www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Mektuplar
Nasıl yanıt vereceğim mektubuna bilemiyorum. Yanıt bekleyen onca mektup birikti ki.. Hele tutsaklardan… Bu yazıyı mı göndersem, ne yapsam? Siz siz olun ertelemeyin işlerinizi. Hele kültürle ilgiliyse.

‘Camı kırabildik’
Ölüm orucundan ilk çıktıklarında dünyayı sanki “televizyon camı”ndan izliyorlardı. Yoğun duygusallık yaşıyorlardı ve bunun karşılığını sanat ile buldular.

Orada altın parlamıyor
Romanya’nın kuzeybatısındaki Oradea Bölgesi’nde küçük bir köy; Roshia Montana... Burası uluslararası bir maden şirketinin altın çıkarmak için tahrip edeceği tarihi bir yerleşim yeri.


Mektuplar
Sennur Sezer
Mektup yazmayı değil de düzenli mektuplaşmayı bir süredir beceremiyorum. Belki yaşımın ilerleyişinin hastalıkları artırışının payı da var bu beceriksizlikte. Telefon denen hızlı iletişimin payı da. Bir de buna oraya buraya koşturmaları ekleyin, mektuplar cevaplanmadan kalıyor. Oysa ben mektupları düşüne taşına yazarım. Günlerce aklımda dolanır yazacaklarım. Bu özelliğin bir benim olduğunu mu sanarmışım ne Azime Korkmazgil’in mektubu beni hem sevindirdi hem şaşırttı:
“Size 11 Nisan’dan beri yazacağım! (…) Ve bu sabah, sizinle açtım gözlerimi”.
Korkmazgil, Cumhuriyet Kitap dergisinde yer alan bir yazımdan söz ediyor. Yazı, “Ve Durgun Akardı Don” ile ilgiliydi. O da kitabı çok severmiş: “…soluk soluğa hem de, acaba çeyrek yüzyıl önce miydi, okudum. Hâlâ tadı damağımda üç beş çeviriden biridir. Yeniden basılmış olmasına sevindim.” Söz konusu benim bir saptamam: “Yazınızda diyorsunuz ki; ‘Mihail Şolohov, 1965 yılında Nobel Edebiyat’ı alır almaz, ‘Uyandırılmış Toprak ‘ dilimize çevrildi…’
‘Türküleri Yakanlar (2. Basım Gök Mavisi Bir Türkü)’da ufak bir anım var. Yıl, 1963 sonu ya da ‘64 başı. Oğlum Ufuk (1960 doğumlu), henüz 4 yaşını doldurmadı sanırım. Kızım Barış’ı Ağlasun’a sık sık yolladığımdan; Ufuk, kimi günler evde kalıyor, kimi de liseye getiriyorum. O gün, haliyle Öğretmen Odasında bırakıyorum çocuğu, sınıfa gidiyorum. Anımdaki sehpada, o günün Cumhuriyet’i ile okumakta olduğum romanı bırakmışım. Dersten sonra yanına geldiğimde, çocuğun Cumhuriyet’in sayfa boşluklarına, şu sözcükleri sayısız kez yineleyerek yazdığını gördüm: UYANDIRILMIŞ TOPRAK.
Bunu çok net hatırlıyorum. Kitap başkalarınca da okunmuş olmalı ki yıpranmış bir ciltti.”
Korkmazgil, bunca yıl sonra o dönemde okuduğu kitabı bulamamış elbet. Ama beni de bir yanılgıdan korumak istemiş. Tanırım bu duyguyu. Ben Oktay Arayıcı’ya kaç kez ilk oyunu “Dışarda Yağmur Var”ın ilk oynanışının 1960 değil 1959 olduğunu söyledim. Benim için yaşamsal bir olay öncesi olduğu için biliyordum bu tarihi. Omuz silkti. Düzelt, dedi. Yazarına rağmen düzeltemezsiniz elbet.
“Gelelim Uyandırılmış Toprak”a. Ben bu tarihi Mustafa Nihat Özön’ün çevirisinden aldım. Aynı kitapta Şolohov’un dilimize ilk kez 1938’de çevrildiği notu da vardı, ama hangi kitap ve hangi çevirmen bellisiz. Ben de bulamadım. Şolohov 1960’ta “Uyandırılmış Toprak” ile Lenin Ödülü’nü almış. Belki bu ödülün ardından çevrilmiştir dilimize.
Ne diyeyim. Sevgili Azime’nin dikkati inceliği var olsun.
Nasıl yanıt vereceğim mektubuna bilemiyorum. Yanıt bekleyen onca mektup birikti ki.. Hele tutsaklardan…
Bu yazıyı mı göndersem, ne yapsam? Siz siz olun ertelemeyin işlerinizi. Hele kültürle ilgiliyse. Bu konuda erteleme bazen kendinizi suçlamanıza yol açar bazen de suç değilse de kabahat sayılır. Örnek mi? “Anadille öğrenim örneği” nasıl?


