|
|

|
           

Sağlığımız paraya emanet
Sağlık hizmetlerindeki özelleştirme uygulamaları ve 'paran kadar sağlık' anlayışı toplum sağlığını tehlikeye düşürüyor.

‘Villa yapmak için evimizi yıktılar’
Gectiğimiz cuma günü Gaziosmanpaşa’ya bağlı Boğazköy beldesindeki evleri yıkılan insanlar üç gündür yıkıntıların arasında yaşıyorlar.

İnsanlık ayıbı sürüyor
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İnisiyatifi (TAYD-DER), İzmir'de düzenlediği basın açıklamasında, 20 kişinin öldüğü, yüzlerce tutuklunun da ölüm sınırında bulunduğu ölüm oruçlarına yetkililerin tepkisiz kalmasını insanlık ayıbı olarak nitelendirdi.

Denizlerce çoğalarak sömürüsüz bir dünyaya
12 Mart faşist cuntası tarafından idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, 29 yıl
aradan sonra yine bir 6 Mayıs’ta, emperyalizme duyulan öfke, mücadele azmi ve inancıyla anıldılar.


Sağlığımız paraya emanet
Özlem Dinler
Devlet ve özel hastanelerin tedavi ücretleri arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaşıldığında, ilk tercih durumundaki devlet hastanelerine karşın, hizmet kalitesi yönünden daha iyi olduğu düşünülen özel hastaneler, ücretleriyle halkın cebini yakıyor. Nüfusun hızla artmasına rağmen devlet ve Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) hastanelerinin bina ve personel sayısı olarak yerinde kalması ise büyük bir handikap oluştururken, bu durum aynı zamanda özel hastanelerin de yolunu açıyor. İstanbul’da 12 SSK, 32 devlet hastanesine karşılık 134 tane özel hastane bulunuyor.
Fiyat farkı büyük
Bazı devlet ve özel hastanelerdeki muayene, yatak ve doğum ücretleri baz alınarak yapılan bir araştırmaya göre, devlet hastanelerinde 2 milyon 200 bin lira ile 5 milyon lira arasında değişen muayene ücretleri, özel hastanelerde 50 milyona kadar çıkabiliyor. Devlet ve özel hastaneler arasındaki en büyük fiyat farkına, önceki yıllarda olduğu gibi yine yatak ücretlerinde rastlanıyor. Özel hastanelerdeki en düşük yatak ücreti, devlet hastanelerindeki bir gecelik yatak ücretinin 21 katı. Sezaryen ücretinin 250 milyona ulaştığı devlet hastanelerine karşın, özel hastanelerde bu miktar 2 milyara yaklaşıyor.
Yatırım yapılmıyor
Bir başka çarpıcı olguyu ise, İstanbul’daki özel hastanelerin sayısının, Devlet Hastanesi ve SSK hastanelerinin toplamından daha fazla olması oluşturuyor. 32 devlet hastanesi, 12 SSK hastanesi olan ilde 134 tane de özel hastane bulunuyor. Sağlığın adım adım özelleştirilmesinin bir parçası olan özel hastanelere her gün bir yenisi eklenirken devlete ait sağlık kuruluşlarına yatırım yapılmıyor. İlçelerdeki özel hastane sayıları birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık ocaklarının sayısından kat kat fazla. Fatih’te yaşayan 407 bin 991 kişiye 1 sağlık ocağı düşerken, aynı ilçede 10 tane özel hastane bulunuyor. 200 bin 350 nüfuslu Bakırköy’de ise 1 sağlık ocağına karşın 8 tane özel hastane var. Nüfusunun yüzde 92’sinin SSK hastanelerinden faydalandığı şehirde sadece 12 tane SSK hastenesi bulunması insanları kara kara düşündürüyor.
Özelleştirmenin boyutu
İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü Doç. Dr. Rıfat Yücel, her geçen gün çoğalan özel hastanelerin sayısının, SSK ve devlet hastaneleri sayısının kat kat üstünde olmasını, sağlıkta özelleştirmenin bir boyutu olarak değerlendiriyor. Kârın tek amaç olduğu piyasa ekonomisi nedeniyle sağlık hizmetlerinin para karşılığında alınıp satılan bir sektör haline getirildiğini belirten Yücel, insanlara “paran kadar sağlık” anlayışının dayatıldığını vurguluyor.
Devlet elini çekti
1961 Anayasası ile birlikte çıkarılan ve halen yürürlükte olan 224 sayılı yasanın fiilen ortadan kaldırıldığını anlatan Yücel, uygulanmayan yasada, korucuyu hekimlik anlayışı ile sağlık ocakları ve dispanserler üzerinden yükselen bir basamaklandırma sağlık sisteminin hakim olduğunu hatırlatıyor. Yücel, ‘Vatandaşların sağlığını korumak ve geliştirmek devletin asli görevlerindendir” maddesininse 1982 Anayasası’yla birlikte kaldırıldığını ve devletin sağlık alanından ‘elini eteğini’ çektiğini kaydediyor.
Denetim yetersiz
Doç. Dr. Rıfat Yücel, özel hastanelerin kamu kuruluşlarından aktarılan paralarla kurulduğuna dikkat çekerek, basında çıkan haberlerde yer alan, ‘özel hastanelerin kara para aklama yerleri olduğu’ yönündeki iddialara dikkat çekiyor. Özel hastanelerin denetiminden Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri’nin sorumlu olduğunu ifade eden Yücel, denetimin yeterince yapılmadığını söylüyor.
“Eğer bir caddenin ucunda bir özel hastane varsa, o caddenin diğer ucuna bir özel hastanenin daha açılmasının önünde hiçbir engel yoktur” diyen Yücel, sosyal güvenliğin adım adım tasfiyesiyle birlikte özel hastanelerin çoğalmaya başladığına işaret ediyor.

