www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Skandal davadan aileler çekildi
Gazi Mahallesi’nde 9 kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan olaylarla ilgili olarak iki polise verilen hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulması, katliam davasını yeniden gündeme getirdi.
Ecevit’ten güven telkini
Başbakan Bülent Ecevit, piyasalarda yaşanan tedirginliği gidermek için güven telkin etmeye çalıştı.

Adalet aramak da suç!
1996’da dedektör niyetine mayınlı tarlada yürütülen Batman’ın Sason ilçesine bağlı Tekevler köylülerine Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi’nden sonra, bir darbe de Sason Adliyesi’nden geldi.

Bakanlardan oyun içinde oyun
Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı, ortak imzalı mektuplar göndererek, tutuklu yakınlarını, ölüm orucundaki evlatlarına baskı yapmaya çağırıyorlar.


Skandal davadan aileler çekildi
Gazi Mahallesi’nde 12-13 Mart 1995 tarihlerinde meydana gelen ve 9 kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan olaylarla ilgili olarak Polis Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğan’a verilen hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulması katliam davasını yeniden gündeme getirdi.
Yargıtay Ağır Ceza Dairesi’nin polislerin lehine verdiği bozma kararı ile, adaletin bir daha duvara çarptığını söyleyen aileler ve avukatları, davadan çekildiklerini açıkladılar.
Bozma kararının ardından dava dün Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülmeye başlandı. Davanın görüldüğü sırada İstanbul’da Gazi Cemevi önünde bir araya gelen aileler bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını bütün mağdur aileler adına olaylarda hayatını kaybeden Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz okudu.
‘Karar ile devlet bir kere daha aklanacak’
Gazi Mahallesi’nde 12-13 Mart 1995 tarihlerinde meydana gelen olaylarda 9 kişinin hayatını kaybettiğini yüzlerce insanın ise yaralandığını anlatan Poyraz, bu olaylar sonrasında açılan davanın devletin kendisini aklaması ile sonuçlandığını söyledi. 20 polisin yargılandığı bu davada 18 polisin beraat ettiğini Adem Albayrak ile Mehmet Gündoğan’ın ise çok düşük cezalarla serbest bırakıldığnı dile getiren Poyraz, Albayrak ve Gündoğan’ın Yargıtay’a yaptıkları temyiz başvurusunun Yargıtay’ca kabul edildiğini hatırlattı. Poyraz, yeniden görülmeye başlanan davayı değerlendirerek Yargıtay kararı ile devletin bir kere daha kendini aklayacağını söyledi.
“Şimdi halk adına biz soruyoruz. Hangi demokratik ülkede hedef gözeterek ateş eden görevliler suçsuz kabul edilebilir” diyen Cemal Poyraz, Türkiye’nin keyfi diktatörlük yasaları ile yönetildiğini ifade etti. Poyraz, bütün bu nedenlerden dolayı davadan çekildiklerini aktardı.
Gazi Davası müdahil avukatlarından Cemal Yücel ise Yargıtay’ın bu kararı verirken itirafçı olan Mustafa Duyar’ın “Zeynep Poyraz’ın şu kişilerce öldürüldüğünü söylemem yönünde aile baskı yaptı. Aslında ben Zeynep’in yanında değildim” şeklindeki ifadesini dikkate aldığını, Yargıtay’ın buna itibar etmemesi gerektiğini söyledi.
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başlayan davanın ilk duruşmasında, sanık Adem Albayrak hazır bulunurken diğer tutuksuz sanık Mehmet Gündoğan katılmadı. Mahkemede, müdahil yakınları ve avukatları adına konuşan Avukat Sevim Akat, yargılama sürecinde ve sonucunda birçok eksikliklerin bulunduğunu bu nedenle Yargıtay’ın bozma kararının yerinde olmadığını söyledi. Akat, bundan sonra duruşmalara katılmayacaklarını söyledi. Mahkeme heyeti duruşmayı, duruşmaya katılmayan müdahillere ve diğer sanık Mehmet Gündoğan’a talimat yazılarak, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı cevaplarının beklenmesi için 4 Ekim 2001 tarihine erteledi.

