www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



MHP evlatlarını yiyor
MHP lideri ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin müdahalesi ile Türk Haber-Sen başkanlığından indirilen Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay, olayı “iğrenç bir gasp” olarak nitelendirdi.

Emekçi ‘eylem’ diyor
İşçi ve memurlar, kamuda çalışan onbinlerce çalışanın resen emeklilik yoluyla işten atılması, ikramiyelerin ertelenmesi, özelleştirmelerin hızlanması gibi kararların açıklandığı Niyet Mektubu’na eylemle yanıt verecek.

Bak postacı gelmiyor!
Ücretsiz paso hakları ellerinden alınan postacılar haklarının geri verilmesi talebiyle Ankara sokaklarında yürüdüler. “Ya sorun çözülür ya da hizmet verilmez” diyerek dağıtım yapmayan postacılar, eylemlerini bugün de sürdürecek.


MHP evlatlarını yiyor
Sultan Özer
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay’ın, kuruluşundan beri başkanlığını yaptığı Türk Haber-Sen’de MHP’nin bir darbesiyle düşürülmesine tepkisi sürüyor. MHP’nin Türk Eğitim-Sen ve Türk Sağlık-Sen başta olmak üzere diğer sendikaların kongrelerine de müdahale ettiğini belirten Akay, “iğrenç bir gaspla karşı karşıya olduklarını” söyledi.
Hükümeti eleştirmelerinden MHP’nin en büyük payı aldığını, tabanda, halkın nezdinde yıpranan, oy kaybeden MHP’nin kendi içinden gelen eleştiriye tahammül edemediğini, Kamu-Sen’i ‘kendisinden’ bildiğini kaydeden Akay, MHP’nin eleştirileri babanın oğulun eleştirisine tahammül edememesi gibi değerlendirdiğini kaydetti.
Resul Akay, Türk Haber-Sen ve Kamu-Sen’de yaşananlar konusunda sorularımızı yanıtladı.
Türk Haber-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’de neler oluyor?
Türk Haber-Sen’in 1992’den beri kurucu genel başkanıyım, 1995’ten beri de Kamu-Sen genel başkanlığını sürdürüyorum. 22-23 Haziran 1996’daki Kamu-Sen genel kurulunda da geçici yürüttüğüm genel başkanlığa seçimle geldim. Böylece Kamu-Sen’de ilk defa böyle bir süreç başladı. Memur sendikacılığını bağımsız yere oturtmak, siyasal bağımsızlığına kavuşturmak, devletin ya da hükümetlerin, makam ve mevkilerin vesayetinden kurtarmak gibi bir süreci başlattım. Tabi bu hemen hissedilmedi.
Yasanın çıkmasında Kamu-Sen bir çabanın içerisinde oldu. Yasa gereğince yapılacak genel kurulları da eğer tamamlayabilseydik Türkiye Kamu-Sen gerçek yerinde, sendikal duruş noktasında olacaktı. Ancak, bir filizken, bir fide iken MHP’nin bir siyasal müdahalesi söz konusu oldu. Bu müdahalenin izleri kalıcı olduğu sürece Kamu-Sen başladığı yere geri dönecektir. Oysa Kamu-Sen şu anda en yüksek viteste koşan bir araç gibiydi. Yükünü almış araç gibi adrese giderken bir anda bu aracın tekeri patlatıldı ya da bu araç birinci vitese alındı. Şimdi de geri vitese alınacak belki.
Türk Haber -Sen’de yaşananlar gerçekten çok iğrenç olaylar. İğrenç bir gasp. Ama bu iğrenç gasptan daha vahim olanı, bu gaspı yapanın Başbakan Yardımcılığı koltuğunda oturmasıdır. Türkiye’nin kimler tarafından yönetildiğini, kimlere kendimizi emanet ettiğimizi bütün vatandaşların görmesi lazım. Bir devlet anlayışı düşününüz ki sizin meşru genel kurullarınıza boyunduruk koyuyor, müdahale ediyor ve memurların yıllardır çalışa çalışa biriktirdiği bir emeği, bir malı gündüz gözüyle, başkentte gasp ediyor. Yani biz devlete bizi zorbalardan korusun derken, zorbaların devleti yönettiği bir düzenek içerisindeyiz şu anda.