Başa dön


‘Villa yapmak için evimizi yıktılar’
Savaş Velioğlu
Gectiğimiz cuma günü Gaziosmanpaşa’ya bağlı Boğazköy beldesindeki evleri yıkılan insanlar üç gündür yıkıntıların arasında yaşıyorlar. İSKİ su havzasında bulundukları gerekçesiyle Boğazköy Belediyesi tarafından yıkılan gecekondularda yaşayanlar, evlerinin iddia edildiği gibi İSKİ alanında bulunmadığını belirtiyorlar. Alana en yakın barajın 20 kilometre uzakta olduğunu ve havzaya zarar vermediklerini ifade eden vatandaşlar, gecekondularının yakınında, Belediye Başkanı Cemil Şeçkin’e ait beton fabrikasının araçlarının asitle yıkandığını anlatan Boğazköylüler, havzaya asıl zararı bu işlemin verdiğini anlatıyorlar.
Havzada bulunan Boğazköy Villaları’nın da yıkılmasını istyen halk, kendi evlerinin bölgeye yeni villalar yapılmak için yıkıldığını ifade ediyor. Üç gecedir yıkıntılar arasında uyumak zorunda kalan vatandaşlar, çocuklarının hastalandığını ve okullarına gidemediğini, devletten yardım beklediklerini dile getiriyor.
Belediye Başkanı söz vermişti
Dört gündür evsiz olan Boğazköylüler, DYP’li Belediye Başkanı Cemil Seçkin’in seçim döneminde kendilerini gecekondu yapımına teşvik ederek, evlerini yıkmayacağına dair söz verdiğini, ancak sözünü tutmadığını söylüyor. Yıkıntılardan topladıkları tuğlalarla yeni evler yapacaklarını anlatıyorlar.
Ramazan Uçar ( Mobilyacıda çalışıyor) : Belediye Başkanı seçimde bizlere söz verdi, biz de başkana güvenip buraya ev yaptık. Sonra gelip evlerimizi yıktı. Şimdi açıkta kaldık, yiyecek ekmeğimiz, yatacak yerimiz yok, çocuklarımız dışarda yatıyor. Hepimiz hasta olacaz. Yapabilecek hiçbir şeyimiz yok, mecburuz burada yaşamaya. Yavaş yavaş tuğlalarımızı alıp evlerimizi yeniden yapacağız. Belediye başkanının evlerimizi yıkmasının nedeni oturduğumuz arsayı birilerine satmasıdır. Arsayı sattı, bizim evimizi yıkıyor. 100 metre ilerde Boğazköy Villaları var, onları yıkmıyorlar. Asıl onların yıkılması gerekirken bizim gücümüz olmadığı için buradaki evleri yıktılar. Yıkarken buranın İSKİ alanı olduğu söylediler. Yukardaki villalarda bu alanın içersine girmesi gerekiyor. Bizim evlerimizin İSKİ alanıyla hiçbir alakası yok. Buraya en yakın baraj 20 kilometre, bizim buradaki kanalizasyon atıklarımızın bu barajlara karışmasının imkânı yok. Belediye başkanının beton fabrikası var. Onun fabrikasında beton arabalarını kezzapla yıkıyorlar ve artık kezzaplar ortalığa atılıyor, asıl başkanın fabrikasının yıkılması gerekiyor. Eğer biz İSKİ alanındaysak oradaki fabrika da İSKİ alanında. Devlet bizlere yardım etmezse hepimiz burada pislikten, uyuzdan öleceğiz. Devlet yetkilililerinden yardım bekliyoruz.
