www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



BM’nin fuhuş pazarı
Bosna’daki işgalci BM yetkilileri ve özel ordu şirketi DynCorp, Bosnalı kadınları fuhuş bataklığına itiyor.

Avrupalı bilimcilerden örnek tutum
Avrupalı bilimciler, İsrail vahşetini kınıyor. Ardı ardına yayınlanan bildiriler, üniversitelerde geniş yankı buldu. İsrail’deki hükümet yanlısı bilim çevreleri ise, Avrupa ülkelerinin bilimsel anlaşmaları askıya almasıyla alarma geçti.

10 yıl sonra Los Angeles sokakları
ABD’nin Los Angeles kenti, on yıl önce büyük bir halk isyanına tanıklık etti. Siyahların yaşadığı bölgede patlak veren ve kanla bastırılan isyan, birçok soruna tepki niteliğindeydi. Peki isyanın sokakları, on yıl sonra güllük gülistanlık mı?


BM’nin fuhuş pazarı
Fiilen Batı mandası olan Bosna’daki Birleşmiş Milletler yetkililerinin kirli faaliyetleri ortaya çıkıyor. BM’deki meslektaşlarının Bosnalı kadınlara cinsel tacizde bulunduğunu kamuoyuna duyurduğu için işinden olan bir insan hakları müfettişi, mahkemede ifade verdi. 41 yaşındaki müfettiş Kathryn Bolkovaç, 15 yaş civarındaki Boşnak kızların BM yetkilileri tarafından cinsel ilişkiye zorlandığını anlattı. Bolkovaç, kadınların BM polis görevlileri tarafından barlarda çıplak dansa zorlandığını söyledi. Eski müfettiş, kendisinin işten atılma nedeninin de bu iğrençliğe karşı çıkması olduğunu anlattı. Bolkovaç, Çarşamba günü görülen duruşmada, BM yetkililerinden Jacques Paul Klein’e konuyla ilgili bir mesaj gönderdiği için işten atıldığını kaydetti.
Yine DynCorp
Ekim 2000’de gönderilen mesajın ayrıntıları, İngiltere’nin Southampton kentinde görülen duruşmada, mahkeme heyetine sunuldu. Mesaja göre; Bosna’da açılan barlar, BM yetkilileri tarafından fuhuş amaçlı olarak kullanılıyor. Fuhuş skandalına, dünyanın en büyük özel ordu şirketi DynCorp’un da adı karıştı. Pek çok ülkede, Batılı devletlere hizmet eden orduları bulunan DynCorp, bugünlerde Afganistan’a da gitmeye hazırlanıyor. Bolkovaç’ın mesajında, bir DynCorp personelinin, arkadaşlarının Bosnalı kadınları kullanması ve hatta birinin, kendisine “sürekli hizmet edecek” bir kadın bulmaya çalışması üzerine görevinden ayrıldığı kaydediliyor.
Fuhuş yoksa tecavüz
Bolkovaç, kadınların bar sahipleri tarafından alıkonulduklarını ve müşteri çekmek için striptiz yapmaya zorlandığını da ifade ediyor. “Kabul etmeyen kadınlar odalara kilitleniyor ve yiyeceksiz, dışarıyla günler, hatta haftalarca temastan mahrum bırakılıyor” diyen Bolkovaç’a göre Boşnak kadınlar, bu süre sonunda, masaların üzerinde dans etmeleri ve müşterilerle birlikte oturmaları şartıyla bırakılıyorlar. Eğer kadınlar “müşterilere” hizmet etmeyi reddederse, bar sahipleri tarafından dövülerek tecavüze uğruyorlar. Polise gittikleri takdirde, kendilerine, fuhuş yapmaktan dolayı tutuklanacakları veya yasadışı göçmen konumuna düşecekleri söyleniyor.
Bolkovaç, mesajı göndermesinin ardından rütbesinin indirildiğini öğrendi. Nisan 2001’de ise, “giriş çıkış saatlerine dikkat etmediği” gerekçesiyle işine son verildi.
‘Barış’ gücü sorumlu
Bolkovaç, mahkemedeki ifadesinde, BM polis görevlileri ve diğer “barış gücü” askerlerinin “yoğun şekilde genelevleri kullandıklarını” söyledi. Eski müfettiş, uluslararası “barış” gücünün, kadın ticaretinde yerel polisle işbirliği yaptığına şahit olduğunu ve bunun örtbas edilmesinden korktuğunu da belirtti. Ayrıca, Bosna’da genelev sayısının büyük bir hızla artmasına dikkat çekti.
Bolkovaç, uluslararası polis gücü komutanı Mike Stiers’ın, fuhuş kurbanı kadınları “fahişeler” suçlamasıyla küstahça gözden çıkardığını sözlerine ekledi.
3 polis işten atılmış
DynCorp’un başkanı Spencer Wickham, duruşmada, 3 polisi fuhuşa karıştıkları için işten çıkardıklarını anlatarak, olayların doğru olduğunu örtülü olarak kabul etti. DynCorp’un Bosna bölge sorumlusu Pascal Budge, Bolkovaç’ın e-postasından sonra, personelinden fuhuşa karıştığı tespit edilenlerin işten atılacağı yönünde bir uyarı yayımladığını anlattı. Ancak Bolkovaç, DynCorp soruşturmalarının yetersiz olduğunu vurguladı. Şirket İngiliz iş yasalarına bağlı olduğu için İngiltere’de görülen dava, devam ediyor.


