Öztürk ağaca şekil verirken karşısına ince uzun bir kadın siluetinin çıktığını fark ediyor. Böylelikle yeni ağaçlar, aramaya ve onlara yeniden hayat vermeye başlıyor.
Ağacı çok iyi tanıdığını söyleyen Ekrem Öztürk “Her ağaçtan heykel yapabiliyorum. Hiçbir ağacı kesmiyorum. Onların canlı olduğuna inanıyorum. Heykelleri yaptığım ağaçların çoğunu kırdan topluyorum. Çam, İğde, Alıç, Ardıç, Söğüt, Çakırga, Akasya aklınıza gelen her ağacı yontabiliyorum. Okullarda reçineli ağaçların yontulmayacağı anlatılıyor. Okullarda Ceviz, Armut ve Abanoz ağacının işlenebileceği öğretiliyor. Ağaçları işlerken, çoğu zaman doğanın kendi oluşturduğu estetiğe de dokunmamaya çalışıyorum. Kimi zaman sadece ağacın kabasını alıyorum. Doğal yerlerini bırakıyorum. Her şeyi kendimin yapmadığını göstermek istiyorum. Heykelleri çalışmaya başladığımda kafamda kesin bir şekil yok. Kafamdaki şekli yapmak için uygun ağaç arıyorum. Ya da ağacın formatına uygun heykeller yapıyorum. Böylelikle israfı da önlemiş oluyorum. Çoğu heykeltraş, ağaçtan yaptıkları heykellere kendisi renk verebiliyor. Ben ağacın iç odununun kırmızı, dış odununun beyaz olduğunu biliyorum. Bu şekilde işlediğimde heykeller kendiliğinden renklenmiş oluyor. Tıpkı insanda olduğu gibi ağaçların da dokusu var. Zaman zaman bu dokuları da kullanarak, ağacın sadece dış yüzeyine değil, iç yüzeyine de şekil vermiş oluyorum. Ağacın kabuklarını, budaklarını ya da yanmış bölümlerini olduğu gibi bırakabiliyorum” diye anlatıyor.
Taşla tanışma
Ağaca yeniden yaşam veren Ekrem Öztürk’ün taştan heykellerin yapması da bir tesadüfle gerçekleşiyor. Üç yıl önce, Sivrihisar’ın Karadat köyüne ilk kez asfalt gelir. Asfalt ile birlikte mozaik parçaları da vardır. Öztürk, bu parçalardan birini alarak işlemeye başlar. Mozaik bir insan şeklini alır. Ekrem Öztürk, bunun üzerine yeni taşlar aramaya başlar: “Taşın merkezinin Afyon’un İşçehisar merkezi olduğunu biliyordum. 13 değişik mermer ve taşı yontmaya başladım. Ancak taşları işlemek oldukça zordu. İlk insanların bu taşları nasıl işlediğini düşünmeye başladım. Traktörlerde kullanılan aletlerden kendime çelik keskiler yaptık. Ama bu keskiler tüm taşları işlemiyordu. Bunun üzerine taşa göre kesici alet yaptım. 14 aydır taş yontuyorum. Önce işleyeceğim taşı görüyorum. Daha sonra taşa göre aletimi yapıyorum. Her taş aynı malzeme ile işlenmiyor. Üniversiteler de taşları tanıyan, malzemeyi bilen çok insan yok. Taş işlemeyi aktarabilmek istiyorum. Türkiye’deki tüm taşlardan birer örnek yonttum.”
Yaşayarak öğrenmek
Doğadan öğrendiklerini, insanlığın beğenisine sunduğunu söyleyen Ekrem Öztürk, heykelleri ilk yapmaya başladığında köylülerinin kendisini yadırgadığını, ama zaman geçtikçe, kendisini izlediklerini anlatıyor. Hiçbir eğitim almadığını söyleyen Ekrem Öztürk, yapıtları arasında yer alan atların, geyiklerin, kartalların doğada özgürlüğü simgelediğini, kadınların ise analığı anlattığını söylüyor. Tüm yapıtlarını yaşadıklarından öğrendiğini söyleyen Ekrem Öztürk, “Daha öğreneceğimiz çok şey var” diyor. Odunda ya da taşta çıplak kadın heykellerini sorduğumuzda Ekrem Öztürk’ün yanıtı oldukça ilginç oluyor: “Kadınların hepsi çıplak değil. Ama herkesin çıplak olarak düşündüğü şu kadın heykeli. Herkes onun çıplaklığına bakıyor. Oysa onun arkası hep kapalı. Çıplaklık ‘moda’yı simgeliyor. Yani tüketimi. Modayı takip ettikçe, tükettikçe aslında biz çıplak kalıyoruz. Moda uğruna, yapılan tüketim bizleri çıplak bırakıyor.”
Tıpkısı olmuş
Ekrem Öztürk söyleşimizi bir anısını anlatarak bitiriyor: “Elime volkanik bir taş geçti. Taş eski olduğu için tarihi bir insanı canlandırmak istedim.
Çalışmaya başladığım sırada, köydeki arkadaşlarımdan birisi yaklaştı ve ‘Bu kim?’ diye sordu. Ben, ‘Osmangazi’ diye cevapladım. Köylü arkadaşımın cevabı şöyle olmuştu: ‘Aynısı olmuş. Gözlerinin maviliği bile belli’ Aslında, ben kimi yaptığımı bilmiyordum. Ama bu yapıtımın ismi Osmangazi olarak kaldı.”
Başa dön
Nâzım Hikmet Fransa’da anıldı
Geçtiğimiz Pazar günü Evry Gençlik Evi tarafından Courcouronne Belediyesi’ne ait salonda düzenlenen Nâzım Hikmet’i anma şenliğine 150 kişi katıldı.
Belediye yetkililerinin de davetli olarak katıldığı etkinlikte, dernek yönetimi adına konuşan Şevki İmrek ve Kazım Kaya Avrupa’da yaşayan Türkiyeli işçi emekçilerin yaşamlarının her geçen gün kötüleştiğine dikkat çekerek, yaşamını sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünya için adayan Nâzım Hikmet’in kendilerine ışık tuttuğunu dile getirdiler.
Nâzım Hikmet’in şiirleriyle şairin yaşamını anlatan avukat Hasan Caradot, yaptığı konuşmada, Nâzım’ın enternasyonal ve toplumsal yönü hakkında bilgi verdi. Etkinlikteki diğer konuşmacı Mehmet Saygılı da, Türkiye’de dün Nâzım’ı ülkeden kovmak isteyenlerin şimdi sahip çıkar gibi görünmek istemesine dikkat çekerek, Nâzım’ın gerçek sahiplerinin buna izin vermemesi gerektiğini ifade etti.