www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



Tulkarem işgal altında
İsrail ordusu, Tulkarem kentini bütünüyle işgal etti. Dün sabah 1 kişiyi öldüren, 8 kişiyi de yaralayan İsrail birliğinin birkaç gün daha kentte kalacağı belirtiliyor.

Filistin için yeni alternatifler
ABD’de yaşayan Filistinli tanınmış aydın Edward Said, Arafat yönetiminin işgal ile uzlaşma çabalarına karşı çıkan yeni bir oluşuma dahil oldu.

Basra Körfezi’den çıkmaya niyeti yok
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Körfez bölgesindeki Amerikan askeri varlığının uzun vadeli olduğunu söyledi.


Tulkarem işgal altında
İsrail birlikleri, Filistin’e ait Tulkarem’e girerek kentin kontrolünü ele geçirdi. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, kente, helikopterler eşliğinde onlarca tank girdi. İsrail askerleri, Filistinlilerin evlerini tek tek aradılar, birçok kişi gözlatına alındı. Dün sabah başlayan işgalin ilk saatlerinde 1 Filistinli öldürüldü, 8 kişi de yaralandı. Filistinli doktorlar, ölen Filistinli’nin 19 yaşında olduğunu, yaralananlardan birinin de durumunun kritik olduğunu söylediler.
İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada Hadera saldırısını düzenleyen Filistinli militanın Tulkarem’den yola çıktığı ileri sürüldü. Ordu sözcüsü, “Birçok İsraillinin öldüğü diğer saldırıların da Tulkarem’den başlatıldığını” savundu.
Validen direnme çağrısı
Tulkarem Valisi İzzeddin Şerif, İsrail birliklerinin, Tulkarem ve Nur Şamş mülteci kamplarını kuşattığını bildirdi. İsrail ordusu, bölgede 16 aydır devam eden şiddet olaylarında, birçok kez Filistin kentlerine girmiş ve bazı kesimlerini sınırlı süreyle işgal etmişti. Ancak Tulkarem kentinin işgali, İsrail ordusunun bugüne kadar yaptığı en büyük operasyon oldu ve İsrail askerleri, ilk kez bir Filistin kentini tamamen işgal etti. Vali Şerif, camilerden halka, işgale karşı çıkmaları ve İsrail askerlerine direnmeleri çağrısında bulundu.
Bayrak diktiler
Görgü tanıkları, İsrail askerlerinin Tulkarem’de aralarında bir yüksekokul ve valilik binasının da bulunduğu 8 binayı ele geçirerek, İsrail bayrağı çektiklerini belirttiler. İsrailli askeri yetkili Albay Yair Golan ise İsrail askerlerinin Tulkarem’de birkaç gün kalacağını söyledi. Golan, Tulkarem’de 3 önemli Hamas sorumlusunun yakalandığını, çok sayıda şüphelinin de gözaltına alındığını açıkladı. Filistin kaynakları da İsrail askerlerinin, polis harekat dairesine de el koyduğunu ve 2 Filistinli polisi gözaltına aldığını belirtti.
İsrailli yetkililer, işgalin amacının militanları kuşatmak ve İsrail’e yönelik gelecekteki saldırıları engellemek olarak açıklarken, Filistinli yetkililer de İsrail Başbakanı Ariel Şaron’u, Filistin lideri Yaser Arafat’ı devirmeye çalışmak ve barış sürecini yıkmakla suçluyor.
İşgal, İsrail’in Hadera kentindeki bir düğün salonuna düzenlenen ve 7 kişinin ölümüne yol açan saldırıya karşı düzenlenen “intikam” operasyonu kapsamında gerçekleşti.
Ramallah’ta saldırı
Öte yandan, Filistinlilerin, bürosu İsrail tankları tarafından kuşatılan liderleri Yaser Arafat’a destek amacıyla düzenledikleri yürüyüşlere saldıran İsrail askerleri 12 kişiyi yaraladı. Yetkililer, Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, Arafat’ın bürosunun birkaç kilometre uzağında bir İsrail tankının yere saplanmasının ardından çıkan çatışmada, bir İsrail askeri de yaralandı.
Ramallah’ta, Arafat’ın El Fetih örgütünü destekleyen yüzlerce Filistinli gazeteci ve akademisyen, İsrail bombardımanında tahrip edilen Filistin’in Sesi Radyosu’na ait binaya, Gazze’de de çoğunluğu El Fetih üyesi binlerce kişi, Arafat’ın deniz kenarındaki konutuna yürüdü.

