www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Yeraltı kaynaklarımızın gerçek sahibinin halkımız olduğu bilinciyle dünya ölçeğinde söz sahibi olduğumuz madenler kamu eliyle işletilmelidir. Kamu kuruluşlarının arpalık olarak kullanılmasıyla işlevsizleştirilerek özelleştirmelere gerekçe hazırlanması yıllardır uygulanan bilinçli bir politikadır. Bu işletmelerdeki kamu çalışanlarının, işçilerin, halkın onlarca yıllık özverisiyle yarattığı bu değerlere sahip çıkması bir yurtseverlik görevidir.

Bir sömürü ve talan tarihinin öyküsü:
BOR MADENLERİ - 1

Jeoloji Mühendisleri Odası

SUNU
“...Boraksın öyküsü yüzyılı aşan bir büyük sömürü ve talan tarihinin öyküsüdür”
IMF’ye verilen bir önceki Niyet Mektubu’nda özelleştirilmesi taahhüt edilen bor madenlerinin önemini ve üzerinde oynanan oyunların sadece son günlerin meselesi olmadığını gösteriyor bu cümle. Bu cümle bor işletmelerinin özelleştirilmesinin gündeme gelmesinin ardından bor yataklarının önemine dikkat çekmek ve üzerinde oynanan ABD merkezli politikaları halkın bilgisine sunmak üzere TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nca hazırlanan kitaptan alındı. Sömürü ve talanın öyküsünü anlatan bu çalışmayı Dursun Bayrak, Fatma Bozbeyoğlu, Dündar Çağlan, İsmet Cengiz ve Aydın Çelebi hazırladı. Bor işletmelerinin IMF niyet mektuplarına girmesini “kurdun kuzuyu her halükârda yeme” isteğinin resmi olarak değerlendiren çalışmayı, kısaltarak okuyucularımızla paylaşmak istedik.
Her ekonomik programda halkın sırtına biraz daha basarak umut dağıtan, çöktükten sonra tekrar sömürüyü daha da katmerleştiren politika ve programlarla karşımıza dikilenlerin, pervasızlığını gösteren belki de sadece bir örnek bor madenleri. Ancak, emperyalist sömürü mantığını ve emperyalizme biat eden iktidarların gerçek yüzünü net olarak göstermesi açısından bu örneğe yakından bakmanın faydalı olacağına inanıyoruz. Konu, IMF’ye verilen Niyet Mektubu’nda özelleşeceği yönünde taahhüt edilmesine karşın, oluşan halk tepkisi nedeniyle “özelleştirilmemesi yönünde ilke kararı” alan hükümetin, bir oldu bittiye getirip satmayı planlandığı Eti Holding açısından da güncelliğini korumaktadır.
Tüm madenler halkındır
1980’lerle birlikte dünya kapitalist sistemi içine düştüğü yapısal krizden çıkmak için “Küreselleşme”, “Yeni Dünya Düzeni” adı altında bir dizi uygulamayı başlatmıştır. Yoksullardan varsıllara, emekçilerden sermayeye, az-gelişmiş ülkelerden emperyalist tekellere yeni bir kaynak aktarımı anlamına gelen özelleştirme uygulamaları, böylesine kapsamlı bir yeniden yapılandırma programının bir parçası olmuştur. Ülkemizde ise bu politikaların uygulanmasına 24 Ocak Kararları ile başlanmış, 12 Eylül 1980 darbesi bu programın uygulanabilmesinin toplumsal koşullarını oluşturmuştur. Ülkemizde özelleştirmeler, IMF ve Dünya Bankası güdümünde ve yatırım kredilerini özelleştirme koşuluna bağlama dayatması ile Morgan Guaranty Bank’ın hazırladığı bir plan doğrultusunda 1985 yılında gündeme alınmış ve bu düzlemde gereken yasal düzenlemeler adım adım gerçekleştirilmiştir.
“Küreselleşme”, “neo-liberal politikalar” çerçevesinde sorunları aşma yöntemi olarak manipüle edilen özelleştirmeler işlevsel birimler olan KİT’lerin tasfiye edilmesi sonucunu doğurmaktadır. 1970’lerin ortalarında büyük ölçüde kan kaybettirilmeye başlanmış olan KİT’ler bu olumsuz gelişmelere karşın ekonominin motoru olma işlevini taşımışlardır. Bu bağlam ülkemiz madencilik politikalarını da belirlemektedir.
Sanayi ve enerjinin hammaddesi
Madenler bir ülkenin gelişmişliğinin ölçütü sayılan sanayi ve enerjinin hammaddesidir. Doğrudan yarattıkları faydanın dışında istihdam ve katma değer yönüyle de ülke kalkınmasında yeraltı zenginliklerinin önemli bir rolü vardır. Ancak her alanda olduğu gibi bu alanda da üretim ilişkileri belirleyicidir. Doğası gereği tüm toplumun, halkın malı olması gereken bu zenginlikler mülkiyet ilişkileri nedeniyle egemen sınıfların ya da işbirliği içerisinde oldukları çok uluslu şirketlerin hizmetinde ya da denetimindedir.