Kamu-Sen’in, MHP’nin güdümünde olduğu yönünde eleştiriler öteden beri vardı. Bugün yaşananlar bu eleştirileri doğrulamıyor mu? Pat diye bu kavga nereden çıktı?
Eski genel başkanın bu tür ilişkilerinin olduğunu duyuyor, kısmen de biliyorduk. Böyle bir gölge Kamu-Sen üzerinde vardı. Bunu kabul etmek lazım. Ben sendikal hareketin, siyasi partilerden bağımsız olmasına inanan biriyim. Zaten o dönemleri ve kendi özeleştirimi yaparak göreve geldikten sonra bu süreci değiştirmek istedim. Çünkü partilerin rolleri değişebilir, iktidarda ya da muhalefette olabilir. Ama sendikaların rolü aynıdır, toplumsal muhalefettir. Zaman zaman uzlaşırlar, ama bu onların muhalif yönlerini değiştirmez.
İşte böyle bir süreci başlattık. Yani MHP’nin genel başkanının hiçbir şekilde müdahale etme hakkı yok, yetkisi de yok. MHP Genel Başkanı’nın yapacağı çok başka işler de var. Ülkenin o kadar çok sorunları var ki, o sorunları çözmek için kafa yoracağına, performansını bu yönde harcayacağına, Kamu-Sen’in içişlerine müdahale ederek ve devlet gücünü kullanarak, devletin kurumlarının, makamlarının, milletvekillerinin, parti başkanlarının siyasal ağırlığını kullanarak, partinin yan örgütlerinin gücünü kullanarak delegelerimiz üzerinde acımasız bir baskı hissi uyandırması, bu yöntemi ortaya koyması anlaşılır gibi değil. Biz yolumuzda devam etmek istiyorduk, ancak bu yol kesildi.
Bu dönemde niye böyle hedef alındınız? Ne oldu?
Kamu-Sen sadece memurların özlük haklarıyla ilgilenmedi. İmralı’da Öcalan’ın duruşmasına da Diyarbakır’da Hizbullah’ın davasına da müdahil olarak katıldık. Ege’deki; Kıbrıs’taki Kafkaslar’daki gelişmelerle de meşgul olduk. ABD’nin Afganistan’ı işgaline de karşı çıktık. Avrupa Birliği’nin de, Washington’un da dayatmalarına karşı çıktık. Türkiye’deki işsizlik sorunu ile de asgari ücretle de varoşlardaki insanların eğitim ve sağlık sorunlarıyla da çarpık gelişmeyle de ilgilendik.
Biliyorsunuz partilerle muhalefette iken ilişkilerimiz çok iyidir. MHP ile de bu böyledir. MHP iktidara gelmese idi bu sorunlar çıkmazdı. Sorunun çıkış noktası, MHP iktidardadır ve Kamu-Sen iktidarı eleştirmektedir. MHP ilk defa iktidardadır ve demokratik teamülleri henüz olgunlaşmamış bir partidir. Eleştirilere çok açık değildir. Hele bir de kendisinden diye addettiği bir gruptan gelen eleştirilere karşı daha tahammülsüzdür. Tıpkı evladın babasını eleştirmesi gibi. Babayı başka gençler eleştirebilir ama kendi oğlunun, kızının eleştirmesine babalar tahammül etmezler. Kendisini buranın babası gibi görme yanlışlığı içerisindedir.
Kaldı ki biz MHP’yi eleştirmek yerine 57. hükümeti eleştirdik. Çünkü hükümeti üç parti oluşturuyor. Dolayısıyla herkesin payına düşeni alması gerekiyordu. Ama görünen o ki aslan payını MHP üzerine aldı ve bundan da rahatsızlığı giderek yaygınlaştı. MHP’nin Türk halkı karşısındaki itibar kaybı, seçmenlerinin erimesi, iktidardaki aşınması... Buna sanıyorum bir sorumlu arıyordu. Bunun da Türkiye Kamu-Sen olduğunu düşünmüş olmalı ki bu operasyonu başlattı.
Emek Platformu’nda olmanızın etkisi var mı?