Başa dön


Avrupalı bilimcilerden örnek tutum
Avrupalı bilimciler, İsrail’in politikalarını protesto etme çağrısı yaptı. Değişik uluslardan bilimcilerin yayınladığı ve İsrail’i boykot niteliği taşıyan bildiriler, bazı İsrailli bilimadamları tarafından da imzalandı. Bildiriler üniversitelerde geniş yankı buldu.
Üniversitelerde boykot
ABD’de öğrenciler, üniversitelere, İsrail ile ortaklığı bulunan şirket ve kurumlara verilen desteğin geri çekilmesi yolunda baskı yapıyorlar. California Üniversitesi’nde yaklaşık altı ay önce başlayan protesto hareketi, birçok üniversiteye yayılmış durumda. Akademisyenler, İsrail saldırılarını kınayarak, İsrailli meslektaşlarını Filistinli araştırma görevlilerin durumuna ve Filistin’deki akademik kurumların tahrip edilmesine sessiz kaldıkları için eleştirdiler.
İsrail diplomatik kaynaklarının bildirdiğine göre, İsrail’in birçok büyük Avrupa projesine katılımı ertelenmiş bulunuyor. İsrailli bazı bilimciler ise, Avrupalı akademisyenlere karşı bildiriler yayınladı.
İsrail’e 270 hayır
İsrail’e karşı bilim dünyasından gelen ilk bildiri, İngiliz akademisyenleri tarafından hazırlandı. Bildirinin ana talebi, Avrupa Araştırma Enstitüleri’nin, İsrail BM kararlarına uyana dek, akademik alanda İsrail’e Avrupa devleti gibi davranmasından vazgeçmesiydi. Bu bildiri 10’u İsrailli olmak üzere 270 Avrupalı akademisyen tarafından imzalandı ve İsrail’de sert tepkilere neden oldu.
İsrailli akademisyenler, bu bildiriyi, başta İsrailli olmak üzere ABD’li, ve Avrupa’lı toplam 4 bin akademisyenin imzasını taşıyan karşı bildiriler ile kınadı. İsrailli akademisyen Dr. Illouz, bildirilerin “bilim etiğine aykırı olduğunu” iddia etti.
Boykotta kararlılar
İngiliz akademisyenleri yönetim kurulu ise, geçen çarşamba günü, İsrail’e karşı etkili boykot yapılması kararı aldı. Kurul, tüm İngiliz Yüksek Öğretim Enstitüleri’ne, İsrail’le yapılacak yeni bir akademik anlaşmada “ölçülü olma” çağrısı yaptı. Kurul üyeleri; akademik ilişkilerin ancak İsrail’in BM kararlarını uygulaması ve Filistinlilerin öğrenim haklarını garanti altına alınmasıyla normale dönebileceğini açıkladılar.
İngiliz bildirisini, benzer bir Fransız bildirisini ve işgalde görev almayı reddeden İsrailli askerleri savunan başka bir bildiriyi imzalayan Matematik Profesörü Emmanuel Farjoun, boykotlara tam destek vermesinin sebebini şöyle açıkladı: “Boykotlar, durum çok ciddiyse yapılır. Güney Afrika’da olduğu gibi. Burada da benzeri bir durum var. Daha da kötüsü; Filistinlilerin vatandaşlık hakları bile yok. 35 yıldır insani haklarından mahrum yaşıyorlar.”
Araştırmalar askıda
İsrail, Avrupa Birliği ile 5. Plan adlı büyük bir anlaşma imzalamıştı. Anlaşmaya katılan devletler bir miktar para yatırarak bilimsel araştırmalara katılma hakkı elde ediyorlardı. Fakat anlaşmanın süresi, bu yıl sona erdi.
6. Plan’ın oluşturulma aşamasında İsrailliler, AB’li akademisyenlerin anlaşmaya çok olumlu bakmadıklarını ve İsrail’in anlaşmaya dahil edilmesinin zor olduğunu düşünüyorlar.
İsrail’in dışlanmasının en gözle görünür kanıtı, can güvenliği sorunu nedeniyle İsrail’de araştırma yapılmasının reddedilmesi. Bilimsel kongreleri düzenleyen organizasyonun başı Gideon Rivlin, 2004’e kadar İsrail’de yapılacak tüm kongrelerin iptal edildiğini açıkladı. Rivlin, akademisyen bir arkadaşının “İsrail’e gelmek Güney Afrika’ya gitmek gibi, bu yüzden gelemem” dediğini de ekledi.


