|
|

|
           

Cezaevlerine yönelik, “hayata dönüş” adlı operasyonun, ölüm oruçlarına son vermek için değil, ertelendiği sözü verilen F tipi cezaevlerinin açılması için yapıldığını söyleyen TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Mehmet Bekaroğlu, hükümeti, devleti sözünü tutmaya çağırdı. Ölüm oruçlarının sürdüğünü ve çok daha kritik bir aşamaya geldiğini söyleyen Bekaroğlu, kendisinin de katıldığı görüşmeler sırasında bir çözüm fırsatının yakalandığını ama hükümetin bu fırsatı değerlendirmediğini söyledi.
|
Mehmet Bekaroğlu ile söyleşi - 1 ........ Sultan Özer |
Ölüm oruçları, operasyon olmadan bitirilebilirdi
F tipi cezaevi uygulamasına karşı tüm cezaevlerinde başlayan açlık grevleri ve ölüm oruçlarının bitirilmesi için hükümetle tutuklu ve hükümlüler arasında aracılık görevi yapan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi, FP Rize milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, ile, ölüm oruçları sürecindeki girişimleri, cezaevlerine yönelik kanlı operasyonlar, F tipi cezaevleri ve gelinen aşamada açlık grevleri ve ölüm oruçlarının durumları üzerine görüştük.İki bölüm halinde yayınlayacağımız dosyanın ilk bölümünde, TBMM Komisyonu’nun cezaevlerindeki ölüm oruçlarının sona erdirilmesi için yaptığı girişimler, komisyonun ve aydınların işlevi ve hükümetin operasyon hazırlıkları yer alıyor. Söyleşi dosyamız yarın devam edecek.
- Operasyon öncesi, tutuklu ve hükümlülerin ölüm oruçlarını sona erdirmeleri amacıyla aracılık görevi üstlendiniz. Görüşmelerde neler yaşandı?
- TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda ölüm oruçlarıyla ilgili girişimde bulunulması, ölümler olmadan sürece müdahale edilmesi amacıyla biraraya geldik. İkinci toplantıda her partiden birer kişiyle bir alt komisyon oluştu ve ‘girişimlerde bulunulsun’ kararı çıktı. ANAP’tan ve MHP’den seçilen üyeler pek gelmediler. Ama ben, DSP’den ve DYP’den birer üye Bayrampaşa ve Çankırı cezaevlerinde görüşmeler yaptık. Daha sonra Bakanla defalarca görüştük. Bu süreç ilerkerken, Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Oral Çalışlar, Orhan Pamuk gibi aydınlar da sürece dahil oldular ve daha sonra ben onlarla da görüşmelere katıldım.
Sonra, bildiniz gibi bakanın o meşhur, ‘Toplumsal duyarlılığı dikkate alarak bunu erteliyoruz ve sivil toplum örgütleriyle bir mutabakat oluşturduktan sonra sevkleri yapacağız’ açıklamasından sonra, daha somut bir formül üzerinde çalışılması sözkonusu oldu.
