www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Enerji taşeronluğu
Sürekli olarak Türkiye’nin “enerji sıkıntısından” bahseden hükümetin niyeti ortaya çıktı. İmzalanan anlaşmalarla Türkiye, AB’nin “enerji taşeronu” yapılmaya çalışılıyor.

Yalova Danıştay kararlarını takmıyor
Devlet Bakanı Yüksel Yalova, özelleştirmelerin yasalara değil, yasaların özelleştirmelere uydurulacağını söyledi.

Bir hukuk skandalı daha!
Geçtiğimiz yıl yargısız infaz sonucu öldürülen Sadık Mamati ve Cem Selçuk Akgün’ün dün görülen davasında müdahil taraf düne kadar haberdar edilmediği ortaya çıktı.

Sağlık emekçileri bakanlığa yürüdü
Sağlık emekçileri Tıp Bayramı’nı, hükümetin sağlık politikalarını ve Sağlık Bakanlığı’ndaki kadrolaşmayı protesto ederek kutladılar.


Enerji taşeronluğu
Hükümet sürekli “enerji ihtiyacından”, “enerji krizinden” bahsediyor; ancak imzaladığı anlaşmalar, boru hatlarının, elektrik, doğalgaz ve nükleer santrallerin Avrupa ülkelerinin ihtiyacını karşılamaya dönük olduğunu ortaya koyuyor. Dün de AB’nin Avrupa ülkelerine petrol ve gaz ulaştırılması programı olarak adlandırılan “INOGATE” çerçevesinde geliştirilen şemsiye anlaşmasına Türkiye’nin taraf olmasına yönelik Kalıtım Belgesi’ni imzaladı.
Böylece Türkiye’nin “Avrupa’nın enerji taşeronu” statüsü iyice pekiştirilmiş oldu. AB ülkelerinin oluşturduğu ve “Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Gaz Nakli Programı- INOGATE” adıyla anılan anlaşma dahilindeki “şemsiye anlaşmasına” Türkiye de katıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, anlaşma, Orta Asya ve Kafkaslar’dan Avrupa pazarlarına petrol ve doğalgaz taşınması amacıyla “devletlerarası petrol ve gaz taşıma sistemleri” tesis edilmesi ve işletilmesine yönelik kurumsal çerçeveyi oluşturuyor.
Açıklamada, doğu-batı enerji koridorunda stratejik öneme sahip Türkiye’nin anlaşmaya katılımının, Orta Asya/ Kafkasya bölgesi petrol ve gazının Avrupa’ya nakli açısından önem taşıdığı bildirildi. Türkiye’nin bu kapsamda bugüne kadar Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı ve Hazar geçişli doğalgaz boru hattı projelerinin hayata geçirilmesi yönünde adımlar attığı belirtildi. INOGATE programı çerçevesinde geliştirilen şemsiye anlaşması, bugüne kadar Bağımsız Devletler Topluluğu ile Orta ve Doğu Avrupa bölgelerinden 16 devlet tarafından imzalandı.