Başa dön


Ecevit’ten güven telkini
Başbakan Bülent Ecevit, piyasalarda yaşanan tedirginliği gidermek için güven telkin etmeye çalıştı.
Ecevit, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamada koalisyon hükümetinin, benimsediği ekonomik program ile uluslararası alanda verdiği her sözü eksiksiz ve zamanında yerine getirmekte olduğunu söyledi.
Ecevit, şunları kaydetti: “Ona rağmen bazı iç ve dış çevreler son günlerde inatla ve ısrarla hükümete yönelik bir güven bunalımından söz etmekteler. Bu hükümet, kendi içinde bazen de açıkta her şeyi tartışıyor, ama sonunda mutlaka uzlaşıyor ve uyum içinde çalışıyor, devletimizin bütün borçlarını da zamanında ödüyor. Bu koşullar altında inatla ve ısrarla güven bunalımından söz edilmesi büyük haksızlıktır. Hükümetimiz ekonomik programı kararlılıkla desteklediğini her vesileyle vurgulamıştır ve vurgulamaya devam etmektedir. Desteğini yalnız sözüyle değil eylemiyle de kanıtlamaktadır.”
‘Bana moratoryum demeyin’
Başbakan Bülent Ecevit, konsolidasyon ya da moratoryum laflarını işitmek dahi istemediğini söyledi. Çankaya çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ecevit, Devlet Bahçeli’nin, Devlet Bakanı Kemal Derviş’in görevden alınması isteği ile ilgili soruya “Böyle bir şey söz konusu değil. Her konu tartışılabilir, konuşulabilir. Sayın Kemal Derviş de görevinin başındadır, büyük gayretle çalışmaktadır” diye cevap verdi. Ecevit ekonominin en önemli sorunun faizlerin yüksekliği olduğunu söylerken, Hazine’de ve diğer ilgili bakanlıklarda çalışmalar yapıldığını öne sürdü.
Ecevit ayrıca Arjantin’in durumunun Türkiye’yi etkilemeyeceğini de savunarak programı sonuna kadar uygulamakta kararlı olduklarını sözlerine ekledi.