Başa dön


Filistin için yeni alternatifler
Edward Said (Al-Ahram Weekly)
ABD’de hükümet ve birkaç istisna dışındaki “bağımsız” medya, modern tarihin en uzun işgali olan 35 yıllık İsrail askeri işgalinden hiç bahsetmeksizin, ısrarla “Filistin şiddetini ve terörünü” duyuruyor. Amerikan yetkilileri; 11 Eylül’den sonra; sürekli olarak askeri destek verdikleri Ariel Şaron hükümetini savunurken; İsrail ordusunun ayrım gözetmeksizin sivillere, eşyalara ve kuruluşlara karşı acımasızca sürdürdüğü 40 yıllık savaşta saldırgan tarafın Filistin, mağdur tarafın ise İsrail olduğuna ilişkin akıl almaz iddialar ortaya attı. Yaser Arafat yönetimini ise, teröristleri barındırmak ve terörizmi desteklemekle suçluyordu.
Bugün varılan sonuç: İsrail ordusunun kontrol altında tuttuğu 220 gettoda sıkışıp kalan Filistinliler; hemen her gün halkın, evlerin, zeytinliklerin ve tarlaların üzerine sürülen Amerikan yapımı Apache helikopterleri, Merkava tankları, F-16 lar; mesleki ve sivil kurumlarda olduğu kadar okul ve üniversitelerde yaratılan kargaşa; yüzlerce masum sivilin ölümü, binlercesinin zarar görmesi; yüzde 50 oranında yoksulluk ve işsizlik...
İntihar saldırıları kime yaradı?
Meseleyi çözümsüzlüğe götürmek için Filistinli şeriatçıların İsrail propagandasının oyununa gelmesi de cabası. Barbarca gerçekleştirilen bombalı intihar saldırıları, aralık ayının ortalarında Arafat’ı, kendi güvenlik güçlerini Hamas ve İslami Cihad’a karşı kullanmaya, militanları tutuklamaya, ofislerini kapatmaya, şahitleri öldürmeye ve delilleri yakmaya zorladı.
Şaron talepleriyle Arafat’ı sıkıştırıyor. Arafat sıkıştıkça da yeni taleplerde bulunuyor ve olayları provoke ediyor. Uzun sözün kısası Şaron, ABD’nin de tepkisini arkasına alarak, Arafat’ı (Beytüllahim’deki Noel kutlamalarına katılmasını bile yasakladığı Arafat’ı), “hayattaki en büyük amacı Yahudileri öldürmek olan bir terörist” olarak göstermeyi sürdürmekte.
Filistinlilere, onlara iyi-kötü liderlik eden adama ve zaten aşağılanmış olan ulusal varlıklarına yönelik bu mantıkdışı, vahşi saldırılara Arafat’ın tepkisi, afallatıcı bir biçimde, müzakerelere dönüş çağrısı yapıp durmak oluyor. Sanki Şaron, müzakerenin olasılığına karşı bile açıktan bir kampanya sürdürmüyor, sanki Oslo barış süreci çoktan buharlaşıp gitmemiş. Beni şaşırtan, az sayıdaki İsrailli dışında (örneğin, David Grossman) kimsenin ortaya çıkıp, Filistinlilerin İsrail zulmü altında olduğunu söylememesi.
Halk desteğine sahip değiller
Filistin gerçeğine daha yakından bakıldığında ise, cesaret verici bir tablo ortaya çıkıyor. Son anketlere göre, Arafat ve onun İslamci muhalifleri -ki kendilerine haksız bir biçimde “direniş” diyorlar-, toplamda sadece yüzde 40-45 halk desteğine sahip. Bu da gösteriyor ki, Filistin’in sessiz çoğunluğu ne Filistin Yönetimi’nin Oslo’ya yönelik yersiz güvenini ve onun baskıcı ve kanunsuz, yolsuzluk rejiminden, ne de Hamas’ın şiddetinden yana.
Ruhsuzlaştırıcı alıştırmalar
Usta bir taktisyen olan Arafat; bu duruma, Kudüs’ün ileri gelenlerinden, El-Kudüs Üniversitesi Rektörü ve ateşli El Fetih yandaşı, Dr. Sari Nusseibeh’i öne çıkararak yanıt verdi. Nusseibeh’in attığı balon nutuklarda, İsrail’in biraz daha iyi davranması durumunda, Filistinlilerin geri dönüş hakkından vazgeçebileceği ima ediliyor. Buna ek olarak, Yönetim’e yakın bir dizi Filistinli şahsiyet, daha doğru bir ifadeyle, faaliyetleri Yönetim’den hiçbir zaman bağımsız olamamış kişiler, bildiriler imzalayıp, iktidarsız veya etkisiz ve saygınlığını yitirmiş İsrailli barış aktivistleriyle tura çıktılar. Bu ruhsuzlaştırıcı alıştırmalar, sözde, dünyaya, Filistinlilerin ne bedelle olursa olsun barış yapmaya istekli olduğunu gösteriyor; askeri işgale uyum sağlama pahasına dahi. Arafat, iktidarda kalmak için gösterdiği dizginsiz heves bağlamında, hâlâ rakipsiz.
Yeni bir oluşum
Bütün bunlardan biraz uzakta, yeni bir laik-ulusalcı oluşum ağır ağır yükseliyor. Bu oluşumdan bir parti veya bir blok olarak sözedilmesi henüz mümkün değil. Şu an için gerçekten bağımsız ve popüler bir grup niteliğinde. Bu oluşumun üyeleri: İbrahim Dakkak, Ziyad Ebu Amr, Ahmed Harb, Ali Jarbawi, Fuad Moghrabi, Filistin Yasama Konseyi üyelerinden Rawiya Al-Shawa ve Kemal Şirafi, yazarlardan Hasan Kadir ve Mahmud Derviş, Raja Shehadeh, Rima Tarazi, Hasan El-Katib, Nassir Aruri, Eliya Zureik, Dr. Haydar Abdülşafi, Mustafa Barguti ve bir de ben...
