|
|

|
           

Latin cazının samimi ve güçlü ismi: Tito Puente
Latin cazının unutulmaz isminin iki yıl önce Peter Kohan isimli gazeteciye verdiği bir röportaj, bu eğlenceli müziğin temelinde samimi ve köklü bir bakış açısı yattığını gösteriyor.

Genç sanatçılar İstanbul’da buluştu
Marmara Üniversitesi öğrencileri, hazırladıkları ‘Programa Ara Veriyoruz’ isimli çalışmalarıyla monoton olana ‘dur’ diyorlar.


Latin cazının samimi ve güçlü ismi: Tito Puente
Latin müziğinin en ünlü sanatçıları arasında gösterilen Tito Puente, geçtiğimiz hafta içinde aramızdan ayrıldı. New York’taki hastanede, 77 yaşında yaşama gözlerini yuman perküsyoncu, geride yüzden fazla albüm bıraktı.
Mambo müziğinin çok gözde olduğu 1950’li yıllarda ünlenen Puente, 50 yıldır icracılık ve orkestra şefliği yapıyordu. Daha önce 10 defa Grammy ödülüne aday gösterilen Puente, şubat ayında “Mambo Birdland” adlı eseriyle tropik Latin müziği dalında 5. kez Grammy ödülüne layık görülmüştü. Türkiyeli dinleyiciler, Puente’yi geçtiğimiz yıl Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda canlı izleme imkânı bulmuştu.
Tam ismi Ernest Anthony Puente’dir. 1923 yılında New York’ta doğdu. Ailesi Puerto Rico’dan ABD’ye yeni göç etmişlerdi. Gençliği Harlem’in doğusunda, “El Barrio” diye bilinen kesimde geçti. Latin kökenli gençlerin buluşma mekânı olan El Barrio, Puente’nin müzikal gelişimde önemli izlere sahiptir. Nitekim Puente burada kendi dilini konuşma ve kendi müziğini dinleme imkânı buluyordu.
Müzik eğitimi piyano ile başladı. Ardından bateriye ilgi gösterdi. Bir ‘berber’ dörtlüsünde şarkı söyledi. Dans dersleri aldı. Daha önce de kızkardeşi Anna ile birlikte bir çocuk dans topluluğu kurmuştu. “Dans etmesini bilen birkaç şeften biri olduğum için gurur duyuyorum” diyen Puente’nin müziğinde ritm ve dans birbirlerinden ayrılamaz olgular.
Başlangıçtan beri gözde enstrümanı vurmalılar oldu. “Los Happy Boys” isimli topluluğun Afro-Cuban davulcusundan Latin ritmlerinin inceliklerini öğrendi.
Dönemin tanınmış ‘big band’lerinden Machito’nun ritmcisi askere gidince, Puente’nin de profesyonel kariyeri başlamış oldu. Kendine özgü tekniği Puente’nin kalıcı olmasını sağladı. Onunla birlikte timbal isimli eşlikçi çalgı ilk kez caz müziğinde ön plana çıkmış oldu. Puente alışıldığın aksine, davulları çalarken taburesinde de oturmuyordu. 1940’lı yılların ortalarından itibaren geniş kesimler tarafından tanınan Puente sadece işitsel değil, aynı zamanda görsel bir sanat icra ediyordu.
Caz dünyasının pek çok özgün ismiyle çalışan Puente Oye Como Va ve Para Los Rumberos isimli albümlerini Latin-rock diye tanımlayabileceğimiz türün öncüsü gitarist Carlos Santana ile birlikte kaydetti. Top Percussion, Dance Mania, Puente in Percussion, Cuban Carnival, El Rey ve El Número Cien albümleri hemen her koleksiyoncunun arşivinde yer alır. Tüm büyük müzisyenlerin lakapları ile anıldığı caz dünyasında Puente’nin ismi ‘Latin Kralı’dır’.
Puente ayrıca birkaç Hollywood yapımı filmde de rol aldı.
Latin cazının unutulmaz isminin iki yıl önce Peter Kohan isimli gazeteciye verdiği röportaj, bu eğlenceli müziğin temelinde samimi ve köklü bir bakış açısı yattığını gösteriyor:
Sizce Latin cazı nedir?
Bence Latin cazı, caz müziğinin Latin ritmleriyle birleştirilmesidir. İki müziğin evliliğidir, cazın armonik ve melodik unsurlarının bizim Latin perküsyonlarımızla, temel kültürel enstrümanlarımızla birleştirilmesidir. İki müziğin de köklerinin güçlülüğünü gösterir.
Müziğiniz için ‘salsa’ tanımlamasını kullanmıyorsunuz. Neden?
Salsa, aslında bir tür sos, bir baharat ismidir. Sosları ve baharatları dinlemezsiniz, sadece yersiniz onları, baharata bakmazsınız, onunla dans etmezsiniz. Ticari bir ad olduğu için salsa diyorlar. Mesela Cheyenne’de, Wyoming’de bir kovboy ya da Latin kökenli olmayan biri gelip bana: “Tito, bana bir salsa çalar mısın?” dediğinde ona “Alka-Seltzer ister misin, başın mı ağrıyor” diye yanıt veriyorum. Dediğim gibi, salsa ticari bir isim. Beli iki-üç yıla kadar değişir. Bu arada da kayıt şirketleri mallarını böylece daha kolay satmaya devam ederler. Salsa tüm müzik türlerini karıştırıyor, mambo, cha-cha, merengue, Karayip kökenli tüm müzikleri. Salsa dediğinizde aslında bir ritm türünü tarif etmiyorsunuz. Aslında bu kelimeyle çok fazla ilgilenmiyorum. Bazen bana “Salsa Kralı” diyorlar, buna itiraz etmiyorum, tabii “Salsa Kraliçesi” demedikleri sürece! Salsa kelimesi yok olup yerine başka bir kelime gelene kadar bu kelimeyle karşılaşacağım. Ama ben 30-40 yıldır aynı müziği yapıyorum.
Müziğinizi etkileyen, fikirlerinizi şekilendiren isimler kimler?
Bu müziğin sorumlularından biri Dizzy Gillespie’dir. Ben İspanyol Harlem’inde doğdum ve burada iyi caz müziği ve iyi Latin müziği dinleme imkânı buldum. Doğal olarak da beni etkileyenler arasında Dizzy’nin Chano Pozo’nun da dahil olduğu ve “Manteca,” “Tin Tin Deo,”, “A Night in Tunisia” gibi büyük şarkıların olduğu orkestra da var.
Birçok Amerikan orkestrasının, Woody Herman, Count Basie, Duke Ellington ve Stan Kenton gibilerin repertuvarında her zaman Latin etkisi taşıyan bir iki aranjman olurdu.
Daha sonra, kendisiyle 13-14 yaşında çalışmış olmaktan gurur duyduğum Machito’dan ve müzik yönetmeni Mario Bauza’dan etkilendim. Onlardan çok şey öğrendim. Onlar o zaman Latin caz çalıyordu. O günlerde biz yaptığımız müziğe “enstrümantel mambo” diyorduk...
Machito, Mario Bauza, Dizzy, Noto Moroales, onlar benim akıl hocalarımdı. Göçüp gittiler. Onların yarattığı geleneği yapabidiğim sürece devam ettirmem gerektiğini hissediyorum.

