www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



‘Irgat’ın Türküsü’nü söyleyen şair
1940 kuşağı şairlerinden olan Cahit Irgat’ın, zaman zaman değişik etkilenmelere uğrayan ve arayış içinde olan, kendine özgü bir şiiri vardır.

Perdeler kapanmıyor
Tiyatro sezonunun sonuna yaklaşılırken, Ankara’da Devlet Tiyatrosu ve özel tiyatroların oyunları devam ediyor.


‘Irgat’ın Türküsü’nü söyleyen şair
Güngör Gençay
Cahit Saffet Irgat, tiyatrosu, sineması ya da şiirleriyle, yaşadığı dönemdeki insanların belleklerinde yer tutan önemli sanat adamlarından biriydi. Ne var ki, (ölümler, sanatçının bedeniyle birlikte, bir ölçüde de sanatsal uğraşılarını ya da eserlerini de gözlerden uzaklaştırır) kuralları onun için de geçerliydi. O nedenle bugün toplumun büyük bir kesimi tarafından tanınmaz. Yaptığı her işte, tüm sanat uğraşılarında son derece içtenlikli olan Irgat’ın, gerek tiyatro tarihinde, gerekse edebiyat tarihinde küçümsenmeyecek, özgün bir yeri bulunmaktadır.
Tiyatrocu Cahit Irgat
Irgat, daha lise döneminde tiyatroya merak sarmış ve öğrenimini yarıda bırakarak Ankara Devlet Konservatuvarı’na girmiştir. Çünkü, 1934 yılında başvurduğu Muhsin Ertuğrul, kendisine; “önce okulunu bitir, sonra yanıma gel” demiştir.
Konservatuvarı bırakma nedenini ise 1968 yılında Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Çok Yaşayın Ölüler” adlı yazı dizisinde:
“... Gece güzel başlamıştı. Avni Arbaş’ın atölyesinde. Rakılı şaraplı bir geceydi. Hep tanıdık ya sanatçı ya eğitimci kişilerdik bu çilingir sofrasında. Cin gibi zeki bir adamdı Hasan Ali Yücel. O güne dek hiç karşılaşmamıştık. Rakı bitmiş şaraba başlanmıştı. Konu dönmüş dolaşmış memlekete gelmişti. Eğitim meseleleri, sanat meseleleri, özgürlük meseleleri. Epey olmuştuk. Damdan düşercesine.
- Sizin başka işiniz yok muydu ki Maarif Vekilliği’ne gelir gelmez attığınız imzalardan biri de benim konservatuvardan kovulmam içindi, dedim. O,
- İyi olmuş. Çok iyi etmişim!.. Şimdi sanatçısın Paris’te. Orada kalsan ne olurdun? Maaşlı devlet oyuncusu.”
diyerek anlatır. Acılı bir dönemin sanatçısı olan ve tiyatroya yaklaşık otuzbeş yılını veren Saffet Irgat, tiyatroyu çok sevmesine karşın, kıyasıya eleştirir. Bu konudaki düşüncelerini ise;
“Sahne ince hastalık, verem gibidir. İnsanın içine bir yapışmasın. İnsanı erite erite, kemire kemire götürür. Kan kusturur, uğraştırır uğraştırır da uğraştırır. Sahne oyuncuya karşı, denizciyle uğraşan deniz gibidir. Genç olsun yaşlı olsun bir gün oyuncunun bedenini bir ceset gibi, tiyatro leşi gibi kıyıya atıverir.
... Tiyatro kabiliyet işidir. Okulu var ama yeterli değil. Okul kibrit kutusuna benzer. İçinden çürüğü de sağlamı da çıkar. Okuldan çıkınca devlete sırtını dayayanların yaptığı şey sanat değildir. Hiçbir endişeleri, didişmeleri olmayanların halka ve sanata hiçbir faydası yoktur” biçiminde dile getirmektedir.
1940 yılında ilk kez “Yılmaz Ali” adlı filmde oynayan Cahit Irgat, sahneye de Raşit Rıza Tiyatrosu’nda “O Gece” adlı oyunda çıkmıştır. Ne var ki, çocuklarının oyuncu olduğunu haber alan ailesi, onu evlatlıktan çıkarmıştır.
Şair Cahit Irgat
1940 kuşağı şairlerinden olan Cahit Irgat’ın, zaman zaman değişik etkilenmelere uğrayan ve arayış içinde olan, kendine özgü bir şiiri vardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2. Dünya Savaşı’nın döneme bağlı sıkıntılarını iyiden iyiye yaşayan şair, bu sıkıntılardan şiirini beslemesini de bilmiştir. O nedenle şiirinin dokusunda savaş karşıtı bir anlayışın derin çizgileri bulunmaktadır. Yine savaş yıllarında yaşanan yokluk, yoksulluk, şiirinin yaygın konularından birini oluşturmuştur. Bütün bu tanıklıklar, onda olumlu bir yapının temellerini atarken, bir kendinden kaçışı, içkide yoğunlaşmayı, insanlara küsmeyi ve bunlara benzer gelip giden bunalımları da beraberinde getirmiştir. İçinde yaşadığı kentin doğal yapısından kaynaklanan konumu, ondaki sıkıntılı koşulları ve ruhsal durumu, açımlaması açısından “Korku” adlı şiirinde;
“Her yerde aynı hava aynı koku, aynı dert
Korkuyorum.
sen de kaçma bu şehirden