Başa dön


‘Camı kırabildik’
Mustafa Kara
Ölüm orucundan çıkan tutuklu ve hükümlüler, kültür ve sanatı bir sağaltım aracı olarak kullanıyorlar. Kurtuluş’ta kaldıkları ve adını “Yaşamevi” koydukları ev oluşturulalı 9 ayı aşkın süre oldu. Cezaevi ölüm orucu sürdürürken, sağlık sorunları nedeniyle cezaları ertelenerek tahliye edilen siyasi tutuklular bu evde, fiziksel tedavi yanında, “hayata yeniden dönüş” çabası da veriyor. Bu ay ilk sayısı yayımlanan “Yaşamevi Bülteni” adlı dergi de, bu çabanın ürünlerinden biri.
“Ölüm orucu sonrasında biz de duygusallık daha yoğun olmaya başladı. Düşünce sistemimizi etkiliyor” diyen Esmahan Ekinci, cezaevinden ve ölüm orucundan çıktığı ilk günlerde dünyayı bir televizyon ekranı arkasından izler gibi hissediyormuş. “Kimseyle iletişim kuramadım. Ailem de dahil, herkes benim için televizyonun arkasında gibiydi. Onları televizyonun camından izliyordum. Ölüm orucu sonrası, duygularınla iletişim kurmaya başlıyorsun, yaşamla ilk iletişimin duygularınla oluyor. Kültür ve sanat etkinlikleri, bizim daha çok duygularımızı biçimlendiren, o yönüyle de bizi geliştiren etkinlikler oluyor” diyen Ekinci, sanat etkinliklerinin de içinde olduğu bu sağaltım sürecinde “nihayet televizyon camını kırdığını” da söylüyor. Artık yaşam ile rahatlıkla iletişim kurabiliyor Ekinci.
Beyin el koordinasyonu
İdris Yiğit, ev içindeki resim kursunu anlatırken; “Duygusal ve düşünsel olarak farklı bir yoğunluk yaşıyorum. Dinlediğimiz müziğin anımsattıklarını çiziyoruz. Hayallerimizi, anılarımızı çiziyoruz. Benzer çalışmaları şiir, edebiyat, tiyatro gibi alanlarda da yapabilirsek, bu yaratıcılığımızı zorlar, düşünsel gelişimizi kolaylaştırır” diyor. Ölüm orucunun bedende bıraktığı izlerin yanı sıra, kopuk kopuk düşünme, dikkat yoğunlaştıramama gibi sonuçları da var. Bu tür üretimler, öncelikle bu sorun ile mücadele için önemli.
Ressam Aydan Saylan’ın sürdürdüğü bu resim çalışmasından evde kalan herkes memnun. Melek Tokur, “Tedaviye büyük katkısı var resim çalışmasının. Resim, resim bellekte tasarlanır ve elle çizilir. Yapmak istediğin şekil beyince canlanır ve elin onu çizer. Hedeflediğimiz de bu; el ve beyin koordinasyonunu sağlamak. Birçoğumuz, ölüm orucu nedeniyle kopuk kopuk anlatma, onu ifadelendirmede güçlük çekme, zenginleştirememe gibi sorunlar yaşıyoruz. Sanatçı dostlarımızla yapacağımız sohbetler ve üretimler bizim zenginleşmemizi sağlıyor, sağlayacak” diyor.
Tiyatro, sergi, sinema...
Dikkat ve düşünme sorunlarını çözmek amacıyla boncuk işi yapmak; zeka oyunları oynamak, günlük gazete okumak, sohbet ve tartışma yapmak gibi etkinlikler de yapıyorlar. “Dışarı”daki etkinliklere gidenler de, eve döndüklerinde yaşadıklarını, gördüklerini anlatıyorlar. Etkinlikler arasında, “dışarı”ya gidilen etkinlikler de var. Bizim Tiyatro’nun “Ölüm Uykudaydı” adlı oyunu, İtalyan Kültür Merkezi’ndeki kısa film festivali, “Bir Garip Orhan Veli” oyunu, Yüksel Arslan’ın “Le Kapital” adlı resim sergisi, bu etkinlikler arasında. Bazı “risksiz” eylemlere de katılıyorlar.
Korsakoff hücresi!
Pek çok fiziksel engele, yürüme hareket etme zorluklarına karşın böylesi bir etkinlik sürecinin bir anlamı da, “dışarıda hücrelere girmemek”. Melek Tokur, “Devlet bir tecrit politikası ile bizi hücrelere sokmaya çalışıyor. Biz buna karşı çıktığımız için bu durumdayız. Bu da aşılabilir. Şu sakat halimiz bile düzeltilebilir. Dışarıda bizi sokmaya çalıştıkları Vernike Korsakoff hücresinden çıkmaya çabalıyoruz. İnsanlara da bunu anlatmaya çalışacağız”. Bunu anlatma ve paylaşarak yenilenmenin onlar açısından önemli araçlarından biri “Yaşamevi Bülteni” adlı dergi. Nisan 2002’de ilk sayılarını yayınladılar; ama bir “Vernike Korsakoff” hatası ile baskıda yıl 2001 yazılmış!
Derginin içinde, “Düşlerin Dansı” adını verdikleri resim çalışması köşesinden; refakatçıların anlatımlarına; sağlık köşesine, anılara yaşamlarına dair pek çok ayrıntı var. Melek Tokur, sık sık gelen ziyaretçilerle, ki aralarında pek çok sanatçı da var, süreklileştirme çabasının ürünü ve yine bir sağaltım aracı olarak bu dergiyi çıkardıklarını söylüyor. Onların çağrısı da bu yönde; “Biz aynı zamanda siyasal varlıklarız. Bir şair ile şiir üzerine sohbet; bir tiyatro üzerine konuşmak, tiyatroya gidebilmek gibi araçları yaratmak istiyoruz. Sanatı, işçi hareketini konuşabilelim istiyoruz” diyorlar.
(İletişim: 0212 219 30 73)


