www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sağlık reformunun yasalaşmasıyla belli hastalıkların tedavisiyle ilgili azami bir bütçe ayrılacak. Buna bağlı olarak da daha iyi tedavi olmak isteyen ya da tedavisi uzun süren kişiler, masraflarını kendileri ödemek zorunda kalacaklar. Hastanelerde özel sigortalı olanlarla yasal sigortalılar arasında açıkça “sınıf farkı” görülecek. Parası olanlar, otel odaları gibi lüks odalarda kalır, doktor ve hemşireleri hizmetçileri gibi kullanırlarken, yasal sigortalı olanlar, en az 4-6 kişinin bir arada kaldığı odalarda, en az masrafa yol açacak şekilde tedavi edilmeye çalışılacak.

almanya’da sağlık ‘reformu’ veya ‘paran kadar sağlık’ -2
Semra Çelik
Paylaşımcı sigorta sistemi hedefte
Her gün gazetelerde ve televizyonlarda hasta olmadıkları halde rapor alan, bir doktorla yetinmeyip doktordan doktora koşan, yolunu bulup estetik ameliyatlarını kasalara ödeten “açık gözler”den, “utanmaz”lardan ve “başkalarının haklarını yiyenler”den söz ediliyor. Devlet hastanelerinde her gün yolsuzluklar ortaya çıkarılıyor. Hastalık kasalarından aldıkları paraları fazlalaştırmak için hastaları bir klinikten bir kliniğe gönderdikleri, ilaç üstüne ilaç verdikleri ama tedavi etmedikleri ileri sürülüyor. O zaman yasal sağlık sigortalarının kaldırılması, herkesin hasta olduğu zaman para ödeyeceği sistemin hayata geçirilmesi gerekli!
Birey buna inandırılıyor ve başkalarının sağlığını finanse etmeyeceğini açıklıyor. Kapitalist sistemin “her koyun kendi bacağından asılır” şiarı böylece yasal ve paylaşımcı sağlık sistemini yok etmek isteyen esas sömürücülerin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilmiş oluyor.
Paylaşımcı ve dayanışma esasına dayanan sağlık sisteminin esasını herkesin ne kadar ödenti ödediğinden bağımsız olarak, hastalığının tedavisi ve ön muayeneler için gerekli olanı alması oluşturuyor. Bunu sağlamak için de herkes sağlık sigortalarına aylık gelirine göre değişen miktarda para ödüyor. Böylelikle de sağlıklı olanlardan hastalara, zenginlerden yoksullara doğru bir paylaşım gerçekleşmiş oluyor. İşte bu prensip yok edilerek yaşam, otomobil ve şimdilerde emeklilik sigortalarında olduğu gibi her koyunun kendi bacağından asılacağı ve zenginlere her türlü “hizmetin” götürüldüğü, yoksulların ise ölmezse sürünür hale getirildiği bir sistem oluşturulmaya çalışılıyor. Bu sigorta sisteminde ödenen paralar sermayeye ekleniyor ve doğal olarak da faiz elde ediliyor. Hastalığı ağır olup sürekli tedavi görmesi gerekenler ve yaşlılar da, sigorta aidatları aynen yaşlı arabalarda olduğu gibi artırılıyor.
Dayanışmacı sigorta sistemine yönelik bu saldırı toplanan paralar finans tekellerinde toplanıp spekülasyonlarda kullanılacağı için işverenlerin de ağzını sulandırıyor. Banka ve büyük sigorta şirketleri kasalarında toplanan bu paralarla dünya çapında kârlarını daha da artıracak yeni pazarlar ele geçirme savaşına girişiyorlar. Bilinen, bu paranın yeni işyerleri açılması için değil, borsalarda spekülasyonlarda kullanılacağıdır.