Veli Cılız (Şoför) : Kırk senedir burada yaşıyoruz. Bizleri burada insan yerine koymuyorlar, hepimiz perişan olduk, yardım eden kimse yok. Gidecek başka yerimiz yok, burada yeniden ev yapmak zorundayız. Belediye başkanı rant peşinde olduğu için bizler bu duruma düştük. Kırk senedir burada yaşıyoruz bir gecede bizleri buradan atmak istiyorlar. Evlerimizi yıktıklarında bize hiç bir yer göstermediler, hiçbir yardım etmediler. Hepimiz dışarda yatıyoruz, hastalandığımızda hastaneye gidecek paramız yok. Devletten yardım istiyoruz, bizleri zor duruma düşürenler yardım etsinler. Herhangi birimizin başına dışarda bir şey geldiğinde bizler kimi sorumlu tutacağız, ortalıkta hiç kimse yok. En kısa zamanda bizim bu durumumuza yetkilililerin çözüm bulmasını istiyoruz.
Nazmiye Özdemirkan (Ev hanımı) : Evimizi yıktılar, biz yine buraya ev yapacaz. Burada 15 senedir yaşıyoruz başka bir yerde yaşamamızın imkânı yok. Belediye başkanı seçim zamanı geldiğinde bizleri kandırdı, tapularımızı vereceğini söyledi ve hepimizin oyunu aldı. Şimdi de gelmiş evlerimizi yıkıyor. Yedi tane çocuğum var, dışarda kaldık. Belediye bizden çöp vergisini çöplerimizi toplamadığı halde alıyor. İş yardım etmeye geldiğinde, yanımıza bile yaklaşmıyor. Kocam 7 aydır çalışmıyor, çocuklarımla birlikte aç kaldık. Bizler buraya yine ev yapacaz, bilsek ki öleceğiz yine de evimi buraya yapacağım çünkü başka gidecek yerim yok. Çocuklarımız okula gidemiyor. Devlet yetkilililerinden yardım istiyoruz.
Erdoğan Demirci (İşsiz) : Çok zor durumda kaldık. Devlet bizlere kemer sıkın diyor kemerimizi sıktık sıktık şimdi de boğazımızı sıkıyorlar. Çoluğumuz çocuğumuzla ortada kaldık ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bizler de bu ülkenin vatandaşıyız, yurtdışından göç edenlere yardım ediyorlar bizlere gelince yardım yok. Avrupa Birliği’ne girecekmişiz bizlerin durumunu görsünler biz bu durumda Avrupa Birliği’ne giremeyiz. Çocuklarımız okullarına gidemiyor, kaymakama gidiyoruz, bizi kapıdan içeriye almıyorlar. Evlerimizi başımıza yıktılar, çocuklarımızın önlüklerini bulamıyoruz. Bizlere belediye başkanı 17 Ağustos depreminden kötü bir deprem yaşattı.