Bilindiği gibi hammadde yağması emperyalizmin tarihsel sömürü yöntemlerinden biridir. Sömürge, yarısömürge, yeni sömürge ülkelerdeki işbirlikçilerle birlikte çok ucuza elde edilen hammaddeler tekel fiyatlarıyla yine aynı ülkelere mamul madde olarak satılır. Burada iki yönlü sömürü söz konusudur. Bu sistem şimdilerde globalizm adını alsa da, emperyalizm tarafından acımasızca sürdürülmektedir. Değişen, sadece bu hammaddelerden yapılan üretimin coğrafyasıdır. Yine kibarca “serbest piyasa” olarak adlandırılan kapitalizm, artık ucuz hammadde ve işgücünün bulunduğu coğrafyaları us-ürün üretimi için tercih etmektedir. Bu yaklaşımda, bu ülkelerde gelişen çevre hareketlerinin etkisi olduğu gibi, asıl belirleyici olan kâr, dolayısıyla sömürü oranlarının artırılması iradesi olmuştur.
Ülkemizin jeolojik özellikleri küçük-orta rezervli ancak çok çeşitli maden yataklarının oluşmasına olanak tanımaktadır. Ayrıca dünyadaki bor, mermer, trona, zeolit, pomza, sölestin ve toryum gibi rezervlerinin önemli bölümü ülkemizde bulunmaktadır. Yaklaşık 8 bin yıllık madencilik geçmişi olan ülkemizde, maden aranması, bulunması ve işletilmesi artık daha da zorlaşmaktadır. Bu anlamda madencilik çalışmaları artan ölçüde bilgi, yatırım, teknoloji, koordinasyon gerektirmekte ve yatırım riski taşımaktadır. Bu durum madenlerin “kremasını” yiyen, kârı azamileştirmek için işin kolayına kaçan “özel girişimci”lerin yerine, “ülke çıkarları” ve “kamu yararı”nı gözeten “kamu girişimciliği”ni akılcı kılmaktadır.
Neoliberal ekonomi-politikaları uyarınca son 20 yıldır yeterince geliştirilmeyen arama çalışmalarının bu konuda eşsiz örnekler yaratmış bir kamu kuruluşu olan MTA tarafından yeniden yaşama geçirilmesi atılacak önemli bir adım olacaktır.
İşlevsizleştir, özelleştir
Yeraltı kaynaklarımızın gerçek sahibinin halkımız olduğu bilinciyle dünya ölçeğinde söz sahibi olduğumuz madenler kamu eliyle işletilmelidir. Kamu kuruluşlarının arpalık olarak kullanılmasıyla işlevsizleştirilerek özelleştirmelere gerekçe hazırlanması yıllardır uygulanan bilinçli bir politikadır. Bu işletmelerdeki kamu çalışanlarının, işçilerin, halkın onlarca yıllık özverisiyle yarattığı bu değerlere sahip çıkması bir yurtseverlik görevidir.
Hiçbir zenginleştirme ve uç-ürün madde üretimi sürecine sokulmadan Anadolu’nun damarlarından koparılıp gemilerle yangından mal kaçırırcasına yıllarca “Batı”ya sevk edilen bu zenginliklerimizden artık neredeyse sözedemiyoruz. Yeraltı kaynaklarımızın hammadde olarak satılması açık bir yağmadır. Bu hammaddelerin ara-ürün ve uç-ürün olarak üretimi istihdam, katma değer, ülke ve toplum çıkarı açısından gereklidir. Bu alanda kurulmuş kamu işletmeleri ülkemizin gereksinmelerine yanıt verecek birikim ve yetkinliktedir.
Öte yandan salt “kalkınmacı” bir retorikle, insan ve çevreyi dışlayan, her şeyi ekonomik, indirgemeci bir çerçevede algılayarak “acil ve azami kâr” uğruna ülkemizi ve gezegenimizi yaşanmaz hale getirecek olan kimi madencilik yöntemlerinden acilen vazgeçilmelidir. Bilimsel araştırma ve mühendislik uygulamalarının insan ve doğaya en az tahribatın verilmesine yönelik çabalar demokratik platformlarda tartışılarak ve halkın oluru alınarak çözüm önerileri oluşturulmalıdır.
Ancak varolan üretim ilişkileri sürdüğü müddetçe yeraltı kaynaklarımızdan yaratılacak değer, ister devlet mülkiyetinde ister özel mülkiyet elinde olsun “son kertede” egemen sınıflara ya da işbirliği içerisinde oldukları çok uluslu şirketlere aktarılacaktır. Dolayısıyla çözümde “son kertede” mevcut üretim ilişkilerini tasfiye edecek siyasal anlayışın iktidarından geçmektedir. Kurtuluş, dünya nimetlerinin hakça paylaşıldığı sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyadır.
Bu rapor, madencilik alanında yaşanan sömürü ve yağmanın sergilenmesi, düzen içi de olsa kamucu çözüm önerilerinin üretilmesi, toplumcu bir bilincin yaratılması ve bor yataklarımız konusunda oynanan oyunları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.
- SÜRECEK -
Başa dön