Bu anlaşma, hükümetin sürekli olarak öne sürdüğü “enerji açığının giderilmesi” adı altında yaptığı ihalelerin, boru hatlarının, elektrik, doğalgaz ve nükleer santrallerin aslında AB ülkelerinin ihtiyacından kaynaklandığını ve Türkiye’nin bu ihtiyacın karşılanmasında bir “taşeron” görevi gördüğünü kanıtlıyor. Nitekim anlaşmada doğalgaz, petrol ve elektrik enerjisi konusunda Avrupa’nın yaşayacağı sıkıntıların giderilmesi için bir “enerji koridoru”nun oluşturulmasının gerekliliği belirtiliyor.
AB’nin son Türkiye raporunda da Türkiye’nin enerji politikalarının Avrupa ile uyumlu olduğuna özel bir vurgu yapılıyor. Raporda, “Türkiye’nin enerji politikası hedefleri, büyük ölçüde, AB’ninkiler ile uyumludur ve enerji tedarik güvenliği, çeşitlendirme, piyasa ilkeleri, çevresel normlar ve verimlilik artışını içerir. Özelleştirme ve uluslararası tahkim olanağı getiren son Anayasa değişikliği, bu sektörde önemli bir gelişme olmuştur. Türkiye, aynı zamanda, enerji sektöründe bağımsız bir yapı (düzenleyici organ) oluşturmayı da düşünmektedir. Enerji verimliliğinin artırılması bir önceliktir, fakat bu konuda yapılacak çok şey vardır” deniliyor.
Avrupa nükleer istiyor
Öte yandan ABnükleer santral konusunda hükümetin kararlılığını da kutluyor. Raporda, “Nükleer enerjiden yararlanma ve inşa edilmesi planlanan Akkuyu nükleer enerji santrali ile ilgili olarak önemli herhangi bir politika değişikliği olmamıştır. Avrupa stratejisine uygun olarak, Türkiye, enerji müktesebatı ile uyum amacıyla AB ve Türk enerji mevzuatının bir envanterini hazırlamıştır. Bu envanter, diğer aday ülkeler için yapıldığı gibi benzer bir şekilde komisyon tarafından değerlendirilecektir” denilerek, bundan sonra atılacak adımların enerji iç piyasası, petrol stokları, katı yakıtlar sektöründeki devlet müdahaleleri, enerji iletimi ve dağıtımındaki kayıplar dahil enerji verimliliğinin iyileştirilmesi, yenilenebilir enerjilerin kullanılmasının teşvik edilmesi gibi alanlardaki uyumlulaşmayı içermesi gerektiği öğütleniyor. Raporda Türkiye’nin INOGATE petrol ve gaz boru hatları yönetimi programına katılma talebini müteakip, bu alandaki projelerin finanse edilmesiyle ilgili görüşmelerin başladığı da bildiriliyor.