Başa dön


Orada altın parlamıyor
Koray Karaermiş
Oradea Üniversitesi Görsel Sanatlar Fakültesi’nin 19 öğrencisi, öğretmenleri Teodor Radu Pantea önderliğinde, altın madenciliğinin tahrip edeceği bir köyü fotoğrafladılar. Ama burada yok olacak olan, sadece köy değil bölgenin geleceği aynı zamanda. Yaşanan trajediyi bütün çıplaklığıyla belgeleyen proje bir sergi olarak ülkemize geldi. Ama projeyi gerçekleştiren fotoğrafçılar ne yazık ki gelemediler. Bizde grubun lideri Teodor Radu Pantea ile internet yoluyla söyleştik:
Proje fikri nasıl ortaya çıktı?
Roshia Montana, Roma Dönemi’nden bu yana altını sömürülen bir köy. Altının armağan kabul edildiği, tarih boyunca pek çok milletten ve dinden insanı çekmiş bir yer. Sonuçta da, değişik etkilerle yapılmış binaları, farklı tarzdaki kiliseleri, ilginç ve özel bir mimariyi ve hoş bir atmosferi bulabileceğiniz yerel bir görünüm arz ediyor. Benim kasabam Oradea’ya yalnızca 200 km. uzaklıkta olmasına rağmen, bu yöresellik hakkında bugüne kadar bir fikrim yoktu. “ARGUS” adındaki kendi fotoğraf kulübümü kurduktan sonra, Roshia Montana’da defalarca bulunmuş meslektaşlarımdan bir tanesi, bana bu yerle ile ilgili bazı şeyler anlatıp, bazı resimler gösterdi. 2001 yılında öğrencilerimle faaliyet için bir yer aramaya başladığımda, Roshia Montana’yı anımsadım. Burası sansasyonel bir yer! Birçok kereler ziyaret ettim ve bu yeri bir fotoğraf kampı için seçmeye karar verdim.
Neden özellikle burayı seçtiniz?
Çünkü bu yer yok olmaya yüz tutmuştu. Romanya-Kanada ortaklığında bir şirket burada altın çıkarmak istiyor ve tüm tarihi binalar, kiliseler, sokaklar yok olacak böylelikle! Belki de orada fotoğraf çeken son grubuz.
Projenin kendisi kadar ilginç bir adı var; ‘Altın Dost!’. Bunu açıklar mısınız?
Faaliyetimizin tümü için neden mi “Altın Dost!” adını seçtim. Çünkü bugünlerde, yerellik konusunda çok üzücü bir atmosfer hakim. İnsanlar evlerini kaybedecekler. Hayatlarının, gönençlerinin eski kaynağı altın ise başka bir şey artık. Tam da ölüm kaynağı! Parlamayan bir altın bu! “Altın Dost!”
Projeye devam edecek misiniz yoksa bitti mi?
Belki bitti denilebilir. Roshia Montana son günlerini yaşıyor. Ne kadar devam edebiliriz ki? Fakat Türk arkadaşlarım bana bu projeyi devam ettirebilme olanağı verdi. Ancak yalnızca bir proje miydi bu? Tahribata, yıkıma karşı bir hareket sayın bunu! Belki de, semeremiz önemsiz ve boş olmuş olacak! Fakat bir imaj düzelttik, bir hatırlatma, anıları tazeleyecek bir şeyler, kimbilir?...
Orada yaşanan yıkımın boyutları nedir?
Köy olduğu gibi yıkılacak. Toprakaltı da dahil olmak üzere bütün madencilik artıkları her yerde. Altın çıkarmak için yüzeyi kazıyorlar. Dağlar ve tepeler yok olacak, yakındaki göl kirlenecek. Bize arta kalan bu. Bunun nasıl bir trajedi olduğunu anlayabiliyor musunuz? Kâr için yapılan savaş köyü öldürüyor ve bu kârın büyük bir bölümü Romanya’da kalmayacak, dışarı gidecek. Hepimize karşı işlenmiş bir suç.
Hâlâ köyde yaşayan birileri var mı?
Halkın büyük bir kısmı hâlâ köyde yaşıyor ama şu anda kendi aralarında bölünmüş durumdalar. Yaşlı insanlar köyde kalıp burada ölmek istiyorlar. Yeni bir yaşam için hazır değiller. Onlar için tüm yaşamlarını geçirdikleri bu yerde kalıp, burada gömülmek çok önemli. Onlar bu olayın en trajik yüzünü sergiliyorlar. Çocukların geleceği ise belirsiz.
Şirket faaliyete başladı mı? Başlamadıysa ne zaman başlayacak?
Tam olarak ne zaman başlayacaklarını bilmiyorum. Ama ne yazık ki hazırlar. Büyük yatırımlar yaptılar ve gidecek gibi görünmüyorlar.
Yöneticilerin bu duruma yaklaşımı nasıl?
Madencilik faaliyetiyle ilgili bütün onayı devlet verdi. Tüm kazancı şirketle paylaşıyorlar. Ama halk için gerçekten yararlı olacak herhangi bir şey onları ilgilendirmiyor. Doğal olarak halk ve aydın kesim bu faaliyete karşı.
Nasıl bir deneyimdi bu? Siz ve öğrencileriniz için?
İlk temasımız önemli bir tecrübeydi bizler için. O günden bu yana, orada birçok defa bulunduk. Ben 3-4 kez tek başıma bulundum. Güzel bir deneyim yaşadım. Ama proje boyunca çok talihsizdik!. Seçtiğimiz tüm dönemlerde (2001 Temmuz ortası) yağmur yağdı. Oradea Belediyesi ve Üniversitemizin (Oradea Görsel Sanatlar) yardımlarını da unutmamak lazım. Bu proje öğrencilerim için özel bir şeydi. Kasabamızdaki büyük bir sergide resimleri gördüler. Onlara, ‘evet bu sizin ilk serginiz’ diyordum.
Projenizi ülkeniz dışında ilk sergileyişiniz mi?
Evet. Öğrencilerim çalışmalarının İstanbul’da sergilenecek olmasından ötürü çok kıvançlılar. Türkiye’de çok iyi arkadaşlarım oldu. Sergiyi Türkiye’nin değişik yerlerinde de sergileme olanağı olabilir.