Başa dön


İnsanlık ayıbı sürüyor
Tutuklu ve hükümlü yakınlarının F tipi cezaevlerini protesto amaçlı eylemleri devam ediyor.
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İnisiyatifi (TAYD-DER), İzmir’de düzenlediği basın açıklamasında, 20 kişinin öldüğü, yüzlerce tutuklunun da ölüm sınırında bulunduğu ölüm oruçlarına yetkililerin tepkisiz kalmasını insanlık ayıbı olarak nitelendirdi. Konak Sümerbank önünde, bir araya gelen tutuklu aileleri, “Tecrit insan onuruna saldırı, sistemli işkencedir” pankartı açtılar. TAYD-DER üyesi Piraye Erol, okuduğu basın açıklamasında yetkililere, cezaevlerinde bir an önce insani yaşam koşullarının sağlanması çağrısı yaptı.
Hastanedeki tutukluları ziyaret
Tutuklu Yakınları Birliği (TUYAB) Haseki Hastanesi’ne getirilen iki tutukluyu dün ziyaret etti.
30 tutuklu yakını ziyaret sonrasında hastane bahçesinde basın açıklaması yaparak taleplerini dile getirdi. Açıklamayı okuyan Berran Yıldırım, tutuklularla görüşmeye başlanılmasını isteyerek, devlet yetkilililerinin uzlaşmaz tavrı protesto ettiklerini söyledi.
Tutuklu yakınları açlık grevinde
Ölüm orucundaki tutukluların taleplerinin kabul edilmesini isteyen bir grup tutuklu yakını ise Küçükarmutlu’da dönüşümlü açlık grevi başlattı. Küçükarmutlu Cemevi’nde düzenledikleri basın açıklamasıyla süresiz açlık grevi başlattıklarını duyuran 150 tutuklu yakını açlık grevini, üçer günlük dönüşümlü şekilde sürdürecek. Çocukları cezaevinde ölüm orucundayken, ‘ekmek yiyemez, uyuyamaz’ olduklarını söyleyen tutuklu yakınları, kamuoyuna konuya yaklaşması çağrısı yaptı.
Tutuklulara kötü muamele
Hastanelerde ölüm orucuna devam eden ailelere karşı keyfi uygulamalar sürüyor. TAYAD’lı aileler tarafından yapılan açıklamada, Numune Hastanesi’nde ölüm orucuna devam eden Ali Koç’un teyzesinin savcılıktan refakatçi olarak izin almasına karşın hastaneye alınmadığı belirtildi. Açıklamada, Sincan F tipi Cezaevi’ne jandarmalar tarafından saldırı düzenlendiği bildirilerek, tutuklu ve hükümlülerin işkenceye maruz kaldığı ve eşyalarına el konulduğu aktarıldı.
Saldırıda Hacı Demir adlı tutuklunun sırtında ve kollarında darp izlerinin oluştuğu, protez dişinin de kırıldığı ifade edildi.