Başa dön


Yalova Danıştay kararlarını takmıyor
Devlet Bakanı Yüksel Yalova, Danıştay’ın bazı enerji ihalelerini iptal etmesiyle ilgili kararının başta POAŞ olmak üzere özelleştirme çalışmalarını etkilemeyeceğini öne sürdü. Yalova, Düzce’de gazetecilerin, Danıştay’ın bazı enerji ihalelerini iptal etmesi ile ilgili kararı hakkındaki sorularını yanıtladı. Danıştay kararına şaşırmadığını söyleyen Yalova, Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu ve yüksek yargı organlarının verdiği kararı tartışmayacağını söyledi. Ancak Yalova, Danıştay’ın bu kararının özelleştirme işlemleriyle hiçbir ilgisinin kurulamayacağını söyledi.
Danıştay’ın, RTÜK’ün ilgili maddelerini gerekçe göstermesinin hatırlatılması üzerine Yalova, özelleştirmelerin yasalara değil, yasaların özelleştirmelere uydurulacağını söyledi. Yalova, “hukukçu kimliğimle söylüyorum, Danıştay’ın, RTÜK’ün ilgili maddelerini gerekçe göstermesi mevcut bir pozitif hukuk normuna dayanmaktadır. Şimdi yapılması gereken, gerekçe olarak ortaya sürülen hukuk normunun iptal gerekçesi olmayacak bir şekle dönüştürülmesidir” dedi.
‘POAŞ’ı etkilemez’
Yalova, POAŞ’ın satışıyla ilgili olarak da, “Enerji ihalelerindeki konu ile bu konu tamamen farklıdır. POAŞ özel hukuk kurallarına dayalı basit bir satış sözleşmesidir. Dolayısıyla kategori farkı vardır” diye konuştu. Özelleştirme işlemi ve POAŞ’ın Danıştay kararından etkilenmesi için en küçük bir ihtimal dahi bulunmadığını öne süren Yalova, POAŞ’ın bir satış sözleşmesi olduğunu, enerji ihalelerinin ise idari sözleşme olduğunu söyledi. Yalova, bir başka soru üzerine, TBMM’nin tahkime uyum kanunları çıkarması gerektiğini belirterek, “Danıştay kararı özelleştirme çalışmalarını etkilemez” dedi.
Danıştay’dan enerji ihalelerine iptal
Danıştay 10. Dairesi, Bakanlar Kurulu’nun 3 ayrı bölgede elektrik dağıtım ve ticaretinin yapılmasına ilişkin görevlendirme kararlarını iptal etti. Alınan bilgiye göre, Danıştay 10. Dairesi, İstanbul ili Trakya yakasında İSEDAŞ’ın 30 yıl süreyle elektrik dağıtım ve ticareti yapmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada Danıştay 10. Dairesi, iptal istemini esastan sonuçlandırdı.
Daire, İSEDAŞ’ın hissedarları arasında bulunan Doğan Holding, Çukurova Holding, Adilbey Holding, Demir Toprak AŞ, Tekfen İnşaat ve Tesisat AŞ’den kurulduğu, bu şirketin hissedarlarının DTV Haber ve Görsel Yay. AŞ unvanıyla kuruluşun RTÜK Yasası’ndaki 29. madde uyarınca devlete karşı bir taahhüt işini kabul edemeyecek oranda yüzde 10’dan fazla hisseye sahip olduklarının anlaşıldığı ifade edildi.
10. Daire, aynı gerekçelerle Süzer Holding’in kazandığı Soma A-B Termik Santral İşletme Hakkı Devri ile Avrupa ve Amerika Holding-Korona Grubu’nun kazandığı Çatalağzı B Termik Santral İşletme Hakkı Devrine ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarını iptal etti.
Genel kurul ne demişti?
Danıştay 10. Dairesi, daha önce 29 ayrı bölgeye ilişkin Bakanlar Kurulu’nun görevlendirme kararlarına karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar vermişti. Bu kararlara karşı Başbakanlık ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yaptığı itirazları görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 10. Daire’nin verdiği yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararları kaldırmıştı.
Genel kurulun kararında RTÜK Yasası’ndaki yüzde 10 payın görevlendirilen şirketin tüzel kişiliğinin toplam olarak herhangi bir yayın kuruluşunda yüzde 10 veya daha fazla bir paya sahip olup olmadığına bakılması gerektiğine işaret etmişti.
Genel kurul, söz konusu görevlendirme kararlarındaki şirketlerin tüzel kişilik olarak herhangi bir yayın kuruluşunda yüzde 10’dan fazla paya sahip olmadığı gerekçesiyle Danıştay 10. Dairesi’nin verdiği yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarını kaldırmıştı. Danıştay 10. Dairesi’nin son verdiği bu iptal kararlarının temyiz istemini de genel kurul karara bağlayacak. Genel kurul, daha önceki görüşü doğrultusunda karar verirse, dairenin esastan verdiği iptal kararlarının da bozulması bekleniyor.