Başa dön


günün etkinlikleri...


İSTANBUL
  • Bakırköy Belediye Tiyatroları Altan Erbulak Sahnesi’nde ise saat 20.30’da Rumuz Goncagül izlenebilir.
  • (0212 543 73 28)
  • Yakacık Kültür Eğitim Merkezi Tiyatro Grubu saat 19.00’da “Nâzım’dan Esintiler” isimli oyunu sahneliyor.
  • (0216 309 73 00)
  • Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nun “Tek Kişilik Şehir”ini Ortaköy Feriye Sahnesi’nde sahnelenecek.
  • Bilsak Tiyatro Atölyesi’nin “Doğumgünü” adlı oyunu Maya Sahnesi’nde görülebilir.
  • Tiyatro Boğaziçi, “Yeni Bir Hayat İçin” adlı oyunu Maya Sahnesi’nde sahneleyecek.
  • BEKSAV’da, 15.00, 17.30 ve 19.30 saatlerinde şu filmler izlenebilir; “Sonatine”, “Kikujiro’nun Yazı”, “Bir Deniz Manzarası”.
  • (0216 349 91 55)
  • “Çocuk Tiyatrosu’nda Sahne Tasarımı” başlıklı seminer saat 16.00’da TAV Sahnesi’nde yapılacak. (0212 293 72 95)
  • 18. Çocuk Şenliği kapsamında Beykoz Çayırı’nda uçurtma şenliği yapılacak.

    DİYARBAKIR
  • Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun, “Masal Kadınlar”ı Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

    ESKİŞEHİR
  • Yunus Emre Kültür Merkezi’nde “Küskün Aşıklar” adlı tiyatro oyunu izlenebilecek.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net