Başa dön


Adalet aramak da suç!
Askerler tarafından “canlı dedektör” niyetine mayınlı sahada yürütüldükleri için, adları “kobay köylüler”e çıkan Batman Sason ilçesine bağlı Tekevler köylülerine, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi’nden sonra, bir darbe de Sason Adliyesi’nden geldi. Davanın peşini bırakmayan köylülerden Erdal Kılıç’ın başına 1996 yılında yaşanan bu olaydan sonra gelmeyen kalmadı. Kılıç, hakkında son olarak “Adliyeyi yanıltmak, devletin manevi şahsiyetini tahkif ve tazyif etmek” suçlamasıyla dava açıldı.
Görevsizlik kararı
1996 yılında yaşanan olayda, PKK’ye yönelik operasyon yapan güvenlik güçleri, Sason ilçesi kırsalındaki mayınlı bir alanda, Tekevler köylülerini “canlı dedektör” olarak kullandı. Ertesi gün Sason Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran köylüler, hayatlarının tehlikeye atıldığını ileri sürerek, uygulamadan sorumlu tuttukları Jandarma Üsteğmen Hakan Başakçı hakkında adli ve idari soruşturma açılmasını istediler.
Olay, kapatılan RP’nin Batman Milletvekili Musa Okçuoğlu tarafından Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na getirildi. Komisyon bir rapor hazırlayıp, köylülerin can güvenliğini tehlikeye atan görevlilerin yargılanmasını istedi.
Sason Savcılığı ise o sırada yürürlükte olan Memurin Muhakemat Yasası’nı gerekçe göstererek, 21 Ekim 1999 yılında “görevsizlik” kararı verdi ve dosyayı Sason Kaymakamlığı’na gönderdi.
Sason Kaymakamı başkanlığında toplanan İlçe İdare Kurulu, aynı yıl “takipsizlik” kararı aldı ve dosyayı Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi’ne yolladı. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, 1999’da İlçe İdare Kurulu’nun kararını onayladı ve dosyayı Sason Kaymakamlığı’na iade etti ve dosya kapandı.
Fazla ısrarın zararı
Ancak köylüler, işin peşini bırakmak niyetinde değildi. Kobay köylülerden Erdal ve Erol Kılıç, bir üst mahkemeye başvurmak için 23 Mart 2001 günü görüştükleri Sason Kaymakamı Mahmut Halhal’dan dava dosyasını istediler. Halhal, dosyanın kapandığını söyledi ve köylülerin talebini geri çevirdi.
Kaymakamla yapılan görüşmeden 10 gün sonra, 3 Nisan 2001 günü saat 01.00’de ellerinde, sadece güvenlik güçlerinde bulunan “M 16” diye tabir edilen uzun namlulu silahlar ve telsizler olan sivil giyimli kişiler, davanın ısrarlı takipçisi olan Erdal Kılıç’ın kapısına dayandılar. Ancak bir saate yakın zorlamalarına karşın, tedbirli davranan “Kılıç” ailesinin kapısı açılmadı. Kılıç, 5 Nisan 2001 günü Sason Savcılığı’na bir dilekçe ile başvurdu ve olayın gelişimini anlattıktan sonra, evine zorla girmek isteyenlerin bulunup, haklarında adli ve idari kovuşturma yapılmasını istedi.
Ters tepen şikâyet
Ancak kimse bu olaya tanıklık yapmak istemedi. Kılıç, annesi Belkıs Kılıç, 16 yaşındaki kardeşi Secih Kılıç ve yengesi Fehime Kılıç’ı tanık gösterdi. Nitekim Secih Kılıç ile annesi Belkıs Kılıç, savcılıkta, Kılıç’ın iddiasını doğrularken, yengesi Fehime Kılıç, olay sırasında uykuda olduğunu ve bir ses duymadığını söyledi. Sason Savcılığı yetkilileri, Erdal Kılıç’ın da ifadesinde, olayı bizzat yaşamadığını, kardeşi Secih’in anlatımlarına dayanarak dilekçeyi hazırladığını söylediğini iddia ettiler. Erdal Kılıç ise bu durumu şöyle açıkladı: “Olay sırasında uykuda olduğum ve kapının zorlandığını görmediğim doğrudur. Ancak kardeşim ve annem bu olayı yaşamıştır. Kardeşim bu olaydan öylesine olumsuz etkilenmiş ki, her akşam büyük bir korku içinde kapıları, pencereleri sımsıkı kapatıyor. Silahlı kişilerin kapımı zorladıklarını gören başka köylülerimiz de var, ancak, korkudan ifade vermiyorlar.”
Kılıç’ın iddiasına göre, jandarma görevlileri, 1996’da da davacı olmamaları yönünde baskı uyguladı. Kılıç bu konuda da “Baskı ve tehditlere rağmen davacı olduk, savcılıkta olayı anlattık. Ancak 1999’da jandarma tekrar ifademizi almak istedi. Daha önce ifade verdiğimizi söyleyip, yeniden ifade vermeyi reddettik. Bunun üzerine, kendileri tarafından hazırlanan yazılı ifadeleri bize zorla imzalattılar. Biz 9 kişi ise, tüm baskılara karşılık imzalamadık. Ancak duyduğumuza göre, bizim yerimize askerlere imza attırmışlar” dedi.
Sason Savcılığı, gece kapısını zorlayan eli silahlı kişilerce öldürülmek istendiğini ve ve ailesinin hayatının tehlikede olduğunu “kanıtlayamayan” Erdal Kılıç’ın başvurusu hakkında “takipsizlik” kararı verdi. Ayrıca, Kılıç hakkında da “Adliyeyi yanıltmak, devletin manevi şahsiyetini tahkir ve tazyif etmek” suçuyla dava açtı.

