www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



Türkiye’yi ben kirletmedim!
Şile’de polislerin tecavüze uğrayan Leyla Bozacı, çıktığı programlarda kendine yaşadıklarını anlatma fırsatı tanınmadığını belirterek, “Televizyonda anlatıyorum, kesiyorlar.

Yaşlı kadını otobüsten aşağı attılar
Eskişehir’de 76 yaşındaki yaşlı kadını “Pason artık geçersiz” diyerek otobüsten küfürler arasında aşağı attılar. 76 yaşındaki Kadriye Bozkurt Esentepe Mahallesi’nin Yanıkkahveler bölgesinden saat 11.00 sıralarında otobüse bindi.


Türkiye’yi ben kirletmedim!
Rojda İldan
Leyla Bozacı, 33 yaşında, üç çocuk annesi. Dokuz yıl önce evlenerek Türkiye’ye geldi. Doğup büyüdüğü yer Romanya. Onu, geçen ağustos ayının sonunda, bütün hayatını olumsuz yönde etkileyen bir olay sonrasında tanıdık.
Arada sırada çıkan hasta ve yaşlı bakımı, ev temizliği işlerini yaparak evinin geçimine katkı sunan Leyla’nın komşusu, onu yardıma çağırdı; Şile’deki evinde kalan kiracılar çıkmıştı. Evin temizliğe ihtiyacı vardı. Komşusu evi birlikte temizleme önerisinde bulundu. Türkiye’deki milyonlarca emekçi ailesi gibi yazları tatil yapma olanağından yoksun olan Leyla, bu öneriyi “Çocuklarım bari iki gün denizden, güneşten yararlansın” diyerek kabul etti, Şile’ye gitti. Yeni doğurduğu oğlu, yürümeye başlamamıştı o zaman. Evi temizlediler; akşam sahile oturmaya gittiler. Yanlarına üç kişi geldi, polis olduklarını söyledi. Ellerinde telsizleri, bellerinde silahları vardı. Onlara kimliklerini sordular. Onlar, kimliklerini gösterdiler. Üç adam Leyla ve arkadaşını karakola götüreceğini söyledi. Kadınlar, Emniyet Müdürü’nün arabasına bindirildi. Sonra Leyla’nın arkadaşı bırakıldı. Leyla bir otele götürüldü, tecavüze uğradı.
‘Karakolda robot ettiler’
Leyla’yı o gece alan üç kişiden ikisi polisti, ‘polis’ olarak tanıtılan üçüncü kişi ise bar sahibi. Leyla’nın arkadaşı Hülya, yolda ağlarken tanışlarına rast gelmiş, onlarla karakola gidip durumu anlatmıştı. Karakoldaki polisler bu yardım isteğine ses vermedi. Hülya’nın arkadaşları İstanbul polisini, Gayrettepe’yi aradı. Gayrettepe’den Şile’ye anons yapıldı, yine karakoldaki polisler harekete geçmedi. Bir daha Gayrettepe arandı, bir daha anons yapıldı, polisler bu sefer kalktı ve otele gitti. Otelde suç üstü yapıldı. Leyla ve üç polis karakola götürüldü. Karakolda polisler rahattı. Polisler, birbuçuk saat konuştu; olayı kapatmak için. Karakolda polislerin kendini ‘robot’ ettiklerini söyleyen Leyla, o anları şöyle anlatıyor: “Karakolda hep beni tehdit etti Kerem, tecavüz eden. Mağdur olduğum halde beni baskı altına aldılar. Kendisi oturuyor ellerini sallıyor, sigara içiyor. O tabanca hâlâ belinde. İzin veriyorlar, dışarı çıkıyor. Bana baskı yaptılar. Davayı nasıl kapatacaklarını düşünüyorlar. Arkadaşın biri lojmana gitti, savcı hanımı çağırmak için. Ben zaten tanınmayacak bir halde gelmiştim, dava açmaktan vazgeçmiştim. Öldürecekler sandım. Dışarı çıkmak istedim, kendimi görünce ‘Beni hastaneye götürün’ dedim. Saat altıya çeyrek vardı bunu deyince. Bir başkomiser vardı hep para bahsi açıyordu. Yani para verecek de kapatacak bunu, o şekilde düşünüyorlardı. Ben ‘Beni hastaneye götüreceksin’ dedim. Beni hastaneye götürdüler. Sonra savcı hanım geldi. Savcı olmasaydı orada her şey kapatılırdı.”
Cezayı kim çekiyor?