Başa dön


Genç sanatçılar İstanbul’da buluştu
Özlem Ergun
13 ülkeden, 19 güzel sanatlar fakültesi öğrencisinin katıldığı 2. Uluslararası Öğrenci Trienal’i Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Acıbadem Kampüsü’nde açıldı... 156 sanatçı adayının 307 yapıtla katıldığı trienalde Türkiye’den de 5 fakülte yer alıyor. Trienal dünya ölçeğinde sanat eğitimi modellerini bir araya getirmesi, bu alanda etkileşim sağlaması, farklılıkları ve benzerlikleri sergilemesi bakımından hayli önemli ve anlamlı bir buluşma...
Bir karmaşa İstanbul...
Etkinliğe katılan 12 yabancı okuldan biri olan Berlin Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Almanya) öğrencileri, kurdukları stantda İstanbul’u anlatmışlar... Ama İstanbul’un karmaşasını, o insanı yoran, tüketen keşmekeşini... Yaptıkları çalışma önceden düşünülüp, tasarlanmış değil.. İstanbul’a geldikten sonra oluşan gözlemlerinden ortaya çıkmış bir metafor...Alman gruptan Schulz Jika ve Stefka Ammon, istanbul’a ilişkin önyargıları olmadığını söylerken devam ediyorlar. ‘Bizim yapmak istediğimiz bir galeriye temiz bir iş koymak değil, bu şehirde insanların nasıl bir kargaşa içinde yaşadıklarını anlatabilmek. İstanbul’u Asya ve Avrupa kültürlerinin bir karmaşası, birbirine geçmesi olarak görüyoruz. Getirdiğimiz malzemeleri nasıl kullanacağımızı İstanbul’a gelip gördükten sonra karar verecektik, öyle de yaptık.”
Kimliğini yitiren şehir...
İstanbul’a yönelik bir başka çalışma da MÜ Öğrencisi Dilek Birdinç’ten. Birdinç’in çalışmasıyla aktardığı ise; insanların bu kentte kimliksizleştiği ve giderek şehri de kendine benzeterek yok ettiği... Birdinç’in vurgu yaptığı önemli noktalardan bir diğeri de; kent insanın yaşadığı sıkıştırılmışlık ve bastırılmışlık duygusu... Çalışmanın adı ise; “İstanbul’da Kendini Ara Bul’... “Şehirler de insanlarla birlikte var olur; insanlar yittikçe şehirler de kimliğini kaybediyor. 500 tane fotoğraf çektim ve özellikle fulü olanları seçtim. Bu karelerden figürü çekip çıkardım, sonra o karelerde bir boşluk oluştu. O boşluk bireyin İstanbul’da kimliğini kaybettiğini ifade etmek için. Diğer karelerde o kestiğim figürleri koyarak, fona kendi çizimlerimle hayali bir İstanbul yerleştirdim. Orada kişi gerçekten var ama şehir insanın kafasındaki ideal olan kent, var olmayan ama kişinin hayallerinde yaşattığı bir şehir. “
İmge-kavram buluşması...
Trienal’in dikkat çeken bir diğer çalışması ise, yine MÜ’den... 20 kişilik bir kadroyla projelerini yaşama geçiren genç sanatçılar; ‘Programa Ara Veriyoruz’ isimli işleri ile monatonluğa, düzenli gidene dur diyorlar.
İmgeler ile kavramları örtüştürerek, sözcüklerle simgeleri birleştiren bu çalışma yeni bir sanat akımının parçası... 20 kişilik bir ekiple ortaya çıkan projenin kimi aşamalarında çatışmalar olmuş. Ama ilk akla geleceği gibi bu çatışma kişiler arasında değil, kavramlarla kişiler arasında yaşanmış....” Belli başlı imgelere karşı hepimiz kelimeler yakıştırdık. Bu kelimeler bir sıraya kondu, daha sonra o kelimelere denk gelen fotoğraflar yanyana kondu ve ortaya bu iş çıktı.”