İçerideki tutuklu ve hükümlülerin talebi, bakanlığın da onayıyla, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nu temsilen ben, TTB’yi temsilen 2’inci Başkan Metin Bakkalcı, TMMOB’yi temsilen Başkan Kaya Güvenç ve TBB’yi temsilen Yücel Sayman’la görüşmelere devam ettik. Zaman zaman da, yine tutukluların talebiyle, tutuklu aileleriyle, aydınlardan Oral Çalışlar da toplantılarda hazır bulundu. Bizim yaptığımız şey, tutukluların talebiyle Bakanlığın, hükümetin yapmak istedikleri konusunda bir orta yol bulup ölüm oruçlarını sonlandırmaktı. Bir yere de gelmiştik; F tipi cezaevleri uygulaması ertelenmişti, toplumsal mutabakat aranacaktı. Ama tutuklu ve hükümlülerin daha somut talepleri gündeme getirmeleri ve o arada da bakanlığın bize verdiği sürenin de dolmasıyla biz cezaevinden çıkmak durumunda kaldık.
İnsani açıdan da bize göre kritik günler yanaşmaktaydı. Belki daha direkt görüşmeler yapılabilir, başkaları araya girebilirdi. Birkaç gün kalmıştı, ‘biz çekilelim başka bir çalışma yapalım’ diye düşünerek ayrıldık. Zaten bakanlığın bize verdiği süre de gece 12’ydi, gece bir buçukta cezaevinden çıktık. Ve orada kesilmiş oldu bizim görevimiz. Ama biz boş durmadık, F tipi eylemlerine bir şekilde destek veren sivil toplum örgütleriyle biraraya gelip görüştük. Görüşmelerin devam etmesini isteyen, bakanın yapmış olduğu açıklamanın önemli olduğunu, tutukluların bunu dikkate alması gerektiğini belirten bir açıklama yapıldı. Daha sonra siyasi partiler biraraya gelip buna benzer bir açıklama yaptılar. Yeni bir şey oluştu, galiba bizim gruptan Yücel Sayman’la görüşmeler devam ediyordu. İçerden tekrar görüşme talepleri geldi, ancak bakanlık görüşmelere yeniden başlanmasına izin vermedi, bildiğiniz süreç çalıştı, müdahale edildi. “Yaşama döndürme” müdahalesinde, biliyorsunuz 30’un üzerinde insan öldü. “Yaşama döndürme” sözkonusu idi ama ölüm oruçları hâlâ devam ediyor. En kötü noktalara gelmiş durumda bugünlerde.
- Tutukluların taleplerinde karşılanamayacak maddeler var mıydı?
- Önce F tiplerinin kalkmasını istiyorlardı. Daha sonra F tipleri koğuş sistemine, bugünkü cezaevi sistemine dönüşsün istiyorlardı. Ayrıca bazı siyasi talepleri vardı, bir kısmı cezaeviyle ilgiliydi, Terörle Mücadele Kanunu’nun bazı maddelerinin değişmesi, yaralı tutukluların tedavi ve tahliyelerinin CMUK’a göre yapılması, DGM’lere kadar giden talepleri vardı. Ama hepsini konuşmuştuk, onlar mesele değildi. Olay F tiplerinde ve ‘koğuş olur, olmaz’ da kilitlendi. Bakanlık makul sayıda insanın birbirleriyle temasını sağlayacak mimari ve hukuki düzenlemeleri yapacağını söylüyor ama bu konuda kendisini bağlamıyordu. Ama şu sözü veriyordu; ‘Bu dört kuruluşla bir ortak mutabakata varmadan açmayacağım.’ Tutuklu ve hükümlüler bununla yetinmediler, ‘şu kadar insandan oluşan koğuşlar, hatta koğuşlar arasında geçişler’ gibi... Orada iş kilitlenmişti.
- Bakanlıkla görüşmeleri siz yaptınız. Size tanınan bu süre neydi, ‘12’ye kadar cezaevinden çıkın’ demişlerdi; neyin süresiydi bu?
- Bilmiyorum tabii. Şu anda öğreniyoruz, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Jandarma falan toplantılar yapılıyor, kararlar veriliyor. Tabii Bakan da bir süre verdi. Neye dayanarak verdiler bilemiyorum. ‘12’de çıkın’ isteği, ‘arkasından müdahale getirecek’ diye düşündük, olmadı. Üç gün sonra müdahale oldu.