Başa dön


10 yıl sonra Los Angeles sokakları
Duncan Campbell
Yıl 1991. Rodney King adlı siyah, aracıyla fazla hız yaptığı gerekçesiyle, 4 beyaz Los Angeles polisi tarafından durduruldu. Çıkan tartışmada polisler King’e coplarıyla saldırdı, bacağı ve yüz kemikleri kırıldı. Eğer bu durum amatör bir kamera tarafından görüntülenmeseydi, diğer polis vahşeti olaylarının arasında eriyip gidecekti. Ama savunmasız bir siyahı döven dört beyazın o imgesi halkın akıllarına kazındı. Yaklaşık bir yıl sonra, 29 Nisan 1992’de beyaz jüriler dört polisi beraat ettirince, isyanın fitili ateşlenmiş oldu.
Asıl sebepler
Mahkeme kararı sadece bir kıvılcımdı aslında. Asıl isyan edilen, Los Angeles’ın güney bölgesinde yaşayan yoksul halka yönelik onyıllardır süren eşitsizlik, horgörme, dışlama ve önyargılardı.
Olayın yakın tanıklarından Slyvia Castillo, basının bu olayı bir “siyah saldırısı” gibi anlatması için ısrar ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Siyah topluluk, sanki hâlâ bu karara kızgınmış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ama söz konusu olan bir ırkın diğerine öfkesi değil. Sorun daha derin.”
Olayın başka bir tanığı olan Harris-Dawson da aynı fikirde: “Mite göre isyan siyahların isyanıydı; ama eğer tutuklamalara, yaralanmalara ve fotoğraflara bakacak olursak böyle olduğu söylenemez. Doğru olan tek kısım şu: Öldürülenlerin tümü siyahtı.”
Durum kötüye gidiyor
Olayın başka bir yönü de, Koreli esnaflarla ilgili. 2000 Korelinin dükkânı, çıkan olaylar sırasında hasar gördü, birçok Koreli taşınmak zorunda kaldı ve 10 yıl sonra yaraları hâlâ taze. İkinci Dünya Savaşı’na benzettikleri bu olay hakkında konuşmak bile istemiyorlar.
Bölgede yaşayanlar, 1992 olaylarına sebep olan unsurların hâlâ varlığını sürdürdüğünü söylüyorlar; onlar için ikinci bir 1992 çok uzak değil. “Her şey daha kötüye gidiyor, açlık arttı. ‘92 olaylarına ve sonrasında 34 kişinin öldüğü çatışmalara neden olan koşullar değişmedi.”
Los Angeles Polis Teşkilatı tarihinde ilk defa beyaz polisler azınlıkta. Başkomiser Bernard Parks bir siyah, ama üstleri tarafından sepetlenmek isteniyor. Peki polisle halk arasındaki ilişkide düzelme var mı?
Eğer siyahsanız...
Harris-Dawson’a göre polis, en azından ırkçı önyargılar hakkında daha bilinçli. “Her şey çok iyi olmasa da, vatandaş olarak ben ve polisin arasındaki farkı azaltıyor. Önceden tüm güç onlardaydı” diyerek ekliyor: “Eğer siyahsanız, yüzlerini çevirip size bakmaları için kanlar içinde ve yanınızda bir avukatla gelmeniz gerekirdi. Gidip, bir polis bana kaba davrandı, anneme fahişe dedi desem dikkatlerini bile çekmezdi.” Polislerin siyahlara karşı tavırlarında bir düzelme olduğu gözlemleniyor.
Ayaklanmanın çıktığı bölgenin çok dikkat çekici bir özelliği de, kilise dışında hiçbir kamu binasının bulunmaması. 1992’den sonra bazı ulusal zincirlerin bölgeye gelmesine çok uğraşıldı. Böylece halka iş ve eğlence imkanı sağlanacaktı. Fakat çok azı geldi.
İş imkânı yok
Dawson bölgede iş bulmanın, özellikle de iyi iş bulmanın çok zor olduğunu, çevredeki okulların çok kalabalık olduğunu ve bu nedenle çoğu öğrencinin okuldan ayrıldığını söylüyor. İmkânı olan herkes bölgeden bir an önce taşınıyor. Sağlık kurumlarının yetersizliği, hâlâ önde gelen problemlerden. Bölgedeki tek hastane, Birleşik Müslüman Tıbbi Kurumu’na ait. Hükümetin bu bölgeye yatırım yapacak şirketlerden düşük vergi alınacağını açıklamasına rağmen, hiçbir büyük şirket bölgeye girmek istemiyor.
Liberty Hill adlı yardım kuruluşunda gönüllü çalışan Barbara Osborn, hükümetin bölgeye verdiği sözlerden hiçbirini tutmadığını söylüyor. “Ne federal devlet ne de eyalet yönetimleri, hiçbiri sorumluluğunu yerine getirmedi.”
Tekrar eder mi?
Hiçbir değişiklik yok değil. Uyuşturucu ve esrar satılan, fuhuş yapılan tam 700 içki dükkânından 200’ü ayaklanma sırasında yakılmıştı. Bunlardan 150’si bir daha açılmamak üzere kapandı. Ama suç oranı hâlâ yüksek.
Dawson, durumun eskisi kadar kötü olmadığını, ama eski koşullar varlığını sürdürdüğü için, tansiyonun yükselmesi durumda ikinci bir 1992’nin de uzak olmadığını söylüyor. Eğitimsizlik, sağlıksızlık ve şiddetin tarihsel sorunlar olduğu bölgede genel kanı, koşulların değişmesinin zor olduğu. Sylvia Castillo, yaşananların anısının çok taze olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Kaygım o ki, bu ortam, hâlâ altüst oluşlara neden olabilir. İlgiden yoksun insanlar umutsuzluğa mahkûmdur.”
(The Guardian)