Yalnız bırakma beni
Gökler bile değişiyor lahzada.
Ardından geliyor bak
Güneşiyle bulutuyla gökyüzü
Bütün şehir, bütün deniz, yeryüzü,
Sen de kaçma bu şehirden
Yalnız bırakma beni,
Ben fakir bir sahilin
Kahır yüklü çocuğu,
Korkuyorum.”
dizeleriyle dile getirdiği değişimleri de gözden uzak tutmamak gerekir. Çünkü bu değişimler Cahit Irgat’ın şiirine de yansımaktadır.
Günlük konuşma dilinden kopmayan şair, ağırlıklı olarak kısa şiirler yazmakta ve bir konuşma rahatlığı içinde şiirlerini yapılandırmaktadır. Bunu yaparken “Göç” adlı şiirin;

arzusuyla göç etmedi
Kelepçeli götürdüler
Gece yarısı.

Ay vururdu odasına
bir daha görünmedi.

dizelerinde görüleceği gibi, bazı şiirlerinde toplumsal gerçekleri irdeleyip dile getirmekten de geri durmamaktadır. Ancak, bu toplumsal duyarlılığı, aynı ölçüde ve bütün şiirlerinde bulmak olası değildir. “Son Perde” şiirinin;

“Çöküyor şarap rengi bir bulut
Yağıyor üstümüze ölülerin gözleri
İnsanlar birbirinin gözyaşını içiyor.”

dizelerinde olduğu gibi şairi, kimi zaman da derin bir kötümser duygu ve düşüncenin de içinde görüyoruz. Şairin, tiyatroya bakışında da kendini gösteren bu özellik şiirlerinde ise belirleyici olmaktadır. 1981 yılında, “Sanat Olayı” dergisinin haziran sayısında bu konuya değinen Şükran Kurdakul, “Şiirimizin Gözü Yaşlı İyimseri, Cahit Irgat” adıyla yazdığı yazıyı;
“... Bu şehrin Çocukları” (1945), “Rüzgarlarım Konuşuyor” (1947), “Ortalık” (1952), “Irgat’ın Türküsü” (1971) kitaplarında toplanmış şiirler, savaş-barış, vahşet-uygarlık, kötülük-sevgi, güçlü-güçsüz, sahip-ırgat çelişkilerinin yarattığı duyarlıkları anlık coşku ve parlamalarla ortaya kor.
Bu şair, şiirimizin gözü yaşlı iyimseri Cahit Irgat’tır.”
diyerek bitirmektedir.

“... Boşa işlemiş zaman
Bankalar kurulmuş sırtımdan
Dik dünyayı tırman tırman
Koşulmuşum...”

dediği yirmiiki dizelik “Irgat’ın Türküsü” adlı şiirinde ise, bir yandan kendi portresini çizerken, diğer yandan da memleketin durumunu ortaya koymaktadır.
Küçük yaşta sanatla kucaklaşan Cahit Irgat, kırılmalarına, zaman-zaman sessiz kalışlarına karşın sanattan kopmamıştır.
İlk şiirini Cahit Saffet imzasıyla Varlık dergisinde yayınlayan Irgat’ı, aynı zamanda sanata adanmış bir ömrün de simgesi olarak görmek, sanırım ona hakkını vermek olacaktır.

