|
|

|
           

Genel-İş Genel Koordinatörü Serhat Salihoğlu, GATS’la birlikte belediyelerin sunduğu hizmetlerin başlıca taliplerinin uluslararası tekeller olacağını ve bunlara herhangi bir engel konulamayacağını belirtiyor.
Sermayeye sunulan ‘hizmet’ GATS -2 Ziya Özışık |
Belediyeler tekellerin pençesinde
- Hizmet sektörüne yönelim sermayenin hangi ihtiyaçlarından kaynaklanıyor?
Günümüz toplumlarında ekonomik faaliyetleri tarım, sanayi ve hizmet sektörleri olarak üç ana gruba ayırabiliriz. Bu sektörlerde yapılan üretim söz konusu ülkenin toplam üretimini oluşturmaktadır. Toplumun gelişimi içinde bu sektörlerin herhangi birinde yapılan üretim, nisbi olarak artmakta ya da azalmaktadır. 1960’lardan başlayan süreçte, hizmet üretimi sanayi üretim değerinin önüne geçerek toplam üretimin en önemli bileşeni durumuna gelmiştir. Bu değişimin temel nedeni üretim teknolojilerinin gelişmesine koşut olarak sanayi üretiminin ve buna bağlı olarak sanayi ürünleri satış, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinin artışıdır.
Bu nedenle hizmet sektörünün önem kazanmasını gelişmiş ekonomilerde sanayi sermayesinin pazar genişlemesine olan gereksinimi içinde değerlendirmek gerekir. Gelişmiş ekonomilerde özellikle tüketim malları sanayi üretiminde, toplumsal refah koşullarında büyük bir gelişme yaşanmış olması hizmet sektörünün gelişimine ivme kazandırmıştır. Gelişmiş ekonomilerde sanayi ve üretim teknolojilerindeki gelişmenin yeni pazarlara olan gereksinimi, küreselleşmenin de temelini oluşturmaktadır. Sermayenin serbest dolaşımı önündeki ulusal engellerin kaldırılması süreci olarak küreselleşme, hizmet sektörünün son dönemdeki gelişimine ışık tutmaktadır. Örneğin 1999 yılında mal ticareti 5.460 trilyon dolar iken hizmet ticareti 1.340 trilyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Hizmet sektöründe üzerinde durulması gereken önemli bir konu da özel sektör eliyle üretilen hizmetlerle kamu sektörü eliyle üretilen hizmetler arasındaki ayrımdır. Özellikle 20. yüzyıldaki II. Paylaşım Savaşı sonrasında gelişmiş kapitalist ekonomilerde kamu hizmetlerinin büyük bir gelişme gösterdiği görülmektedir. Az gelişmiş ülkeler de, bu gelişmeden etkilenmiş ve kendi olanakları ölçüsünde kamu hizmetlerini geliştirme arayışında olmuşlardır. Bu süreçte kamusal hizmet örgütlenmelerinin geliştiği görülmektedir. Temel kamu hizmetlerini yurttaşlara ya bedava ya da belirli bir bedel ile vermeye dönük kamu hizmeti yaklaşımı, kapitalist metropol ülkelerde ortaya çıkan krizden kamu maliyesinin de etkilenmesiyle erozyona uğramıştır. Süreç içerisinde sermayenin kamu hizmetlerine talip olmasıyla bu alanda da dev tekeller oluşmuştur. Kısıtlı kaynakları ile kamu hizmeti vermeye çalışan gelişmekte olan ülkeler, küresel ekonomiye yön veren güçler eliyle ekonomide yeni-liberal siyasetle yeni-sağcı politikalara yönlendirilmiştir. Günümüzde kamu hizmeti veren kuruluşlar adım adım ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Büyük mali açmazlarla yüzyüze getirilen bu ülkelerde kamu hizmetlerinin piyasaya açılması süreci hızla ilerlemektedir. Bu nedenlerle karşımızdaki güncel olgu kamu hizmetlerinin küresel şirketlerin sömürü çarkı içine alınmasıdır. Süreç temel kamu hizmetleri alanının küresel piyasa işleyişi içine sokulması; toplumların yoksul kesimlerinin, emekçi kesimlerin bu hizmetlerden giderek daha az yararlanacak olması anlamını taşımaktadır.
- Belediye hizmetlerine GATS’ın ne gibi etkileri olacak?
GATS ile belediye hizmetleri tümüyle piyasaya açılmış olacaktır. Piyasaya açılmayı burada küresel piyasaya açılma olarak anlamak daha doğrudur. Çünkü, su ve çöp hizmetlerinde küresel dev şirketlerin varlığı bilinen bir gerçektir. GATS yükümlülükleri dikkate alındığında, bu hizmetlerin başlıca taliplerinin küresel şirketler olacağı ve bunlara herhangi bir engel konulamayacağı açıkça görülmektedir. Belediye hizmetleri alanının küresel şirketlerin kâr alanına dönüşmesi, hizmetlerin pahalanması ilk anda ortaya çıkacak etkilerdir. Diğer bir sonuç katı atık bertarafında küresel şirket egemenliğinin insan ve çevre sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri olarak karşımıza çıkacaktır. Bu şirketlerin denetiminde yine GATS’ın engelleyici hükümleri nedeniyle yaşanacak sorunları ve özellikle tehlikeli atıkların bertarafının yaratacağı sorunları büyük olasılıkla yaşayacağız. Gelişmiş ülkelerde çevre duyarlılığı nedeniyle yok edilemeyen tehlikeli atıkların, bu şirketler eliyle gelişmekte olan ülke topraklarında bertarafının önü de açılmış olacaktır.
Belediye hizmetlerinin küresel şirketlerin rekabetine açılması, bu hizmetlerde istihdam koşullarını da doğrudan etkileyecektir. Kamu istihdamının büyük oranda daralması, küresel şirketlerin yanı sıra irili ufaklı birçok taşeron firmanın sektöre girmesi, sigortasız çalışmanın yaygınlaşması, işçilerin sağlıksız çalışma ortamlarıyla yüz yüze kalması ve sendikasız çalışma, sürecin önümüze koyduğu ciddi risklerdir. Belediye hizmetlerinde liberalizasyon, diğer bir boyutuyla, yerel halkın belediye kurumunu ve üretilen hizmetleri denetleme olanaklarının ve demokratik sürecin zayıflaması ile belediyelerin yerel ihale trafiğini yöneten kurumlar haline gelmesi anlamını taşımaktadır. Sonuçta yerel kamu hizmetleri küresel piyasaya eklemlenmiş olacaktır.
Türkiye’de, aslında bu yöndeki süreç GATS’dan önce başlamıştır. Bugünkü gelişmelerin yolu Dünya Bankası politikaları ile 1980’lerin başında atılmıştır. Örneğin, İSKİ Kanunu ile su ve kanal hizmetleri belediyeden ayrılarak bağımsız bütçeli idareler oluşturulmuştur. Büyükşehir Belediye Kanunu ile bu idareler tüm büyükşehirlere yaygınlaştırılmıştır. İkinci aşama su ve kanal idarelerinin, hizmetleri imtiyaz devri ile özelleştirmeleridir. Buna örnek olarak Antalya’da su hizmetlerinin 10 yıl süreli olarak Fransız çokuluslu şirketi Lyonnaise des Eaux’a verilmesidir. Dünya Bankası bu proje için 100 milyon dolar kredi vermiş ve ihalenin uluslararası olmasını şart koşmuştur. Üçüncü aşama küçük ölçekli belediyelerin hizmetleri birlikte yapmalarına olanak tanıyan yerel yönetim birlikleri eliyle su atıksu ve çöp hizmetlerinin küresel piyasaya açılmasıdır.