Başa dön


Avrupa’dan ABD’ye çağrı
Avrupa Parlamentosu (AP), ABD’ye, “terörizmle mücadele”de ve Küba’daki Guantanamo askeri üssünde tuttuğu Taliban ve El Kaide militanlarına karşı muamelede uluslararası hukuk kurallarına bağlı kalması çağrısında bulundu. Parlamentoda 10’a karşı 439 oyla kabul edilen yıllık insan hakları raporunda, “terörizmle savaş” sırasında bireysel haklara yönelik tehditlere dikkat çekildi. AP’de 59 üyenin de çekimser oy kullandığı raporla ilgili yapılan açıklamada, terörizmin kendisinin, insan hakları ihlallerine bahane olamayacağı belirtildi. Terörle mücadelenin hükümetler tarafından, insan hakları ihlalleri için bahane olarak, eleştirilerin susturulması ya da muhalefetin yok edilmesi için “kullanılabileceğine” dikkat çeken parlamento, ABD Başkanı George Bush’un, Guantanamo’da tutulanların kapalı kapılar ardında yargılanmasına yönelik askeri mahkeme kurma kararını eleştirdi.
Irkçı lider meydan okudu
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2. turunda Jacques Chirac’ın rakibi olan ırkçı Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le Pen, 5 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde yüzde 30’un altında oy almasını “başarısızlık” olarak göreceğini söyledi. Fransa’nın haber kanalı LCI’ye açıklama yapan Ulusal Cephe (FN) lideri Le Pen, “Daha iyisini yapmayı umuyorum, bu Fransa’da değişim için tek şans. Çünkü Chirac’a oy vermek, zaten 7 yıldır bilinen sistemin devamı olacak” diye konuştu. Le Pen ayrıca RMC radyosuna yaptığı açıklamada, açıklamalarından birisiyle ilgili olarak “Adolf Hitler’den değil, New York’un Yahudi Belediye Başkanı Michael Bloomberg’den esinlendiğini” söyledi. Yabancı düşmanı lider, ilk tur seçimin yapıldığı pazar akşamı bir açıklamasında kendisini, “sosyal açıdan sol, ekonomik açıdan sağ ve ulusal açından da Fransız” şeklinde ifade etmiş, Fransa Yahudi Öğrenciler Birliği (UEJF) ise bu konuşmanın Hitler’in 1932’deki “Ekonomik olarak sağdayız, kalbimiz solda ve her şeyden önce Almanız” şeklindeki konuşmasından alındığını hatırlatmıştı.
İsrail yine tatmin olmadı
Filistin Yönetimi’nin, İsrailli Bakan Rehavam Ze’evi’nin öldürülmesinden sorumlu olduğu öne sürülen kişileri ağır hapis cezalarına çarptırması da, İsrail’i tatmin edemedi. Ariel Şaron liderliğindeki hükümet, Ramallah’ta Yaser Arafat’ın karargâhında yapılan yargılamayı “sahte” olarak niteleyerek, Filistinlilerin İsrail ordusuna teslim edilmesini istedi. İsrail, ABD ve Filistin arasında daha önce varılan anlaşma uyarınca, Ze’evi’nin katil zanlıları Filistin Yönetimi tarafından yargılanacaktı. Ancak Yaser Arafat’ı köşeye sıkıştıran İsrail, bu anlaşmaya artık uymuyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net