Dayanışmaya karşıtı propaganda
Dayanışma duygusu halk arasında yıkılması zor bir yere sahip olduğundan bu konuda yapılacak politik bir propaganda ters tepebilirdi. Bu nedenle pratikten örnekler verilerek bu prensibin yok edilmesi konusunda halkın desteği sağlanmaya çalışılmakta. Örneğin trafik kazaları veya ev işlerinde ortaya çıkan kazalar sonucu tedavi görenlerin bu duruma düşmelerine kendilerinin neden olduğu, eğer biraz daha dikkatli olurlarsa bu kadar masrafa yol açmayacakları söyleniyor. Aynı şekilde kalp, şeker, kanser, AIDS ve kemik hastalıkları sigara içen, abur cubur yiyerek şişmanlayan kişilerin suçu olarak duyuruluyor. Bu hastalıkların kişinin kendi suçu olmadığı, toplumsal konumuna ya da sistemin dayattığı alışkanlıklara bağlı olduğu gözlerden saklanıyor. Son yıllarda yapılan otuzun üzerinde araştırma, bu olguyu tereddüte neden olmayacak şekilde ortaya çıkarmıştır. Bremen’in yoksul semtlerinde yapılan araştırmalar dar gelirlilerin kanser, kalp yetmezliği ve beyin kanamasından ölme oranlarının zenginlere göre çok yüksek olduğunu göstermiştir. Hastalık kasalarının açıklamaları, yoksullar arasında ölüm oranının zenginlere göre çok yüksek olduğunu kanıtlamıştır. Aynı yaşta olan zenginlerle yoksullar arasında karşılaştırma yapıldığında arada altı kat fark olduğu görülmektedir. Geçirdikleri ilk kalp krizi sonrası ölen yoksullar, zenginlere göre yüzde 60 daha fazladır.
Dayanışma prensibinin bir vuruşta yıkılamayacak kadar sağlam olduğu bilindiğinden, çok öncelerden, 70’li yıllardan bu yana sistematik bir saldırı başlatıldı. İlk yapılan, sağlık harcamalarına hastaların kısmi katılımlarının yürürlüğe sokulması oldu. Ehrenberg Reformları’yla hastalar ilaç, kür ve hastane tedavilerinde düşük bir payı üslenmeye zorlandılar. Daha sonra kür veya tedavilerde kısıtlamaya gidilmesiyle bir adım daha atıldı. Artık hayati zorunluluğu olmaması halinde küre göndermeme ve uzun süreli tedavilere olanak vermeme uygulamasına geçildi. Yavaş yavaş hasta katkıları artırıldı, ilaç ve hastane masraflarının büyük bir kısmı hastalar tarafından ödenmeye başladı. Daha sonra yeni yapılacak hastanelere sigortalıların sabit bir parayla katılması kararlaştırıldı. Buna karşı yoğun tepkilerin olması sonucu kamu kasalarının hastaneleri finanse edecek durumda olmadıkları, hastaların katkısı alınamayacaksa hastanelerin özelleştirilmesinin gerekeceği propagandası başlatıldı. Yavaş yavaş hastaneler arasında rekabet gündeme getirildi ve özel hastanelerin devlet hastanelerine göre daha iyi olduğu, değişik örneklerle özel hastanelerin yaygınlaştırılmasının gerekçesi olarak ileri sürüldü. Bu da yetmedi; hastalık sigortaları arasında rekabet körüklenerek yasal sigortaların hastalarla ilgilenmedikleri, yalnızca rutin tedavilerle yetindikleri, daha fazla hizmet görmek isteyenlerin özel sigortalara geçmeleri sağlanmaya çalışıldı. Yasal sigortalara getirilen bütçe sınırlamasıyla tedavi giderleri ve hastalıkları önleme yolları azaltılmış oldu. Sıra doktorlara gelmişti. Doktorlar yasal sigortalardan aldıkları parayı artırmak için yanlış tedaviler yapmaktaydılar ve aldıkları para kontrol altında tutulmaya başladıktan sonra da en az hizmeti vererek hastayı başlarından savmayı ilke haline getirmişlerdi.
Hastalar, devlet hastanelerine, yasal sigortalara ve bunlara bağlı çalışan doktorlara güvenmez hale getirildiler. Saldırılar hedefine ulaşmıştı, ama gelirleri sürekli düşen hastalardan para nasıl toplanacaktı? Kapitalist sistemi sevimli hale getirmek isteyen ya da gerçekten bu sistemin bir alternatifi olacağına inanmayanlar bu soruya kafa yorarken, duyguların değil somut durumun (siz kasaya giren paranın anlayın) önemli olduğunu söyleyenler, sağlık hizmetlerinin de alınır-satılır olduğunu ve bu metadan yararlanmanın kişinin gelirine bağlı olduğunu ilan ediverdiler. Yoksullara hastalıktan korunma yöntemleri salık verilerek artık giderlerin karşılanamayacağı ve herkesin kendi başının çaresine bakması gerektiği içerikli “reform” planları hazırlandı.
- BİTTİ -
Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net