Oslo masasına geri dönüş konusunda bile bile suskun kalınırken; bu grup, Filistin birliğinin, direnişinin ve İsrail askeri işgalinin kayıtsız şartsız son bulması gerektiği yönünde kollektif bir görüş bildirdi. Aralık ayının ortalarında yapılan bu bildirim, Arap ve Avrupa medyasınca da yansıtıldı, ancak ABD’de ilgi görmedi. İşgal koşullarının iyileştirilmesini masaya yatırmanın, bu işgali daha da uzatmak anlamına geldiğine inanıyoruz. Barış, ancak işgal bittikten sonra gelebilir.
Seçim talep ediyoruz
Deklarasyonun en cesur kısımları, Filistin’deki iç durumun düzeltilmesi gereğine odaklanan kısımlar. Demokrasinin güçlendirilmesi, bütünüyle Arafat ve adamları tarafından denetlenen karar alma süreçlerinin arıtılması, hukukun egemenliği ve bağımsız bir yargı ihtiyaçı, kamu fonlarının suiistimalinin önlenmesi ve her yurttaşa güven verecek bir biçimde, kamu kurumlarının işlevlerinin pekiştirilmesi. Nihai ve en belirleyici talep olarak da, yeni parlamento seçimleri.
Deklarasyon nasıl okunursa okunsun; kökleri sağlık, eğitim, mesleki ve işçi örgütlerinde olan bu kadar saygın bağımsız insanın bu sözleri söylemiş olması, hem Filistinliler, hem de İsrailliler tarafından hemen farkedildi. Filistinliler, bunun, Arafat rejimine yöneltilmiş en şiddetli eleştiri olduğu kanısındaydı.
Uluslararası Birlik Hareketi
Buna ek olarak, Arafat; her zamanki gibi şeriatçı zanlılara operasyon düzenleyip Şaron ve Bush’a itaat ederken, Dr. Barguti tarafından, bir kısmı Avrupa Parlamentosu üyesi olan 550 Avrupalı gözlemcinin de katıldığı bir Uluslararası Birlik Hareketi başlatıldı. Bu üyeler, Filistin’e geliş masraflarını kendileri karşıladılar. Yanlarında, disiplinli bir genç Filistinliler grubu bulunuyordu. Bu grup, bir yandan İsrail askerleri ve Yahudi yerleşimcilerin Avrupalılara saldırmasını önledi, diğer yandan da Filistinliler arasından silah kullanımı ve taş atışlarını. Bu çabalar Filistin Yönetimi ve şeriatçıların otoritesini yok etti ve bir anda, bütün dikkatler İsrail işgaline yöneldi.
Bu arada ABD; savunmasız durumdaki Filistinli sivillerle İsrail askerleri arasındaki çatışmaya müdahale etmek üzere silahsız uluslararası gözlemcilerin devreye girmesine dönük Güvenlik Konseyi teklifini veto etmekteydi.
Barguti’nin başına gelenler
Bu vetonun ilk sonucu 3 Ocak’ta, Barguti, Doğu Kudüs’te 20 Avrupalı’nın basın konferansı yapmasına onay verdikten sonra ortaya çıktı. İsrailliler; barışı bozduğu ve Kudüs’e yasadışı yollardan girdiği bahanesi ile Barguti’yi tutukladı ve iki kez sorguya çekti; dipçiklerle dizini kırdı ve başından yaraladılar. Barguti, Kudüs doğumlu olmasına ve oraya girmek için elinde bir tıp diploması bulunmasına rağmen... Elbette bu olanların hiçbiri, Barguti ve yanındakilerin şiddeti dışlayan mücadelelerini önleyemedi. Bence bu mücadele, aşırı militerleşmiş İntifada’nın yerini alacak ve ulusal çapta, İntifada’yı işgal ve yerleşimlerin sona erdirilmesine odaklayacak, Filistinlileri bağımsız devlet ve barışa doğru götürecektir.
İsrail; Barguti gibi özgüven sahibi, gerçekçi ve Filistinlilere saygılı birinden; Şaron’un pek iyi kullandığı o sakallı radikal dincilerden korktuğundan daha çok korkar. Şaron’un tüm yapabildiği, o tipik iflas etmiş politikası ile, Barguti’yi tutuklamak olabildi.
Koordinasyon sağlanmalı
Az sayıdaki Yahudi sesin, İsrail askeri işgaline karşı öfkelerini kamuoyuna haykırdığı ABD’de, tıpkı İsrail’de olduğu gibi, işgale karşı bir koro yükselmeli. Ama burada, çok fazla karmaşa ve davul sesi var. İsrail lobisi, Bin Ladin’e yönelik savaş ile, Şaron’un Arafat ve halkına yönelik kolektif saldırısını benzeştirme çabasında geçici bir başarı kazandı. Ne yazık ki Arap-Amerikan topluluğu, hem çok küçük, hem de bu ülkede giderek genişleyen Ashcroft baskısı, ırkçı tanımlama ve yurttaş haklarının budanması karşısında örgütsüz.
Öyleyse en acil ihtiyaç, Filistinlileri destekleyen çeşitli laik gruplar arasında koordinasyonun sağlanması. İşgali ve onun götürdüklerini sona erdirmek, yeterince net bir zorunluluk. Şimdi bunu yapalım. Arap aydınların, bu harekete katılırken utangaçça davranmalarına gerek yok.