- Müdahale kararının bir yıl öncesinden alındığı konusu tartışılıyor. Siz de görüşmelerin ardından ‘Biz bu işte kullanıldık’ dediniz. Neye dayanarak bunu söylediniz? Siz görüşme yaparken zaten böyle bir karar alınmış mıydı?
- İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasından şu açık bir şekilde görülüyor ki, Hükümet ya da devlet F tipi cezaevlerini bitiriyordu ve bunlara nakillerle ilgili çalışmalar yapıyordu. Zaten Terörle Mücadelenin bir parçası olarak düşünülüyor, yasası filan da çıkarıldı. İçişleri Bakanı da açıkladı, ‘Biz bir senedir provalar yapıyorduk, maketler üzerinde çalıştık kim nereye gidecek diye, personeli eğittik’ diyordu. Devletin böyle bir çalışması vardı. Ama biz hükümetle, Adalet Bakanı ile, Başbakan ile temastaydık. Özellikle Başbakan, ölüm oruçlarının müdahale edilmeden sona erdirilmesi için istekliydi, gayret gösterdi. Dolayısıyla hükümetin bütünüyle, ‘görüşmeler yapılırken operasyonu planlıyordu, zaman kazanıyordu’ anlamında söylemedim o sözü. Ama İçişleri Bakanı’nın sözleri ve tutukluların söz verilmiş olmasına rağmen müdahale ile F tipi cezaevlerine nakledilmeleri... Önce ‘geçicidir’ denilmesi sonra da ‘bu iş bitmiştir’ diye hem Bakan hem Başbakan tarafından açıklama yapılması, böyle bir tepki göstermeme neden oldu. Çünkü verilmiş bir devlet sözü var ortada.
Önce zorunluluk vardı, ‘duvarlar yıkıldı’ gerekçesiyle geçici olarak taşıdınız. Sonra af çıktı, boşaldı, bir zorunluluk yok ortada, şimdi ne yapacaksınız? F tipinde toplumsal mutabakatı tekrar arayacak mısınız? Bu toplumsal mutabakat sonucu mimari ve hukuki düzenlemeleri yapacak mısınız? Verilmiş bir devlet sözü var ortada. Bu sözü Türkiye ve dünya kamuoyunun gözü önünde verdiniz, ne yapacaksınız? ‘Devlet sözü ortada duruyor’ diye soru önergesiyle Adalet Bakanı’na bu soruları sordum.
- Müdahaleyi ne zaman öğrendiniz?
- Adalet Bakanlığı’nın bütçesi TBMM’de görüşülüyordu, Pazartesi günü. Her şeye rağmen biz, yeni bir görüşme, yeni bir sürece başlanması için gayret gösteriyorduk. O gün sayın Bakan bütçe görüşmelerinden çıktı, F tipi cezaevlerinin erteleneceğini, toplumsal mutabakat aranacağını, açıkça söyledi, tutanaklarda vardır. Ben de bu işi ölümler olmadan bitirmemiz gerektiğini, Türkiye’nin kaosa sürüklenmekte olduğunu, bu olayların kaosu derinleştirebileceğini söyledim.
Bütçe görüşmelerinden sonra bakanla görüştük. ‘Sürece yeniden başlayalım’ dedik, sonuçlarını anlattık. ‘Yok’, ‘Bundan sonra yapılacak bir şey yok’ dedi. O zaman anladık ki, müdahale var. Değerlendirme toplantısında arkadaşlarla biraraya geldik. Hekimlerden telefonlar gelmeye başladı. Bir müdahaleye hazırlık yapılıyor. Hızır Acil’lerin, hekimlerin cezaevlerine çağrıldığını öğrendik. Daha sonra telefonlarla sağı solu aradık, gece 01.00 civarında müdahale olacağını öğrendik.
- SÜRECEK -
Başa dön


