www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



‘Meçhul politik hükümlü anıtı’
“Dün Londra’ya varan kadın platformu üyeleri, meçhul politik hükümlü anıtına çiçek koydular.” Böyle bir haber çarpmadı gözümüze elbet.

Gelenekle geleceği bütünleştirmek
Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız Kemal Kaplan’a ait, “Gelenekten Geleceğe-2” isimli albüm, kimi olumlu, kimi olumsuzlukları bünyesinde barındırıyor.


‘Meçhul politik hükümlü anıtı’
Sennur Sezer
“Dün Londra’ya varan kadın platformu üyeleri, meçhul politik hükümlü anıtına çiçek koydular.” Böyle bir haber çarpmadı gözümüze elbet. Çünkü ne Londra’da ne de dünyanın bir başka kentinde böyle bir anıt var. Ancak bu deyim ve anıt düşüncesi bütünüyle kurmaca değil. 1953 yılında İngiltere’de bu konuda bir yarışma açılmış. Bu uluslararası bir yarışmaymış. Türkiye’den Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu da katılmış. Müridoğlu’nun “4. grup ödüllerin B serisinden bir ödül aldığını” 50 Yılın Türk Resim ve Heykeli adlı incelemede görmüştü. Ali Hadi Bara’nın da bu yarışmaya katıldığını aynı kaynaktan öğrendim. Ödül alıp almadığıyla ilgili bir not yoktu. Zaten, yarışmanın adı da, çeviri yüzünden olmalı, farklı yazılmıştı: Meçhul Siyasi Mahkûm.
Her iki sanatçının da çalışmalarının, kitaba giren fotoğraflarına baktım, bu yarışmaya katılan figürü görmek için. Yoktu. Ama gerçekleşmemiş bir başka tasarının çalışmalarını gördüm: “Şehit olmuş sanatçılar adına Akademi bahçesine dikilecek anıt” için 1928 yılında Zühtü Müridoğlu ve Nusret Suman’ın yaptığı heykeller. Bu anıtın neden gerçekleşmediğini bilmiyorum. Belki de çarşafa benzer bir örtüye bürülü kadın figürü yüzündendir. Nusret Suman’ınki giyinik ve örtülü. Zühtü Müridoğlu’nunkiyse göğsü açık. Belki de bu açıklık engellemiştir. Neyse, ben yine de “Meçhul Siyasi Tutuklu” heykelini merak ettim. Özellikle yarışmanın birincisini. Kadın mıydı, erkek mi? Yoksa, her iki cinsi de birleştiren çizgileri mi vardı? Yüzü nasıl bir tavrı sergiliyordu: Gururlu, üzgün, umutlu... Ülkelerin özgürlük, eşitlik kavgasında ‘meçhul asker’ kadar önemli bu kişiliği anıtlaştırmak kimin aklına gelmişti? Sonra neden böyle bir tasarı gerçekleşmemişti?..
Heykele sıcak bakan bir anlayış bize yabancı. Yine de büyük şehirlerde, özellikle çini yapılan yerlerde çiniden çaydanlık, ibrik, fincan maketleri karşılar bizi. Genellikle havuz biçiminde düzenlenir bu maketler. Heykel demeye dilim varmıyor. Kimi şehirlerde, özellikle İstanbul ve Ankara’da, balıkçı, simitçi gibi bilinen kişilerin heykellerine rastlamaya başladık. Yine de benim aklıma gelen ilk heykel, Tophane’deki işçi heykeli. İşçinin ve emekçinin günümüzdeki durumuna uygun halde kırılmış heykel...
Heykeltıraşı Muzaffer Ertoran...
Heykellerin şehrin parklarında yer almadığı, kazara böyle bir proje gerçekleştiğinde gerekli kazalara uğratıldığı, değerli madenlerden yapılanların şehrin ortasından çalındığı bir ülkede, heykel sanatı yaşar mı? İlk heykeller sayılabilecek tarihsel mezar taşlarının bile sökülüp yeniden kullanıma sokulduğu bir şehirde bunun yanıtı elbette “hayır”dır.
Biblo boyunda çalışmalarla yetinmek, sonra yapılanları eleştirmek zorundayız galiba.
Ara sıra da geçmişteki çalışmaları, bu çalışmalarda yaşanan trajikomik olayların öykülerini okumakla avunabiliriz. Örneğin Erzincan depremi için yapılan anıtın çamur maketinin, teknik aksaklıklar yüzünden çöküşünü... Sahi son yaşadığımız depremin anısını anıtlaştırmayı düşünen oldu mu acaba?.. Yardımlaşmayı, acıyı anıtlaştırmak olanaksız mı geldi? Yoksa tanıkları anıt biçiminde yaşayan bir yıkımı heykelleştirmenin gereksizliği mi düşünüldü? Anıtlar bellek tazelemek için dikilir de...
Belki meçhul siyasal hükümlü anıtı da bu yüzden gerçekleştirilmemiştir.