Çalışmaya katılan öğrencilerden olan; Özge Keleş, Kasım Ertürk, Oğuz Tatari, Mehtap Kaya, Cem Özkurt’un dikkat çektiği bir diğer nokta da, yabancı öğrencilerle kendileri arasında göze çarpan belirgin farklar...” Başka ülkelerden insanların ne yaptığını, onların bakışının ne olduğunu görmemiz bizim için çok yararlı oldu. Yabancı arkadaşlarla benzerlikler kadar farkılıklar da göze çarpıyor. Yabancı ülkelerden gelen arkadaşların daha özgürlükçü, daha yaratıcı çalışmalar yaptığını düşünüyorum. Bu onlarla bizim aramızdaki kültürel yaşam standarlarından, eğitimden ve yetiştirilme özeliklerinden kaynaklanıyor olsa gerek.”
‘Önce teknik’
Avusturalya Wollongong Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Diana Wood Conroy’de yerelliğin yapılan işlere yansımadığını söylerken, çalışmaların evrensel karakterine dikkat çekiyor. Conroy’un bir diğer gözlemi de Türk öğrencilere yönelik. “Türkler de daha çok teknik konular ön planda. Bizlerdeki gibi serbest değil, işin tekniği daha ön planda, daha geleneksel ve yaratıcılık ikinci sırada.”
Trienal 25 Haziran tarihine kadar MÜ Acıbadem Kampüsü’nde görülebilir. Ulusal ve uluslararası sanat eğilimilerini izleyebilmek için iyi bir fırsat...

Başa dön


|
Günün Etkinlikleri
Tohum Kültür Merkezi’nde “Güneşe Yolculuk” isimli filmin gösterimi saat 14.00 ve 17.00’de gerçekleştirilecek.
İstanbul Tiyatro Festivali’nde “Masurca Fogo” isimli oyunu saat 20.30’da Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon’da sahnelenecek.
İstanbul Tiyatro Festivali’nde 5. Sokak Tiyatrosu tarafından sahneye konulan “Dumrul İle Azrail” isimli oyun, 20.30’da Aziz Nesin Sahnesi’nde.
Kültür Bakanlığı’na suç duyurusu
Birecik Barajı suları altında kalacak arkeolojik sit alanlarına ilişkin olarak aralarında; arkeolog, gazeteci ve avukatların bulunduğu bir grup tarafından Kültür Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Nizip Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusu dilekçesinde, Birecik Barajı yatırımından olumsuz etkilenen taşınmaz varlıkların yok olmasına duyarsız kalarak görevlerini ihmal ettikleri öne sürülerek Kültür Bakanlığı merkez ve taşra yetkililerinin 2863 Sayılı Yasa hükümlerine göre yargılanmaları istenildi.
Bahreyn’de Türk filmleri haftası
Bahreyn’de geçen hafta başlayan Türk filmleri haftası, dün akşam sona erdi. Dışişleri Bakanlığı’ndan alınan bilgiye göre, 27 Mayıs’ta başlayan etkinlikler, dün akşam gösterilen “Nihavend Mucize” filmiyle sona erdi. Türk filmleri haftası, Türkiye’nin Bahreyn Büyükelçisi Engin Türker’in desteğiyle ve Bahreyn Enformasyon Bakanı Muhammed El-Mutava’nın himayesinde yapıldı. Bu arada Bahreyn gazete ve televizyonları, “Piyano Piyano Bacaksız”, “Eşkıya” ve “Uçurtmayı Vurmasınlar” filmlerinin de gösterildiği etkinliklere geniş yer ayırarak, filmlerden övgüyle bahsetti.
|
|

|