Emek Platformu’na Kamu-Sen’in belki birilerine göre girmemesi gerekiyordu. MHP Emek Platformu’na girmemizi istemeyebilir. Türkiye’de insanları etnik gruplara, mezhep, inanç gruplarına bölerek, sosyal farklılıklar yaratarak tıpkı iki takım gibi birbirlerine marke ettirerek, adam adama markaj yaptırarak ülkenin yönetildiğini, Ankara’da soygunlar yapıldığını öteden beri biliyorduk. Türkiye’de çalışanların ortak çıkarları doğrultusunda bir adım atılsın. Belki bu adım yeterli olmayabilirdi ama daha sonra geliştirilebilirdi. Platform içinde bazı örgütlerle stratejik anlamda örtüşmememize rağmen bazı konuları kendi aramızda tartışarak, zaman zaman sert de tartışarak özverilerde bulunduk. Bu platformun oluşmasının tabanda, toplumda yarattığı bir güven de vardı. Bir defa toplum birleşmekten, birlik olmaktan yana. Ama onlar daha çok Kamu-Sen’deki dinamiklerine Emek Platformu’ndaki bazı aykırı görüntüleri, figürleri öne çıkararak, burasının birtakım gruplara platform yapıldığını söyleyerek antipropaganda yaptılar. Emek Platformu’nun devamından yanayız. Ancak Emek Platformu’nun bu tür karşı grupların istismarını önleyecek tavırlar içinde olması gerekir ki, o başka bir şey, kendi içimizde değerlendiririz.
Bundan sonra Kamu-Sen’in Emek Platformu içerisindeki yeri ne olacak?
Kamu-Sen’in bu süreci tamamlaması gerekiyor. Kamu-Sen büyük bir darbe yedi. Parti sendikası mı olacak, bağımsız bir sendika mı olacak? Bu kararı genel kurullarda verecek. Müdahalelere ne kadar direnecek? Direnemediği takdirde yeni bir oluşumu mu meydana gelecek, direndiği takdirde parti sendikası anlayışında olanlar nasıl bir yol izleyecekler? Bunları bu sürecin sonunda görmek lazım. Onun için Emek Platformu ile ilgili değerlendirmeler bu sürecin sonunda ortaya çıkar. Eğer parti sendikacılığı yönünde kararı alırsa öyle zannediyorum ki Emek Platformu ile Kamu-Sen’in ilişkisi bitmiş olur.
Emek Platformu üyelerinden bu süreçte beklentiniz ne?
Emek Platformu bileşenleri bu olaya duyarsız kalmamalılar. Bugün Kamu-Sen’e yapılanlar yarın o kuruluşlara da yapılabilir. Bugün bize yapılanlar yarın bir başka sendikaya yapılabilir. İşçi sendikalarına yapılabilir. Meslek örgütlerine bu tür müdahaleler yer yer yapılıyor ama bu kapsamda bir müdahale, bu boyutta bir organizasyon, seferberlik biçiminde sanıyorum ilk defa bize yapıldı. Bu bakımdan Emek Platformu bileşenlerinin bu konuya duyarlı olmaları gerekir. Aramızdaki rekabette bizim zaaflarımızdan ya da içine düşeceğimiz handikaplardan yararlanmayı düşünmemek lazım. Çünkü burada memur sendikacılığının kaderi söz konusu. Çünkü memur sendikacılığı boyunduruk altına girdiği takdirde burada rekabette öne de çıkılsa çok önemli değil. Diktatörlüğe doğru giden, sonunda Hitler Almanyası’ndaki gibi bütün toplum örgütlerini partileştirerek devletin birer kurumu haline getiren bu anlayışın yıllar içinde Türkiye’ye de diktatörlük getireceğini bilmek lazım. ‘Resul Akay kaybettiği için feveran ediyor’ gibi gözüküyor. Hayır, ben bir şey kaybetmedim. Kaybeden memur sendikacılığı oldu.
Her iktidar değişikliğinde bir sopa olarak kullanılacaktır bu sendikalar. Yeni gelen hükümet sendikalarla mücadeleye giriştiğinde kamuda çatışmalar, sürtüşmeler olacaktır. Çünkü bir parti sendikacılığını başka bir hükümet değiştirmeye kalkacak, kendinde hak görecektir. Bu sefer o partinin güçleri değişmemesi için direnecektir.