- GATS’daki “karşılıklılık esası”na göre, Türkiye’deki hizmet sektörünün şansı var mı?
Şu anki koşullarda Türkiye’deki hizmet sektörünün dışarıya açılma olanaklarının çok kısıtlı olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak hizmet üreten ve piyasaya hakim olan şirketler ya yabancı şirketler ya da onların yerli ortağı ve acentası durumundaki şirketlerdir. Hizmet sektörlerinde sermaye gücü ve teknolojik olanaklar belirleyici önemdedir. Bu sektörlerdeki mücadele küresel şirketler arasında sürmektedir. Aynı olgu kamu hizmetleri alanında da geçerlidir. Kamu hizmetlerinin liberalizasyonu ile birlikte gerek sağlık sektöründe gerekse belediye hizmetlerinde karşımıza çıkacak olgu uluslararası şirketler olacaktır.
- Eğitimden sağlığa birçok sektörde yine GATS adı telaffuz edilmeden liberalizasyon söz konusu. Bunun tekrardan bir anlaşma şeklinde karşımıza çıkmasının anlamı nedir?
GATS, küreselleşme sürecinde yeni bir döneme işaret etmektedir. Yenilik kapitalizmin küresel ve yerel düzeyde yeniden yapılanmasıdır. Bugüne kadar yeni-liberalizmin devlete, kamusal hizmetlere ve küresel nizama ilişkin bölük pörçük yaklaşımlarının bütünsel bir çerçeveye oturtulması ve pratiğe geçirilmesi söz konusudur. Birkaç yıl öncesinden 21. yüzyılı küreselleşme ve yerelleşme ikiz süreçlerinin çağı olarak ilan eden Dünya Bankası, küresel piyasa işleyişi yaklaşımı çerçevesinde küresel nizamın IMF, DB ve Dünya Ticaret Örgütü tarafından sağlanması, devletlerin bu süreçteki işlevlerinin küresel kapitalizm düzeninin yerel düzeyde güvenceye alınması ile sınırlanması ve üzerlerindeki sosyal görevleri yerel kamu otoritelerine devretmeleri gereğini dile getirmiştir. Bu sürecin kimi çevrelerce demokratikleşme olarak sunulması kandırmaca; kimi sol çevrelerce böyle algılanması ise sürecin kavranmaması olarak değerlendirilmelidir. GATS öncesinden kamu hizmetlerinde liberalizasyonun başladığı bir gerçektir. Belediye hizmetlerinde ülkemizde yaşanan süreç bu durumun somut bir göstergesidir. Ama süreç, kapitalizmin gereksinimleri açısından değerlendirildiğinde, GATS’ın gereksizliği gibi bir durum söz konusu değildir. GATS, hizmet liberalizasyonunda anlaşmaya taraf olan ülke hükümetlerini devreden çıkarmakta; liberalizasyondan geri dönüşü olanaksızlaştırmakta, hükümetlerin yabancı şirketlere ayrımcı davranmasını engellemekte, uyuşmazlıklarda ulusal kuralları geçersizleştirmektedir. Bu niteliğiyle, küresel piyasada küresel ölçekte iş yapan şirketler arasındaki rekabeti kurallara bağlamakta ve bu şirketlerin yerel piyasalara engelsiz girmesini güvence altına almaktadır.
- BİTTİ -
Başa dön