Başa dön


Denizlerce çoğalarak sömürüsüz bir dünyaya
12 Mart faşizmi tarafından idam edilerek, susturulmak, yok edilmek istenen, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idamlarının 29. yılında büyük bir öfke ve mücadele azmi ile anıldılar. Anmaya katılan işçi ve emekçiler, Denizlerin asılarak yok edilemeyeceği, mücadelesinin sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurulana kadar süreceği mesajını verdiler.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın Karşıyaka Mezarlığı’ndaki mezarları başında, Emeğin Partisi Ankara İl Örgütü’nün gerçekleştirdiği anmaya 500’ü aşkın kişi katıldı. Anma saat 11.00’de mezarlık giriş kapısından yürüyüşle başladı. “Yaşasın devrim ve sosyalizm”, “AB, IMF, NATO, MAI, MIGA, tahkim; kahrolsun emperyalizm” ve “Emeğin Partisi” yazılı pankartların açıldığı yürüyüş sırasında sık sık “Yusuf, Hüseyin, Deniz; sürüyor, sürecek mücadelemiz”, “Kahrolsun IMF, kahrolsun emperyalizm”, “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm”, “Faşizme ölüm, halka hürriyet”, “İş, ekmek, özgürlük; kahrolsun faşist diktatörlük” sloganları atıldı.
“Devrim şehitleri anısına” saygı duruşunun ardından söz alan, Denizlerin mücadele arkadaşı, Yazar Aydın Çubukçu, 29 yıl aradan sonra Denizleri daha derin bir özlemle andıklarını söyledi. “Her 6 Mayıs’ta çoğalan, yücelen bir öfke ve hasretle ama, gittikçe daha da derinleşen bir anlamda Denizler bizim yanımızda, biz onların yanındayız” diyen Çubukçu, Denizlerin “Kahrolsun emperyalizm” dediklerinde bir avuç olduklarını, ama şimdi yüzbinlerle, milyonlarla alanların dolduğunu, emperyalizme karşı mücadelenin emeğin mücadelesinin özüne dönüştüğünü dile getirdi. Onların kahin olmadığını, geleceği bir falcı gibi görmediklerini, ama bir savaşçı inat ve inancıyla, uğruna öldükleri davanın er geç gerçek sahiplerinin eline geçeceğini, yükseleceğini gördüklerini vurgulayan Çubukçu, “Emperyalizmi sofrasında, tarlasında, kapanan fabrikasında görenler; Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in adını da bayraklarına yazmak zorundadırlar” dedi.
‘Mücadeleye ant içiyoruz’
Gençlerin şiirler okuduğu anmada Emek Gençliği adına konuşan Şevket Akyol, Emek Gençliği olarak Denizlerin davasını üstlenerek, mücadeleyi yükselteceklerini, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurulana kadar mücadele etmeye ant içtiklerini bildirdi.
EMEP Ankara İl Başkanı İbrahim Akkaya da, Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, bütün değerlerini emperyalistlere peşkeş çekenlerin, ülkeyi parsel parsel satanların dün Denizlere “vatan haini” dediklerini hatırlattı. Asıl vatan hainlerinin ortaya çıktığını dile getiren Akkaya, “IMF defol, bu memleket bizim” diyen işçi sınıfının, “Efendiliğimizi kaybettirmeyin” diyen Trakya, Polatlı köylüsünün, ülkenin gerçek değerlerine sahip çıkan işçi ve emekçilerin, yıllardır en ağır bedelleri ödeyen ama buna rağmen “özerk, demokratik, parasız eğitim” mücadelesinden geri durmayan gençliğin, gerçek vatan hainlerinin kim olduğunu haykırdıklarını söyledi. Deniz’lerin, Mahir’lerin, Kaypakkaya’ların tutuşturduğu kıvılcımın, Trakya’da, İç Anadolu köylerinde, fabrikalarda meşaleye dönüştüğünü dile getiren Akkaya, “Bizim görevimiz ise bu meşaleleri birleştirmek ve isyan ateşine dönüştürmek” dedi.
İkinci anma
EMEP’in anmasının ardından 68’liler Birliği Vakfı öncülüğünde, bazı parti, kitle örgütü, sendika ve meslek örgütlerinin katılımıyla bir anma gerçekleşti. Aralarında Sivas’ta katledilenlerin ailelerinin de bulunduğu anmada Denizlerin avukatı Halit Çelenk bir konuşma yaptı. 68’liler Birliği Ankara Şube Başkanı Bülent Vargel de ortak açıklamayı okudu. Daha sonra topluca Mahir Çayan’ın ve Sivas şehitlerinin mezarları ziyaret edildi.
Her yerde anma
Deniz Gezmiş ve arkadaşları için EMEP Büyükçekmece İlçe Örgütü’nde bir anma etkinliği düzenlendi. İlk konuşmayı yapan EMEP İlçe Örgütü Emek Gençliği temsilcisi İlhan Aytaç, Deniz Gezmiş ve ardaşlarının ülkenin emperyalistler tarafından yağmalanmasının önüne geçmek için mücadele verdiklerini belirtirken, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ÖTK Başkanı Kemal Urhan ise, 68 hareketinin en önemli özelliğinin, öğrenci gençliğin hareketini işçilerle ve köylülerle birleştirmesi olduğunu söyledi.