Başa dön


Bakanlardan oyun içinde oyun
F tipi cezaevleriyle hayata geçirilen tecrit politikasının son bulması için sürdürülen ölüm orucu eylemi 300’üncü günlere doğru yaklaşıyor. Ölüm oruçları nedeniyle tutuklu ve hükümlüler bir bir yaşamını yitirir, yüzlercesi de geri dönüşü olmayan hastalıklara yakalanırken diyaloğa yanaşmayan Adalet Bakanlığı, tutuklu yakınlarını yeni yöntemlerle aldatma çabası içine girdi.
Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, “Ölümleri durdurun” çağrılarıyla defalarca görüşme talebinde bulunan ve birçok kez kapılardan çevrilen tutuklu yakınlarıyla “mektup” aracılığı ile irtibat kurmaya çalışıyor. Cezaevlerinde ölüm orucu eylemini sürdüren tutuklu ve hükümlülerin ailelerine, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı imzalı çağrı niteliğinde mektuplar gönderiliyor. Mektupla birlikte Sabancı suikasti sanıklarından itirafçı Mustafa Duyar’ın eşi Semra Duyar’ın “Anılarım” adlı kitabının da gönderilmesi dikkat çekiyor.
Timsah gözyaşları
Ali Rıza Dermanlı adlı tutuklunun ailesi Besime ve Munzur Dermanlı’ya gönderilen mektupta, Dermanlı ailesine “Geçmiş olsun” dileklerinde bulunuldu. Mektupta, “Ülkemizde 30 yıldan bu yana yaşanan terör, onbinlerce insanımızın ölmesine ve yaralanmasına, yüzbinlerce insanımızın göç etmesine, trilyonlarca lira masrafa neden olarak, bütün insanlarımızın yaşamını şu ya da bu şekilde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. ‘Şimdi çocuklarımız için neler yapabiliriz, onları hiçbirimizin istemediği bu durumdan nasıl kurtarabiliriz, onlara nasıl yardım edebiliriz?’ diye düşünmenin tam zamanı” denildi.
Mektupta, tutukluların cezaevlerinde spor yapabileceği, rahatlıkla kitaplarını okuyabileceği, çalışabileceği, yemeklerini rahatça yiyebileceği, banyo ve temizliklerini yapabileceği iddia edildi. “Onlar için yasalar da çıktı. En önemlisi çocuklarınız güven içinde yataklarına uzanıp uyuyabileceklerdir. Unutmayın, onlar bizim de evlatlarımız ve bize emanettirler” denilen mektupta, “el ele verme” çağrısında bulunularak şöyle denildi: “Bizim amacımız sizlerin desteğiyle evlatlarınızı yeni bir yaşama hazırlamaktır. Hiçbir hak, yaşam hakkının üzerinde olamaz. Birlikte kurtaralım çocuklarımızı. Onları kazanmak için birlikte çalışalım.”

Başa dön


Miting çağrıcılarına gözaltı
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin, 15 Temmuz Pazar günü yapılacak olan “Ölümleri durdurun” mitingine çağrı için hazırladığı “Ölümleri durdurun, yaşama saygı” bildirisini dağıtan EMEP, HADEP ve SİP’liler gözaltına alındı. EMEP, HADEP, ve SİP Kartal İlçe Örgütleri, Kartal Meydanı’nda İHD’nin hazırladığı bildiriyi dağıtırken gözaltına alındı. Aralarında EMEP Kartal İlçe Örgütü yöneticisi Dilek Yalçın, üye Deniz Göl, Alişan Akdeniz, Anyagül Çoban, SİP’ten Nadir Erol, Mehmet Emin Türkmen, Tunç Taşal, Cemal Ünlütürk, Selma Aydemir, Serdal Saka, Erkan Azartürk, Deniz Özdemir, İHD Yönetim Kurulu Üyesi Suzan Zengin, Neriman Şaşmaz, Himmet Ekinci, Durmuş Civelek, Pınar Hocaoğlu ve soyadını öğrenemediğiniz Turgay, Savaş, Rüya, Mahir ve Meral adlı kişilerin de aralarında bulunduğu 30’u aşkın kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar getirildikleri Kartal Merkez Karakolu önünde dövülerek içeri alındılar.
Aydemir davası da sürülmek isteniyor
Aydın Cezaevi yakınındaki evinde, 15 Mart’ta arama yapan polisler tarafından dövülen, daha sonra da kardeşlerinin gözaltına alınmasına engel olmak isterken, polis minibüsünün çarpması sonucu yaşamını yitiren Resul Aydemir’in davasına dün Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Davada, Grup Komiseri Gökhan Akgün’ün de aralarında bulunduğu toplam 13 polis memuru kastı aşan şekilde adam öldürme ve faili gayri muayyen şekilde adam öldürme suçlarından yargılanıyor.
Kargo terminalinde paralı girişe protesto
Türk Hava Yolları (THY) Kargo binasına giren araçlardan çıkışta otopark ücreti alınmaya başlanması dün yaklaşık 500 havayolu çalışanı tarafından protesto edildi. Dün başlatılan uygulamayı protesto için saat 10.00 sıralarında, “Hırsızlar dışarı” sloganıyla terminal içinde toplandılar.
Yaz okulu soygunu
Yaz okulu uygulaması öğrencilerin belini büküyor. İTÜ’de her ders için saat başına 30 milyon lira ücret talep ediliyor. Üç ders için ödenen toplam ücret ortalama 270 milyon lirayı bulurken, parası olmayan çok sayıda öğrencinin okulu bir yıl uzadı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net