O direnç çatışmalara gidecektir. Kamuda o çatışmaların ara rejimlere bile götüreceğini unutmamak lazım. Yerel yönetimlerde kanıksanan bir uygulama var. Toplum farkında bile değil belki. Belediye başkanları değiştikçe oradaki sendikalar değişiyor. Belediye başkanının ideolojik yapısına göre. Burada da bakan değiştikçe değişecek. Tek başına iktidar olunduğunda konfederasyon düzeyinde değişiklik olacak. Dolayısıyla bir devlet sendikacılığı, sarı sendikacılık, işveren sendikacılığı gündemde ki, herkesin bir şekilde buna duyarlı olması lazım.


Başa dön


Emekçi ‘eylem’ diyor
İşçi ve memur konfederasyonları, hükümetin IMF’ye verdiği ‘Niyet Mektubu’nda açıkladığı kapsamlı saldırılara karşı eyleme hazırlanıyor. Türk-İş ve KESK özellikle kamu sektöründe çalışan işçi ve memurların haklarına yönelik saldırılara karşı harekete geçerken, Emek Platformu Başkanlar Kurulu da yarın Ankara’da toplanarak gelişmeleri değerlendirecek.
Türk-İş, kamu işçilerine her yıl ödenen ikramiyelerden birinin ertelenmesi ve resen emekliliğin yeniden gündeme getirilmesi üzerine, 9 Mart’tan itibaren her hafta, bölgesel salon toplantıları yapılmasını kararlaştırdı. Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, yaptığı açıklamada, kamu işçilerine yasa uyarınca her yıl ödenen ikramiyelerden birinin hükümet tarafından 2003 yılına ertelendiğini ve hükümetin söz vermesine karşın IMF’ye sunulan Niyet Mektubu’nda resen emekliliğin yeniden gündeme getirildiğini kaydetti. Kamu toplusözleşmelerinden doğan farkların henüz ödenmediğini, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlarda çalışan işçilerin alacaklarının verilmediğini de vurgulayan Meral, bu uygulamaların tabanda rahatsızlık yarattığını bildirdi. Meral, bu tutumu protesto etmek üzere, 9 Mart’tan itibaren her hafta işçiler, işyeri temsilcileri ve şube başkanlarının katılımıyla bölgesel salon toplantıları yapacaklarını söyledi.
Türk-İş Başkanlar Kurulu da sendika genel başkanlarının “bölgesel toplantılara yönelik hazırlıklar ile konfederasyonun siyasette etkin olmasına ilişkin” görüşlerini değerlendirmek üzere 11 Şubat Pazartesi günü Ankara’da toplanacak.
‘Sesimizi yükseltelim’
KESK Genel Başkanı Sami Evren de, dün konfederasyonun genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, bir eylem programı hazırladıklarını, bu programı yarın toplanacak Emek Platformu’na da götüreceklerini bildirdi. Evren, KESK olarak önümüzdeki haftadan itibaren Türkiye çapında eylem ve etkinliklerini artıracaklarını açıkladı.
Sami Evren, hükümetin IMF’ye sunduğu Niyet Mektubu’nun “teslimiyetin, kamusal alanın küçültülmesi ve IMF denetiminin” bir belgesi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Kamu hizmetlerinin ve kamu emekçilerinin tasfiyesi, aynı zamanda giderek küçülen bir ekonomiye de işaret ediyor. Bu ise, daha fazla yoksulluk, daha fazla, işsizlik daha fazla sefalet anlamını taşıyor.”
IMF ile yapılan tüm anlaşmaların iptal edilmesini, özelleştirmeler ve işten atmaların engellenmesini istediklerini bildiren Evren, “Verilen son niyet mektubu, ülkeyi uçurumun dibine itmektedir. İşçiler, kamu emekçileri ve toplumun örgütlü kesimleri buna sessiz kalmayacaktır” dedi. Erdem, emperyalizmin tahakkümüne “hayır” diyen emek ve demokrasi güçlerine, kitle örgütlerine, yoksul halka seslenerek, “Gelin birlikte mücadele edelim, sesimizi yükseltelim” dedi.


Başa dön


Bak postacı gelmiyor!
Toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma hakları ellerinden alınan postacılar, hizmet üretiminden gelen güçlerini kullanarak çalışmadılar. Yüzlerce postacı Ankara sokaklarında “Geliyor, geliyor, postacılar geliyor” sloganlarıyla haklarının geri verilmesini istediler. Postacılar bugün de dağıtıma çıkmayacaklar.
KESK’e bağlı Haber-Sen’in çağrısıyla sabah saatlerinde Yenimahalle Posta İşleme Merkezi önünde toplanan 300’ü aşkın postacı, “servis ya da bilet” gibi geçici çözüm istemediklerini ücretsiz ulaşım kartlarının geri verilmesi gerektiğini ifade ettiler. Tüm arkadaşlarını “Onurlu postacılar buraya” sloganıyla eyleme çağıran postacılar, “IMF’nin değil, postacının dediği olacak”, “Bilet, servis değil, pasomuzu istiyoruz” dövizlerini taşıyarak, “Postacıdan aldılar, hortumcuya verdiler”, “Paso hakkımız, söke söke alırız”, “Bugün pasolar, yarın servisler” sloganlarını attılar.
Zabıtaların öfkesi dinmedi
Tüm Bel-Sen üyesi zabıtalar, hükümeti ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna’yı protesto gösterilerine devam ediyor. Gasp edilen ücretsiz ulaşım hakları için Taksim Tünel önünde toplanan yaklaşık 2 bin zabıta alkışlı ve ıslıklı protestoda bulundular. “Geçmeyen kartı al başına çal”, “Ulaşım hakkımız engellenemez”, “Bizi satanı biz de satarız”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, “Hükümet aklını başına al”, “Başkan Gürtuna ikili oynama” sloganlarını atan zabıtalar, buradan ANAP İl Başkanlığı önüne yürümek istediler ancak polis tarafından engellendiler. “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Direne direne kazanacağız”, “Yaşasın Tüm Bel-Sen, yaşasın KESK” sloganlarıyla polisi protesto eden zabıtalar adına Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Vicdan Baykara açıklama yaptı. Eylemlerini ücretsiz ulaşım haklarını alana kadar sürdüreceklerini belirten Baykara, Gürtuna ile de görüşmelerinin sürdüğünü söyledi.
Belediye işçilerinden uyum yasalarına protesto
Belediye işçileri, hükümetin yerel yönetimlerde yaptığı değişiklileri ve uyum yasalarını protesto ettiler. İşçiler, konfederasyonları DİSK’i ve Emek Platformu’nu insan haklarını ve özgürlüklerini kısıtlayan uyum yasalarına karşı harekete geçmeye çağırdılar. İşçiler, aylardır ödenmeyen alacaklarının da bir an önce verilmesini istediler. Genel-İş İstanbul 3 No’lu Bölge ve bağlı şubelerin Kadıköy İskele Meydanı’nda düzenlediği eyleme yaklaşık 500 işçi katıldı. “Rantiyeye değil, emekçiye kaynak”, “Kahrolsun IMF, bağımsız Türkiye”, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız”, “Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz” sloganlarını atan işçiler, antidemokratik yasaların iptal edilmesini istediler.
Bağ-Kur primleri ertelendi
Bağ-Kur Genel Müdürlüğü, Afyon’daki depremden zarar gören Bağ-Kur sigortalılarının prim borçlarının 1 yıl süreyle ertelendiğini bildirdi. Bağ-Kur Genel Müdürü Ferhan Kaptan imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, 578 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) gereğince, doğal afet sonucu fiilen çalıştığı işyeri veya ikametgâh olarak kullandığı evi yıkılan veya hasar gören Bağ-Kur sigortalılarının, doğal afetin yaşandığı ay dahil mevcut prim ve gecikme zammı borçlarının ve afetin meydana geldiği aydan sonraki 6 aylık prim borçlarının, 6 ay daha ertelenmesinin öngörüldüğü belirtildi. KHK’ye göre, prim borçlarının bu süre içinde ödenmesi halinde de gecikme zammı uygulanmayacağı ifade edilen açıklamada, bu hükümden, doğal afet nedeniyle fiilen çalıştırdığı işyeri veya ikametgâh olarak oturduğu konutu yıkılan, tarımsal faaliyetlerine devam edemeyen, ürünü zarar gören 2926 sayılı Kanun’a tabi tarım sigortalılarının da yararlanabileceği kaydedildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net