Ve onca kaygısından sonra, artık bir “takıntı” haline getirdiği “çözümünü” de söylüyor: “Amerika bölgeye daha etkin müdahale etsin!”
Elbette bölgede, “kaygılanacak” pek çok gelişme var. Ama, bu kaygı verici gelişmelerin en başında olanı; “Amerika’nın bölgeye daha aktif, daha etkili müdahale etmesi”dir. Çünkü; İsrail denilen terörist ülkenin bu ölçüde pervasızlaşması, Yahudi lobisinin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na özür üstüne özür diletip, yine de burun kıvırma cesareti bulmasının nedeni Amerika’nın bölge çıkarları konusunda İsrail’le ilişkilerini birinci sıraya koymasıdır. Aslına bakılırsa ABD, Türkiye’yi bile İsrail’le “stratejik işbirliği” üstünden kendisine bağlamıştır.
Dünyada bunu anlamayanlar ikiye ayrılıyor. Birinci kategoride yer alanlar; gelişmeleri Şaron ve İsrail’in yaptıklarına, bölgede olup bitenlere, emperyalizmin bölge çıkarlarından değil, Amerika’nın bölgede barışı kurmak istediğine safça inananlardır. İkinci gruptakiler ise; Amerika’nın bölgedeki niyetini, emperyalist-Siyonist stratejinin bölgedeki amaçlarını bildikleri halde, bunu gizleyerek, Amerika’yı “barış için daha çok çaba harcamaya” çağıranlardır.
“Ecevit kişi olarak; bu iki gruptan hangisine dahildir”, söylemek zordur ama; sonuçta bir başbakan olarak; Amerika’ya umut bağlayarak, bölge halklarının bilincinde çarpıtma yaratarak ikinci kategoridekilere; bölgede bilinçli olarak emperyalist-Siyonist stratejiye hizmet edenlere katılmaktadır. Hatta bölgedeki antiemperyalist-anti-Siyonist tepkileri “şiddetin sokağa dökülmesi”, “çok büyük bir tehlike” olarak göstererek Ecevit; bu, ömrünün son demlerinde, “vasıflı” bir emperyalizm-Siyonizm destekçisi olarak tutumunu ortaya koymaktadır.
Bölgede, geleceğe dair umut olabilecek en önemli gelişme, bölge ülkelerindeki halkların Amerikancı hükümetlerin barikatını aşarak sokağa dökülmesi, Amerika’yı, İsrail’i ve gerici rejimleri tehdit eden bir pozisyona geçebilmesidir. Ecevit de bundan kaygı duyuyor.