|
Portre

Sokrates
(İÖ 469 - 399)

Antikçağ Yunan düşünürü olan Sokrates’le ilgili bilgileri, özellikle öğrencisi olan Platon’un eserlerinde buluruz. Sokrates, tartışma sanatının büyük ustasıdır. Hiç yazılı eseri olmamasına rağmen, felsefe tarihinin en etkili isimlerinden biridir. Dünya görüşünü dolaşarak ve tartışarak yaymaya çalışan Sokrates, tartışmaya başlarken hep kendisinin bir şey bilmediğini söyler. Sorduğu sorularla karşı tarafın ortaya koyduğu düşüncelerin yüzeyselliğini, çelişkilerini ortaya çıkarmaya çalışır, böylece tartıştığı kişinin doğruyu bulmasına yardımcı olur.
Sokrates, insan ruhunda uyur halde bulunan, herkes için ortak olan doğruların olduğunu düşünüyordu. Kendisinin uyur halde bulunan bu doğruları ortaya çıkardığını, bilincin çıkmasını, doğmasını sağladığını söylüyordu. Bu yaptığını ebe olan annesinin yaptığı işe benzetiyordu. Sokrates bilgi ve ahlâk sorunlarıyla da ilgilenirdi. Hep doğru bilgiyi aradı. Kendisine sofist (bilge) denmesine kızar, “bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir” derdi. Bilginin insandan İnsana değiştiğini savunan sofistlerin karşısına, her insan için geçerli olan bilgiyi koydu. Genel doğruların insan ruhunda doğuştan bulunduğu, gizlenmiş olduğu düşüncesinden hareket eden Sokrates’in, bilginin genel geçerliğine getirdiği bu temellendirme, idealist felsefenin oluşmasında büyük rol oynadı. Materyalist bir doğrultuda gelişen Yunan felsefesi, Sokrates ile idealist bir felsefe olmaya yöneldi. Platon, bu yönelimi, Sokrates’ten etkilenerek oluşturduğu idealar öğretisi ile sürdürdü. Sokrates bilgi ve erdemin aynı şeyler olduğunu düşünüyordu. Ona göre, erdemli bir yaşam dürüst ve mutlu bir yaşamdır. Kötülük bilgi eksikliğinden ileri gelir. Ancak doğru olan bilgi, doğru eyleme vardırır. 70 yaşındayken gençliği baştan çıkarmakla ve Atina’ya yeni tanrılar getirmeye kalkışmakla suçlanan Sokrates, mahkemeye verilir. Mahkemede boyun eğmemesi üzerine ölüm cezasına çarptırılır. Burada yaptığı savunma,
Platon aracılığıyla bugüne kadar gelimiştir. Hücrede öğrencileri ile otururken, baldıran zehiri ile dolu bir tası getiren cellada; “Söyle bakalım iyi insan, sen bu işin ustasısın, ne yapmam gerek?” der ve celladın dediğine uygun biçimde zehiri içer.
Güncel Tarih

1925
ROMA’DA MUSSOLİNİ DİKTATÖRLÜĞÜ
Birinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalist etkinin güçlenmesine karşı, “İtalyan Savaş Birlikleri” ve “Kara Gömlekliler”le sermaye ve banka çevrelerinden aldığı destekle tüm ülkede bir şiddet-cinayet çetesi örgütleyen Mussolini, 20 yıllık faşist diktatörlüğü boyunca yüz binlerce kişiyi katletti. Sosyalist güçlerin ortak bir karşı koyuşu sağlayamamasından yararlanan Mussollini, Faşist Parti’nin işlediği suçları sahiplenerek sermayenin isteklerini yerine getirdi.

1991
GENEL UYARI EYLEMİ
Hükümetin işçi sınıfına saldırılarını karşılamak üzere tabanın bastırmasıyla, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nda bir günlük grev kararı alındı. Bu kararın uygulanması ile ülke çapında özellikle büyük kentlerde hayat durduruldu. Çeşitli bölgelerde eylemi desteklemek amacıyla gösteriler düzenlendi ve 500’e yakın kişi gözaltına alındı. Öğrenciler dersleri boykot etti, serbest meslek sahipleri ve kamu çalışanları eyleme destek verdi. İşçi sınıfı, sermayenin yüreğini ağzına getiren bir gün yarattı ve kendine güvenini pekiştirdi.
|
|

|