EMEP Büyükçekmeci İlçe Başkanı Hüseyin Deniz de, Denizlerin iliklerine kadar hissettiklerini partinin bugün var olduğunu belirterek, “Deniz’ler gibi olmak, onurluca yaşama için onlar gibi sabırla mücadele etmek gerekir. Emek Gençliği saflarını büyütmelidir” dedi.
Yas değil, mücadele günü
İncetepe Lisesi Öğrenci Birliği Başkanı Suat Çelik ise, 6 Mayıs’ın yas değil, mücadele günü olduğunu belirterek, “Her genç, ilçesinde üniversitesinde, lisesinde fabrikasında, bulunduğu her yerde politika yapmalıdır” diye konuştu.
EMEP Beyoğlu İlçe Örgütü’nde düzenlenen etkinlikte ise, Emek Gençliği temsilcisi Hasan Ulusoy, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının bağımsız bir Türkiye kurmak için mücadele ettiklerini anlattı. Ulusoy konuşmasında, “Deniz’lerin mücadelesini devam ettirmek, işimiziş ekmeğimizi, geleceğimizi, özgürlüğümüzü kazanmamız için bir varlık yokluk sorunudur” dedi. Konfeksiyon işçilerinin oluşturduğu tiyatro grubunun Şeyh Bedrettin’i oynadığı etkinlikte, günün anlamına ilişkin DİA gösterimi yapıldı ve şiirler okundu.
EMEP Eyüp İlçe Örgütü’nde düzenlenen 6 Mayıs etkinliğine konuşmacı olarak katılan EMEP GYK üyesi Hayri Erdoğan, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesinin tarihsel anlamını anlattı. Denizlerin mücadelesinin emekçi sınıfların mücadelesi ile birleştiğini, bugün işçilerle sürdüğünü belirtten Erdoğan, 68’de yükseltilen “Kahrolsun Amerika” sloganlarının bugün işçi ve emekçiler tarafından “Kahrolsun IMF” olarak alanlarda haykırıldığını vurguladı. İzleyicilerin de sorularıyla katıldıkları panelin ardından, müzik dinletisi yapıldı ve şiirler okundu.
EMEP Gaziosman Paşa İlçe Örgütü’nde düzenlenen etkinliğe konuşmacı olarak gazetemiz editörlerinden Rana Çetin, emperyalizmin Türkiye’ye müdahalesinin bugün daha da yoğunlaştığını belirterek, ABD sigara tekeli Philip Morris’in Türkiye tütün pazarına hakim olmak için türlü yöntemler geliştirdiğini ve Türkiye’deki lobicileri sayesinde bunda başarılı olduğunu, ayrıca Alman Mercedes firmasının hatalı üretiminin neden olduğu kazada 49 kişinin canından olmasına rağmen, bu firmanın yöneticileri hakkında verilen tutuklama kararının, sermaye örgütlerinin lobisi üzerine kaldırılabilindiğini söyledi. Çetin, “Tüm bunlarla birlikte emperyalizme karşı mücadelenin olanakları da bugün düne göre daha da fazla artmıştır. Bugün artık işçi sınıfı partisi var” dedi.
EMEP Zeytinburnu İlçe Örgütü’nde düzenlenen etkinliğine Deri-İş Kazlıçeşme Şubesi Eski Başkanı Ali Gündoğdu ve gazetemiz Gençlik Eki editörlerinden Engin Esen konuşmacı olarak katıldı. Zeytinburnu Emek Gençliği’nden İlhan Demir’in yönelttiği panelde konuşmacılar Türkiye’deki ‘68 döneminin ABD emperyalizminin dayatmalarına karşı işçi, köylü ve emekçi mücadeleleri üzerinden yükseldiğini vurguladılar. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in yaşamlarıyla, kendilerinden önceki geleneksel devrimci militan tipi yerine işçi, köylü, emekçi mücadelesinin bağrından çıkan yeni bir devrimci militan tipi örneği olarak misyonlarını yerine getirdiklerini belirttiler. Panelin ardından, Zeytinburnu gençliğinin oluşturduğu müzik grubunun bir dinleti sundu.
Emek Gençliği Sarıgazi Belde Örgütü ve EMEP Kadıköy İlçesi Erengazi Belde Örgütü’nde de Deniz Gezmiş ve arkadaşları için anma etkinliği düzenlendi. Bu etkinliklerde yapılan konuşmalarda, 68 hareketinin simgelediği antiemparyalizmin bugün işçi ve emekçi sınıfının IMF politikalarına karşı verdikleri mücadele ile sürdüğü vurgulandı.
Mersin 68’ler Birliği Vakfı da, Denizler’i 68 kuşağından olan İ. Akın Özdemir ve Yusuf Uzan’ın mezarı başında andı.
Adıyaman’da EMEP ve HADEP; Adana, Tunceli, Malatya, Kayseri ve İskenderun’da ise Emek Gençliği tarafından anma etkinlikleri düzenlendi.