Portre

Sâdi Carnot
(1796 -1832)

Fransız fizikçi Carnot, ideal bir ısı makinesinin çalışma prensibini incelemiş, termodinamiğin temelini atmıştır. Adını babasının büyük İranlı şair Sâdi’ye duyduğu hayranlık nedeniyle almıştır. Carnot matematik, fizik, doğabilim, yabancı diller ve müzik konularında iyi bir eğitim gördü. 1812-14 arasında Poisson, Gay- Lussac, Ampere ve Arago gibi ünlü öğretmenlerden analiz, mekanik, tasarı geometri, kimya konularında ders aldı. 1814’ün Martı’nda Paris kuşatması sırasında arkadaşları ile birlikte gönüllü olarak Vincennes çatışmasına katıldı. I. Nopoleon’un 100 günlük ikinci iktidarında babası içişleri bakanlığı görevine getirildi, ancak 1815 Ekimi’nde Restorasyon Dönemi başlayınca bir daha geri gelmemek üzere Almanya’ya sürgüne gönderildi.
Carnot’nun çalışmaları 1834 yılına değin fazla dikkat çekmedi. Bunun başlıca nedeni, çalışmalarının doğruluğu giderek tartışma konusu olmaya başlayan “Kalorik” kuramına dayanması olabilir. Carnot bile yaşamının sonlarına doğru bu soruna eğildi. Fresnel’in ortaya attığı ışığın titreşim kuramı, radyasyon yolu ile yayılan ısının ışığa olan benzerliği ve bazı eşısılı olayların “Kalorik” kavramı ile açıklanmasında karşılaşılan güçlükler, Carnot’yu, Rumford ve Davy’nin çalışmalarını incelemeye, sürtünmenin yarattığı ısının katı ve sıvılardaki etkileri ile ilgilenmeye itti.
Sonunda ısının şekil değiştirmiş hareket enerjisi olduğuna inanarak yeni bir kinetik teori üzerinde çalışmaya başladı. Sadi Carnot’nun bilimsel çalışmalarından günümüze değin gelebilenler, 1823’te yazmış olduğu 21 sayfalık buharın yaptığı mekanik işi veren bir formülle ilgili bir makalesi, 1824’te yayımladığı kitabı, birkaç araştırma notu, Watt’a ait iki bilimsel makalenin çevirisi ve çeşitli matematik ve fizik derslerine ait notlardır.
Carnot, buhar makinesinin kuramsal verimini hesaplarken aslında ısı enerjisinin mekanik enerjiye dönüşme koşullarını incelemiş, termodinamiğin ikinci kuralını bulmuştur.
Güncel Tarih

1964
FKÖ KURULDU
Filistin direnişini kontrol altına tutmak için yoğun çaba harcayan Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Kuveyt ve Katar hükümetlerince belirlenen 242 kişiden oluşan Filistin Ulusal Konseyi, 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü’nü ilan etti. Örgütün başına Ahmed Şukari getirilerek 15 kişiden oluşan bir yürütme komitesi seçildi. Arap devletlerinin ordularının içinde görev yapan Filistinlilerden oluşan bir Filistin Kurtuluş Ordusu oluşturuldu.

1970
ORHAN KEMAL ÖLDÜ
Öykü ve romanlarında, işçilerin günlük yaşantılarını, duygularını düşüncelerini, çalışma koşullarını ve barınma ortamlarını yalın bir gerçeklikle yansıtır. Başlıca eserleri Grev, Ekmek Kavgası, İşsiz, Kardeş Payı, Bereketli Topraklar ve Kanlı Topraklar’dır.

1991
AHMED ARİF ÖLDÜ
Şiirlerinde hakın acılarını, umutlarını, dertlerini ve düşlerini ana tema olarak işler. Kürt insanını, feodal yapıyı ve halkın yoksul hayatını, annesinin öğrettiği dil vurgusu, ritmi ve ruhuyla yazmıştır. Şiirinde ki ses için “Ses benim için önemli değil, benim şiirimde söz vardır. Şiir benim öfkem, sinirim, isyanımdır. Bu da toplumun belli bir halinden geliyor. Deli değilim, kendi kendime öfkeleneyim” desede, ozan, hakın dilini ustaca kullanır.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net