Leyla Romanya’da, kimya öğretmenliği bölümünde okuyordu. 3. sınıfta evlenince üniversiteyi terk etti. Eşi, Romanya’da oturmak istiyordu. Ama 92’de iki defa kaynanasını ziyarete gelen Leyla, Türkiye’ye yerleşmek istedi. Neden mi? “Hep anlatıyordu eşim, kayınvalidem. İslam’ın dürüstlük olduğunu söylüyorlardı. ‘Kızları burada büyütmek istiyorum’ dedim eşime. Temiz, dürüst olsunlar, terle kazansınlar, haklarını bilsinler istedim.” Leyla geldikten sonra teriyle kazandı, çocukları olana kadar çalıştı; ev işine gitti, çocuklara, hastalara baktı. Şile’ye gitmeden önce de yatalak bir hastaya baktı bir haftalığına. Ama Zafer Bayramı’nın kutlandığı 30 Ağustos akşamı tecavüze uğradıktan sonra Türkiye’ye geldiğine pişman oldu. Çünkü ona yapılan tecavüz sadece bir gecesini mahvetmedi. Onurlu ve alnı açık bir yaşam sürmek isteyen Leyla için 30 Ağustos’tan sonra yaşananlar öyle kötü ki Leyla’ya “Tecavüz edenler ceza çekmiyor, ben çekiyorum” dedirtiyor.
Leyla’yı ilk üzen, haykırışlarına kimsenin ses vermemesi oldu. Leyla ve arkadaşı, kendilerini götürmek isteyen polislerle arabaya binmeden önce kavga etmişlerdi. Leyla, otelin kapısından girerken bağırmaya devam etti. Mahkemede “Kimliksiz kimseyi içeri almıyoruz” ifadesini veren otel yetkilileri, bu bağırışları duymadı. Leyla, kendisini götürenlere defalarca Türk vatandaşı, evli ve üç çocuk annesi olduğunu söyledi, kısık sesle, bağırarak, haykırarak. Leyla, o anları düşündükçe, “İnsanda vicdan olur. Nasıl geçip gidiyorsun? Ben dururdum, bakardım” diyor. Leyla tecavüzden sonra susmadı. “Bu devlet ona silahı, kimliği kadınları alıp, zorla tecavüz etsin diye mi veriyor?” diyerek dava açtı. Ve başına gelenleri herkesle paylaşmak istedi. Aç ve yalnız kaldı. Bir tek eşi ve bir komşusu kaldı yanında. Leyla, “Eşime ‘Boşan. Çocukları alsın gitsin Romanya’ya’ demişler. Eşim kabul etmedi. Herkes ayağını çekti bizden” diyor.
Leyla suçlandı ve hâlâ da suçlanıyor. Gerekçeleri hazır. Biri “O saatte bir kadının dışarıda işi ne?” Leyla, “Ora yazlık yer. Bir sürü aile, kadın vardı. Hem arabanın içinde oturuyorduk” diyor. Diğer gerekçe, Leyla’ya göre tecavüze uğramasına da sebep, geldiği yer. Leyla, bu konu hakkında şunları söylüyor: “Yabancı olduğum için her şey. Hayat kadınları geliyor buraya. Her gelen aynı mı? Biz pazara gidemiyoruz onlar yüzünden! Ama ben hayat kadını olanları da suçlu görmüyorum. Neden bu yola düştüler, kimse sormuyor. Çocukları var, doyuramıyorlar. E ne yapacak bu kadınlar?”
Leyla yalnız ve aç kalmak pahasına, bütün söylenenlere kulak tıkayarak yaşadıklarını anlatmasının ve kendisine yöneltilen suçları anlayamamasının nedenini şu sözlerle anlatıyor: “Paylaşmak istedim acıları. Beni suçluyorlar. Niye? Ne yaptım? Çıktım, anlattım diye mi bunu yapıyorlar? Tabii ki anlatacağım, benim bir gururum var. Şerefim var. Anlatmak zorundayım. Hep beni susturuyorlar ne yapacağım? İnsanlar hep suratıma vuruyor, konuşmasam nasıl temizleyeceğim? Hem ben saklayacağım, öbür tacize uğrayan saklayacak, sonra ne olacak! Kadınlar sokağa çıkmasın mı yani?”
Aile aç kaldı