Başa dön


Basra Körfezi’den çıkmaya niyeti yok
ABD, El Kaide üyelerini kaçırdı
El Kaide’yi çökertmek bahanesiyle Afganistan’ı kan gölüne çeviren ABD yönetiminin, örgüt üyelerinin kaçmasına yardımcı olduğu belirtiliyor. ABD’nin etkili dergilerinden New Yorker’ın yeni sayısına bir makale yazan ünlü yazar Seymour Hersh, El Kaide yöneticilerinin Pakistan üzerinden ve bizzat Pakistan Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar tarafından kaçırıldığını söylüyor. Dergi yönetimi tarafından basına verilen bilgiye göre, New Yorker’ın 28 Ocak’ta yayınlanacak sayısında yer alacak yazıdaki iddialar, Amerikan istihbarat yetkililerine ve yüksek rütbeli askerlere dayandırılıyor.
Askerden korkunç itiraflar
İsrail televizyonu Channel 2’de yayınlanan özel bir söyleşide, İsrail ordusundan bir hafta önce ihraç edilen bir İsrail askeri, İsrail birliklerinin ve özel birimlerinin, Filistinlilere karşı “akıl almaz” uygulamalarda bulunduğunu söyledi. Ordu içinde yaşanan pek çok olaya tanıklık eden askerin anlattığına göre, İsrail birlikleri kendi aralarında, kimin daha fazla Filistinli öldüreceği konusunda yarışa giriyor ve Filistinlileri öldüren askerler daha sonra bununla böbürleniyor.
İtalya’da bugün gazete yok
İtalya’da gazetelerin, baskı bölümlerinde çalışanların greve gidecek olması nedeniyle bugün çıkmayacağı duyuruldu. Gazetelerin baskı bölümlerinde çalışanların bağlı olduğu sendikalardan yapılan açıklamalarda, hükümetin emeklilik sistemi ve işten çıkarılmanın kolaylaştırılmasıyla ilgili hazırladığı yasa değişikliği tasarısını protesto etmek için greve gidildiği bildirildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net