Başa dön


Perdeler kapanmıyor
Tiyatro sezonunun sonuna yaklaşılırken, Ankara’da Devlet Tiyatrosu ve özel tiyatroların oyunları devam ediyor.
Küçük Tiyatro’da Tayfun Orhon’un yazıp yönettiği “Bir Kavanoz Kahkaha” isimli oyun, yarından itibaren hafta boyunca görülebilecek. Psikiyatri kliniğinde tedavi gören bir hastanın, doktoruyla kurduğu dostluk ilişkisini ve doktorun bu yolla hastanın iç evrenini çözmeye çalışmasını konu alan oyunda, Bilal Güldere, Halil İbrahim Kalaycıoğlu, Orkide Çivicioğlu, Fatma Öney, Tunç Yıldırım, Andana Başer, Fikret Ergin, Şener Aytemur ve Nalan Erkovan rol alıyor.
ADT’nin yeni oyunu “Şaylok” da yarından itibaren Büyük Tiyatro’da perdelerini açıyor. Arnold Wesker’in kaleme aldığı, Bozkurt Kuruç’un yönettiği yapıtta Alpay İzbırak, Adviye Öztürk, Meral Niron, Çetin Azer Aras, Can Öztopçu, Faik Artuk, Yüksel Partal, Emre Alpago, Erdal Küçükkömürcü, Sinan Pekinton, Hakan Çimenser, Haydar Gültepe, Şeyda Akova, Zeynep Aytek Metin ve Selim Bayraktar’ın rol aldığı yapıt, din-politika ilişkilerini konu alıyor.
İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde ise Joshua Sobol’un yazdığı, Ahmet Necdet’in Türkçe’ye kazandırdığı “Getto”, 9, 10 ve 12 Mayıs’ta sahne alacak. 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından kurulan bir Yahudi Gettosu’nda yaşanan olayları konu alan oyun, Erhan Gökgücü’nün rejisiyle izleyici karşısına çıkıyor. Yapıtın başlıca rollerini Ünsal Coşar, Hüseyin Avni Danyal, Funda Gökgücü, Ergün Uçucu ve Ahmet Burak Bacıoğlu paylaşıyor.
Özel Tiyatrolar
Ankara sahnelerinde özel tiyatrolar sahne almaya devam ediyor. Şinasi Sahnesi’nde “Tiyatro İstanbul”un “Tuhaf Bir Çift” adlı oyunu 9 Mayıs’a kadar başkente konuk olacak. Neil Simon’ın yazdığı, Gencay Gürün’ün yönettiği eserde, Nurseli İdiz, Tiraje Başaran, Arsen Gürzap, Şahnaz Çakıralp, İnci Türkay, Metin Arslan ve Yunus Güner rol alıyor. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nun “Kobay” adlı eseri ise, 10 Mayıs’tan itibaren başkentlilerle buluşacak.
Aziz Nesin’in eserlerinden tiyatroya aktarılan ve sahnelendiği süre içerisinde gişe rekoru kıran “Azizname”, Öteki Tiyatro’nun yorumuyla hafta boyunca Altındağ Devlet Tiyatrosu’nda... Yücel Erten’in yönettiği eser, Nesin’in yapıtlarından örnekler sunuyor.
Bilkent Tiyatrosu ise Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi öğrencilerinin “Uyarca” adlı oyunu, 11 Mayıs’ta sahneleyecek.

Başa dön


İstanbul Kukla festivali başlıyor
“Uluslararası İstanbul Kukla Festivali” dördüncü yılında sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Festival bu yıl 9-16 Mayıs tarihleri arasında Kenter Tiyatrosu, Atatürk Kültür Merkezi, Şehir Tiyatroları ve Babylon’a konuk olacak. 9 gün boyunca dünya kukla ve gölge tiyatrosunun seçkin örnekleri, yetişkinler ve çocuklar için birbirinden farklı etkinliklerle oyunlar sergileyecekler. Festivalde, 10 yabancı 4 yerli grup yer alacak. İnternette açılacak olan “Karagöz Figürleri Sergisi “www.tiyatronline.com” adresinden tüm dünyadan izlenirken, Maria Signorelli’nin özel kukla koleksiyonu AKM Sinema Salonu fuayesinde görülebilecek. Ayrıca, bu yıl “Festival Onur Ödülü” kukla ve karagöz sanatçısı Şinasi Çelikkol’a verilecek. Bu yıl festivale yeni bir bölüm de yer alacak: “Festival Saygı Köşesi”. Bu köşe de, geçen yıl kaybedilen Geleneksel Türk Tiyatrosu Sanatçısı İlhan Dizdar’a ayrıldı.
‘Günün Adamı’ aramızda
Daha önce oynadığı oyunlarına yasak ve sansür getirilen Diyarbakır Şehir Tiyatarosu, önceki “Günün Adamı” adlı mizahi oyunuyla seyircilerin karşısına çıktı. Oyun, Şehir Tiyatrosu’nun gençlere yönelik ilk kursiyer çalışmasının ürünü olma özelliğini taşıyor. Haldun Taner’in yazdığı M. Emin Yalçınkaya’nın yönettiği “Günün Adamı” oynu, izleyicilere siyasetçilerin hayatları ve hayatlarındaki mizah, kara mizah yönlerini anlatıyor.
Grafist 5 etkinliği başlıyor
Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Grafist 5” etkinliği 7 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek. Yunanistan, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden tasarımcıların da katıldığı etkinlik çerçevesinde 50 Japon tasarımcının eserlerinin yer aldığı “Japon Ambalaj Tasarımcıları” sergisi 7-31 Mayıs’ta Mimar Sinan Üniversitesi Osman Hamdi Salonu’nda, “İnadına Afiş” başlıklı sergi de 9-31 Mayıs tarihlerinde Tophane-i Amire binasında görülebilecek.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net