Leyla ve ailesi bu olaydan sonra sadece yalnız değil, aç da kaldı. Eşi, bu olaydan önce iyi kazanıyordu. Sonra işsiz kaldı. Bir başka iş buldu, ama o zaman bir televizyon programına katıldılar. İşveren bunu izleyince fikir değiştirdi, almadı işe. “Herkes zannediyor ki biz televizyondan para alıyoruz. Hayır. Ben dertleri anlatmak istiyorum. Bunun için gittim o programlara. Komşular ne dedikodular çıkarıyor ama kimsenin ağzını kapatamıyorum ki” diyen Leyla ve ailesi bir televizyon programından sonra Valilikçe koruma altına alındı. Televizyon programından sonra aileye 500 milyon lira nakit para yardımı yapıldı. Kocasına 250 milyon lira maaşla bir iş verildi. 500 milyon liraya iki aylık kiralarını ve diğer biriken borçlarını verdiler. Kocası ancak bir ay sonra istenen evrakları tamamlayarak işe girdi. Ama aile Ümraniye, iş ise Ayvansaray’da. 100 milyon lira yol parası tutuyor. Kalan para anca kiraya yetiyor. Leyla, iki ay önce kendilerini koruma altına alan Valiliğe giderek durumu anlattı, iş istedi. Olmadı. O ve ailesi uzunca süredir aç. Gazeteye iş ilanı veriyor, çirkin teklifler geliyor. Bu yüzden telefonu kapatmış artık. Leyla’nın büyük kızı bir ay önce beden eğitimi dersinde açlıktan bayıldı, çenesi masaya çarptı, kırıldı. Leyla, yürümeyi yeni yeni öğrenen oğluna süt alamıyor. Kızlarını okula aç gönderiyor. Eşine yol parası vermek için komşudan iki bilezik borç aldı. Ev sahibi onları evden atmakla tehdit ediyor. “Boş arsada kalacağım, ama ben rezil olmayacağım yine devlet rezil olacak” diyen Leyla, bunlar yüzünden kendini koruma altına alan Valiliğe üç hafta önce tekrar gitti. “Evlatlarım aç. Çalışmam gerekiyor” dedi. “Tamam, sana iş vereceğiz küçük oğlanı da kreşe vereceğiz. Ama evi taşıman gerekiyor” dediler. Leyla aradı, ama Eyüp’te ev bulamadı. Sonra tekrar Valiliğe gitti, “Türkiye Devleti size bakmaya mecbur değil” cevabını aldı.
Leyla, şimdi tedirgin ama bir o kadar da onurunu savunmaya kararlı. Günlerini, yanında olan tek arkadaşı, alt komşusuyla geçiriyor. Hep dört duvar arasında. “Ben devlete, polislere, otel sahibine dava açacağım. Nasıl dışarı çıkacağım? Korkuyorum. Otelden, polisten baskı gelebilir” diyen Leyla, bundan sonra polislere de güvenemeyeceğini söylüyor. Leyla’nın avukatları İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden. Dört ayda yirmi kilo kaybeden Leyla “Ben yaşamıyorum ki artık. Ölü gibi geziyorum. Ne yaşıyorum? Dört duvar arasında oturuyorum? Bu yaşantı mı? Beni üç evlat ayakta tutuyor. Onlar almasaydı ben çoktan intihar edecektim” diyor.
Yaşadıklarının etkisi ne zaman bitecek bilmiyor ama en azından çocuklarının karnını doyurabilmek istiyor. “Kızlar geçen hafta okuldan onur belgesi getirmiş. Ben onların önüne bir kap yemek koyamadım. Ne kadar zoruma gitti biliyor musunuz?” diye soran Leyla’nın tek istediği güvenli bir iş.


Başa dön


Yaşlı kadını otobüsten aşağı attılar
Ali Baş
Eskişehir’de 76 yaşındaki yaşlı kadını “Pason artık geçersiz” diyerek otobüsten küfürler arasında aşağı attılar. 76 yaşındaki Kadriye Bozkurt Esentepe Mahallesi’nin Yanıkkahveler bölgesinden saat 11.00 sıralarında otobüse bindi. Büyükşehir Belediyesi’nin aşevinden yemek almak için yola çıkan, 76 yaşındaki Kadriye Bozkurt, otobüste biletçinin kendisine ağır küfürler de ettiğini söyledi. Kadriye Bozkurt, “Ben 51 numaralı halk otobüsüne bindim. Çarşıya gelerek aşevinden yemeğimi alacaktım. Otobüse bindiğimde sürekli kullandığım pasoyu gösterdim. Pasomun geçmediğini söyleyerek, pasomu almak istediler. ‘Pason yoksa para vereceksin’ diyen şoför bana küfürler ederek ‘Bana mı yaşlandın? Yaşlanmasaydın. Parayı verirsen seni çarşıya götürürüm. Paran yoksa in aşağıya’ diyerek beni aşağıya attı” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net