Başa dön


Gelenekle geleceği bütünleştirmek
Orhan Avcı
Sanatın bütün dallarında olduğu gibi, müzikte de, gelenek ve geleceğin bir aradalığı önemlidir. Ancak bu kavramlara birçok sanatçının dilinde rastlamak mümkün olmasına rağmen, bunu üretimde ortaya koymak güçtür. Çünkü bunun için öncelikle geleneksel olarak kabul edilen müzikal kalıpları tam anlamıyla öğrenmek, ondan sonra da, yaşanan koşullarla birlikte üretilmiş olan yeni müzik kalıplarını, gelenekselin üzerinden yükseltmek gereklidir.
Bu sentez, kimi zaman yüzeysel anlamıyla ele alınır. Örneğin “geleneksel”i temsilen geleneksel bir halk türküsü alınır, içinde bulunulan ortamı temsilen, batılı altyapı ve batı müziğindeki enstrümanlar kullanılır, böylelikle “gelenek ve geleceğin” bir aradalığının sağlandığı düşünülür.
Oysa yapılması gereken, geleneksel müzikteki kalıpları, ritimleri almak ve bunların etrafında dönen yeni üretimlerin ortaya çıkarılmasıdır. Böylelikle hem sadece “geleneksel”i tüketmekten kurtulmuş olur sanatçı, hem de “kökü geçmişte, yemişi gelecekte olan” yeni üretimlerin dinleyicilere ulaşmasını sağlamış olur.
Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız albümün, bu söylediklerimizden hareketle kimi olumlu, kimi olumsuzlukları bünyesinde barındıran bir albüm olduğunu hemen belirtelim. Kemal Kaplan’a ait albüm, “Gelenekten Geleceğe-2” adını taşıyor. Albümün gelenek ve gelecek öğelerini hem müzikal yapı hem de içerik yönünden incelemeye çalışalım. Geleneği temsilen, Meluli’den Karacaoğlan’a varıncaya, birçok şairin ürünleri, geleneği temsil eden temaları işliyorlar. Geleneği temsil etmeleri, günümüzden çok uzak oldukları anlamına gelmiyor kuşkusuz. Bazı şiirlerde, günümüzün yönelimlerini de bulmak mümkün. Bunun dışında, farklı sanatçıların besteleri ve sözleri de, albümdeki içeriğin farklı olmasına yol açmış. Salih Soydemir’in “Destan” ve Erdoğan Erdoğan’ın “O Zaman” adlı parçaları da, içeriğin doluluğunu ortaya koyan örnekler. “Destan” adlı çalışmada, tarihsel serüveni içerisinde, Anadolu’nun bir kültür haritasının çıkarıldığını belirtmek abartılı olmaz.
Albümün müzikal yapısına baktığımızda, bazen gerçekten güzel müzikler yapılmış, ancak kimi zaman da, özellikle “yeni”yi temsilen, altyapıda kullanılan batılı enstrümanlar, bir olumsuzluğa yol açmış. Şöyle ki, kimi parçalarda, neye hizmet ettiği belli olmayan bir klavyenin ön plana çıkması söz konusuyken, kimi parçalarda ise, iyi bir düzenleme unsuru olarak kullanılmış olan bir saksafon, geride kalmıştır.
Bu eksikliğin dışında, albümün düzenlemelerinde de, “gelenek-gelecek” yöntemi kullanılmış. Şöyle ki, albümün A yüzünde, çoğunlukla yalın bir düzenlemeyle eserler yorumlanmışken, B yüzünde ise kemandan klarnete, saksafona kadar farklı yelpazedeki enstrümanları bir araya getirerek, bir bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Hatta bunun bir sonucu olarak, kimi çalışmalar “türkü formuna” yakın iken, kimi çalışmalarda ise şarkı motiflerinin ağırlığı hemen hissediliyor. Bunlara “O Zaman” ve “Hüzün” parçaları örnek olarak verilebilir. Ayrıca Diyarbakır türküsü olan “Aşk Bağrımda Yara Açtı”nın düzenlemeleri de, otantik yapısındaki klasik Türk sanat müziğinin etkilerini yansıtacak bir nitelik taşıyor.
Bu albümde de, Kemal Kaplan, hem başka sanatçıların eserlerini yorumladı, hem geleneksel türküleri repertuvara aldı hem de şiirlere yaptığı kendi bestelerine yer verdi. Bu, onun sadece, bir “tüketici” olmadığını ortaya koyan bir çaba olarak değerlendirilebilir.
Kısacası, “Gelenekten Geleceğe-2”, halk müziği motiflerindeki değişimi görmek isteyenlerin ilgisini çekebilecek bir albüm.

Başa dön


Günün Etkinlikleri
  • YÇKM’de yönetmenliğini Hector Oliveria’nin gerçekleştirdiği “Kalemlerin Gecesi” isimli filmin gösterimi saat 15.00’te. (212 - 256 74 68)
  • Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Çuy Oda Orkestrası’nın vereceği konser saat 19.30’da başlayacak. (212 - 232 98 30)
  • İzmir Evrensel Kültür Merkezi’nde EKM Çocuk Kulübü Tiyatrosu’nun “Çocuklarımız” isimli oyunu saat 15.00’te sahnelenecek. (232 - 445 70 19)
  • BEKSAV’da Zehra Aral, Cahit Aral, Saziye Erel, İrfan Ertel, Berika İpekbayrak ve Nevriz Tanyeli’nin eserlerinden oluşan “kadın” konulu karma sergi bugün oluşuyor. (216 - 349 91 55)
    ‘Aida’ yeniden sahneleniyor
    İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 40 kez temsil ettiği, seyircinin yoğun ilgi ve beğenisi nedeniyle yeniden repertuvarına aldığı “Aida” operasını yeniden sahneliyor. Giuseppe Verdi’nin başyapıtı olarak kabul edilen opera 1869 yılında Süveyş kanalının açılış töreni için Mısır Hidivi İsmail Paşa tarafından Verdi’ye ısmarlanmış.
    Eurimages’den sinemaya destek
    Avrupa Konseyi bünyesinde faliyet gösteren Eurimages, Türk, Yunan ve Macar ortak yapımı bir filme maddi destek sağlayacak. Amerikan Holywood’a karşı Avrupa sinema sanayisini korumak amacıyla 1988 yılında kurulan Euroimages, yönetmenliğini Handan İpekçi’nin yaptığı, “Cumhur Bey” adlı Türk, Yunan ve Macar ortak yapımına mali yardımda bulunacak.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net