|
Portre

Vasil Petrov Kolarov
(1887 - 1950)
Dimitrov’un ölümünden sonra Bulgaristan başbakanı olan komünist önder Kolarov, bir zanaatçının oğlu olarak Sumunu (Kolarovgrad)’da doğdu. Mikopolde (Niğbolu)’da öğretmenlik yaptığı sırada, sosyalist fikirleri yüzünden öğretmenlikten uzaklaştırıldı. Aynı yıl Bulgaristan Sosyal Demokrat Partisi’ne (BSDİP) üye oldu. Cenevre Üniveristesi’nde başladığı hukuk öğreniminden sonra Bulgaristan’a döndü. Avukatlık yaparken, 1902-04 yılları arasında, Bulgar sosyalist hareketin kurucusu Dimiter Blogadev’le birlikte sosyalist örgütlenme çalışmalarına katıldı. 1904-1919 yılları arasında BSDİP’in Filibe, günümüzde Plovdiv kent örgütünü yönetirken, aynı zamanda BSDİP Merkez Komitesi üyeliği yaptı. Yine aynı yıllarda BSDİP temsilcisi olarak II. Enternasyonal’in Sthutgart ve Kopenhag kongrelerine, Zimmerwald ve Stocholm konferanslarına katıldı. 1919 yılında BSDİP’in BKP’ye (Bulgaristan Komünist Partisi) dönüşmesinden sonra, Partinin Merkez Komite Sekreteri oldu. 1922-1924 yılları arasında Komintern Genel Sekreterliği’ni yaptı. 23 Eylül 1923’te askeri faşist diktatörlüğe karşı başlayan ayaklanmayı, Georgi Dimitrov’la birlikte yönetti. 26 Eylül’de ayaklanmanın bastırılmasından sonra Dimitrov’da dahil olmak üzere bir çok devrimciyle birlikte Moskova’ya gitmek zorunda kaldı. 1944 yılına kadar sürecek olan BKP Merkez Komitesinin Dış Bürosu’ndaki görevi sırasında, 1931-1935 yılları arasında Köylü Enternasyonali Başkanlığı’nı, 1931-1941 yılları arasında Moskova’daki Uluslararası Tarım Enstitüsü Müdürlüğü’nü yaptı. Bu arada 1935 yıllında iktisat doktoru derecesini elde etimişti.
2. Dünya Savaşı yıllarında, Dimitrov’la birlikte Bulgaristan’daki demokratik güçlerin anti-faşist birleşik cepesinin kurulması çalışmalarını yönetti. 1944 Devrimi’nden sonra, 1945 yılında Bulgaristan’a döndü.
15 Eylül 1945 yılında Geçici Cumhuriyet Başkanlık Divanı’na başkanlık etti. 1946 yılında Büyük Ulusal Meclis Başkanlığı, 1947 yılından sonra da Bakanlar Kurulu Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı görevlerini üstlendi. Temmuz 1947 yılında Dimitirov’un ölümünden sonra devraldığı Başbakanlığı, 23 Ocak 1950’de ölünceye kadar sürdürdü.
Güncel Tarih

1793
JEAN PAUL MARAT ÖLDÜRÜLDÜ
Fransız Devrimi’nin önde gelen isimlerinden “halkın dostu” Jean Paul Marat öldürüldü.

1943
NAZİLERİN MOSKOVA YENİLGİSİ
Almanlar tarihin en büyük tank savaşında Moskova önlerinde yenilgiye uğradılar. Hitler 15 Nisan’da, “bu saldırının çok büyük önem taşıdığı”nı söylüyor, “en iyi birliklerin, en iyi silahların, en iyi komutanların ve mümkün olursa en fazla cephanenin Kurst’a gönderilmesini” emrediyordu. Almanlar, yarım milyon asker, bin 500 tank ve 3 bin 700 uçak kaybederek bozguna uğradılar. Bu zaferden sonra inisiyatif tamamen Kızılordu’ya geçti. 50 gün süren çatışmalar, ‘Sovyetler’in zaferlerini kış koşullarına borçlu olduğu, Kızılordu’nun yazın savaşamayacağı’ propagandalarını da yıktı. Nazilerin Moskova yenilgisi Sovyetler Birliği açısından büyük bir moral kaynağı oldu.

1995
ÖYKÜCÜ BİLGE KARASU ÖLDÜ

1997
CHE’NİN NAAŞI KÜBA’DA
Küba devriminin önderlerinden, ölümsüz devrimci Ernesto Che Guevera’nın Bolivya’da gerilla savaşı yürütürken sağ yakalanarak katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra, Che’nin naaşı Küba’ya getirildi.

1997
CEZAYİR’DE VAHŞET
Cezayir’de 44 kişi boğazları kesilerek öldürüldü.
|
|

|