Başa dön


|
Kahramanlara değil karıncalara ihtiyaç var
Sendikalar, kitle örgütleri ve siyasi partiler tarafından 12 Mart faşist cuntası tarafından 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 29’uncu ölüm yıldönümleri anısına düzenlenen “Bağımsızlık ve Demokrasi Haftası” etkinlikleri devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) tarafından gerçekleştirilen “68 Mücadelesi ve 6 Mayıs” başlıklı panelde konuşmacılar, üç yiğit insanın ne için mücadele ettiğini iyi anlayarak, emeğin çıkarları için mücadele etmenin gerekliliğine dikkat çektiler. Konuşmacılar, o dönem ‘Sağ sol yok, boykot var’ sloganının öğrencileri birleştirdiği gibi şimdi de Emek Programı’nın tüm emekçileri birleştirdiğini vurguladılar.
ANAP: Derviş bizim programımızı savunuyor
ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, ANAP’lı Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’in istifasını neden olan Beyaz Enerji soruşturmasına karşı gösterdiği tepkiyi dün ANAP Ankara 7.Olağan Kongresi’nde yaptığı konuşmada da sürdürdü. ANAP’ın diğer partiler gibi değişimin sözünü eden değil, onu temsil eden bir parti olduğunu öne süren Yılmaz, “Türkiye’nin tarihi akışı içerisinde gelişme yolunu kesmek isteyenler ile bugün ANAP’a saldıranlar aynı kişilerdir” dedi.
İHD idam cezasının kaldırılmasını istedi
İHD İstanbul Şubesi, geçmişte birçok kişinin idam edildiği Sultanahmet At Meydanı’nda basın açıklaması yaparak, idam cezasının kaldırılmasını istedi. Dün saat 13.00’te toplanan İHD’liler, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yanı sıra, Adnan Menderes’in de resimlerini taşıdılar. 68’liler Birliği Vakfı İzmir Temsilciliği, 31 Mayıs 1971’de Nurhak’ta girdiği çatışmada öldürülen Alpaslan Özdoğan’ın mezarını ziyaret etti. Buca Eski Mezarlığı’nda yapılan anma töreninde konuşan 68’liler Birliği Vakfı İzmir Temsilcisi Tuna Akıncılar, “Bir gün mutlaka ülkemiz bağımsız olacaktır. Bir gün mutlaka ülkemizden işbirlikçiler, toprak ağaları ve onların çağdışı ve ekonomik ve sosyal yapıları tasfiye edilecektir. Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” dedi. Anma törenine katılanlar, daha sonra Özdoğan’ın mezarına karanfiller bıraktılar.
Doktorlar mevzuatı bilmiyor
İstanbul’da yapılan bir araştırmada, uzman doktorların çoğunun sağlık mevzuatı ile Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’ni yeterince bilmedikleri ortaya çıktı. Marmara Üniversitesi (MÜ) Sağlık Eğitim Fakültesi’nce, sağlık hizmetlerinde hekim sorumluluğunu belirlemek amacıyla, 110’u devlet, 30’u SSK ve 10’u da özel hastanede çalışan 99’u erkek, 51’i kadın olmak üzere toplam 150 uzman hekimi kapsayan bir araştırma gerçekleştirildi. Katılanların yüzde 87’sinin mesleki deneyiminin 10 yıldan fazla olduğu araştırma sırasında, her üç uzmandan birinin çalıştığı kurumda yöneticilik, yüzde 10’unun da İstanbul Tabip Odası’nda görev yaptığı belirlendi.
|
|

|