyi’nde konuşan BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Fransa temsilcisi Jean-David Levitte, Amerikan vetosunu eleştirdiler.
Hamas yöneticisi kurşuna dizildi
İsrail özel kuvvetleri, Batı Şeria’nın Nablus kentinde bir eve düzenledikleri baskında, Hamas’ın üst düzey bir yöneticisini öldürdü. Filistin kaynakları, öldürülen kişinin “Mühendis-4 lakaplı” bomba yapımında uzman olan Muhanad El Tahir olduğunu açıkladı. İsrail radyosu da, İsrail’in en çok arananlar listesinin başında bulunan ve Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kasım Tugayları’nın Nablus’daki lideri olduğu belirtilen El Tahir ve adamlarının, 100’den fazla İsraillinin ölümünden sorumlu olduğunu öne sürdü. Olayda, El Tahir’le birlikte bir yardımcısının da öldürüldüğü, bir kişinin de yaralandığı açıklandı. Filistinli görgü tanıkları, İsrail askerlerinin Nablus’da bulunan El Tahir’in yardımcılarından birinin evini kuşattığını, askerlerin çağrısına uyarak içerdekilerin dışarı çıktıklarını ve daha sonra da hepsinin kurşuna dizildiğini belirtti. Hamas örgütü, İsrail’den öcünü alacağı tehdidinde bulundu. Gazze Şeridi’ndeki Hamas yetkilisi İsmail Haniyah, Reuters’e yaptığı açıklamada, “suikastlerin, örgütün cihada ve direnişe devam etmesi konusundaki kararlılığını artıracağını” söyledi. Yetkili, “Hamas’ın, şehitlerinin kanını hiçbir zaman unutmayacağını” belirtti.
Bolivya’da herkes IMF’ye karşı!
Bolivya’da önceki gün yapılan genel seçimlerde oy verme işlemi tamamlandı. Sandıktan, ülkede son 20 yıldır uygulanan sözde “serbest piyasa” ekonomisine yoğun bir tepki çıkacağı ve ülkenin yeni bir sürece gireceği belirtiliyor. Kamuoyu yoklamalarında, oylar genel olarak dört aday arasında birbirlerine yakın oranda bölünüyordu. Seçim öncesi, önde giden adaylardan eski vali Manfred Reyes Villa “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” şiarıyla oy toplamaya çalışıyordu. Uzmanlar, bunu son yirmi yıldır IMF direktiflerini harfi harfine uygulayan ve Latin Amerika’nın en fakir ülkesi haline gelen Bolivya’da geçmişten kopuşun sinyalleri olarak değerlendiriyor. Reyes’in en yakın takipçisi ise, eski devlet başkanı ve ABD’nin desteklediği piyasacı aday Gonzalo Sanchez de Lozada idi. Ancak başkanlık seçimlerini kim kazanırsa kazansın, yeni başkanın köylü lideri Evo Morales’in yaptığı gibi, diğer IMF karşıtları ile bir ittifak yapma yoluna gideceği bekleniyor. Morales’in programının ana hatlarını; ulusal sanayinin geliştirilmesi, koka üretiminin canlandırılarak köylüye gelir sağlanması ve ABD güdümlü ekonomik reçetelere son vermek oluşturuyordu. Şu sıralar ülkede en çok prim yapan politika IMF karşıtlığı, çünkü IMF’nin direktifleri halkın yaşam seviyesinde çok ciddi bir düşüş yarattı.
Çin’de maden katliamı
Çin’in kuzeybatısındaki Yişingcai altın madeninde 22 Haziran’da meydana gelen ve 36 kişinin öldüğü patlamadan sonra, madeni işleten şirketin ölenlerin cesetlerini sakladığı ortaya çıktı. Şian kenti Huaşang Bao gazetesinin haberine göre, polis, madenin güneyindeki ırmak kenarında gömülü 14 cesedi dün ortaya çıkardı. Dün de ırmakta 20 ceset daha bulundu. Polisin sorumluluları aradığı kazada, elektrik kontağından 3.6 ton dinamitin havaya uçtuğu kaydedildi. Çin’in kuzeydoğu eyaleti Heilongjiang’da 20 Haziran’da kömür madenindeki grizu patlamasında işletmeci şirketin genel müdürü dahil 115 işçi yaşamını yitirdi. Dünyanın en büyük madencilik sektörüne sahip Çin’de geçen yıl meydana gelen kazalarda 7000 işçi ölmüştü.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net