Başa dön


Bir hukuk skandalı daha!
Sadık Mamati ve Cem Selçuk Akgün’ün infaz edilmelerine ilişkin açılan dava müdahillerin haberi olmadan 2 duruşmadır sürdürülüyor. Avukatlar gizli yargılama yapıldığını, böylelikle davanın bitirilme aşamasına getirildiğini söylediler. Davanın sanıklarından Sami Şen ismi ise başka bir yargısız infaz davasında geçiyor.
ABD Başkonsolosluğu karşısındaki inşaatta 4 Haziran 1999 tarihinde Sadık Mamati ile Cem Selçuk Akgün’ün yargısız infaz edilmeleri ile ilgili açılan davaya dün Beyoğlu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli polisler Selim Orhan Doğan, Sami Şen, Rüştü Güneş adlı polisler Türk Ceza Kanunu’nun 450/5 maddesi uyarınca “zaruret halinde adam öldürmek”ten yargılanıyorlar.
Gizli yargılama yapıldı
Dünkü duruşmaya müdahil taraf ilk defa katıldı. Müdahil avukatlardan Behiç Aşçı, Murat Çelik, Ersin Dere ve Muhittin Köylüoğlu ile Cem Selçuk Akgün’ün eşi Melek Akgün duruşmada hazır bulundu. Sanık polisler ve avukatları İlhami Yelekçi dünkü duruşmada yer almadı. Müdahil Avukat Behiç Aşçı, “Bu dava bütün hukuk ve yasa ilkeleri tersyüz edilerek, adeta bizden kaçırılarak açılmıştır. Tarafımıza haber verilmeden, dava bitirilme aşamasına gelmiştir. Adeta gizli yargılama yapılmıştır” dedi.
Aşçı, davayla ilgili taleplerini şöyle sıraladı:
  • Sanık ve tanık polisler tekrar çağrılsın
  • Katliam yapılan inşaatta keşif yapılsın
  • Olay yeri inceleme tutanağında savcının imzası yoktur. Bu durumda ya savcının gıyabında bir tutanak tutulmuştur ya da savcı imzalamayı unutmuştur. Bu yüzden savcının tanık olarak dinlenmesi gerekmektedir.
  • Atış mesafesi tayin raporuna göre atışların bir kısmı yakın atıştır. Yani 2.75 cm arasında bir mesafeden yapılmıştır. Polisler ifadelerinde bodruma inen merdivenin başında durarak, içeriye, görmeden atış yaptıklarını iddia etmişlerdir. Olay yeri krokisi incelendiğinde cesetlerden biri bodruma inen kapının 3 metre 50 cm, diğer ceset 6 metre 10 cm mesafesindedir. Bu bir çelişkidir. Ayrıca polisler içeride bir çatışma yaşandığını, kendilerine ateş açıldığını iddia etmişlerdir. Bu çatışmada tarafların birbirlerine arkalarını dönmeleri mümkün olmadığına göre çatışma yüz yüze olmuştur. Oysa yine atışların büyük bir kısmı sırttan girmiştir. Bu de çelişkilidir. Tutuklanmalarını talep ediyoruz.
    Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Demir, polislerin tutuklanma talebinin reddini ve olay yerinde keşif yapılmasını talep etti. Mahkeme başkanı ise avukatların taleplerinin ileriki duruşmada ele alınmasını kararlaştırdı ve keşif ve ölü muayene tutanağında imzası bulunmayan cumhuriyet savcısının imza eksikliğinin öğrenilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

    Başa dön


    Sağlık emekçileri bakanlığa yürüdü
    SES Ankara Şubesi ve Ankara Tabip Odası üyeleri, Hacettepe Hastanesi’nden Sağlık Bakanlığı önüne yürüyerek, hükümetin sağlık politikalarını, Sağlık Bakanlığı’ndaki partizanca uygulamaları protesto ettiler.
    Eylem için öğle saatlerinde Hacettepe Üniversitesi’nde toplanan SES ve ATO üyelerine tıp fakültesi öğrencileri de destek verdi. “Sağlıkta özelleştirmeye son”, “Tüccarlık değil, hekimlik yapmak istiyoruz” yazılı dövizler taşıyan sağlık emekçileri ve öğrenciler, “Hastaneler halkındır, satılamaz”, “Fazla çalışmaya hayır”, “Herkese ücretsiz sağlık”, “MAI, MIGA, tahkim; kahrolsun emperyalizm”, “Sağlıkta tasarruf ölüm demektir”, “Savaşa değil, eğitime bütçe”, “SSK’lar halkındır, satılamaz” sloganlarıyla Sağlık Bakanlığı’na doğru yürüyüşe geçtiler.
    Sağlık sistemi çöktü
    Bakanlık önünde bir açıklama yapan ATO Genel Sekreteri Zuhal Ergönül, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının zor çalışma koşulları içinde bulunduğunu, sağlık sisteminin çöktüğünü söyledi. Sağlığın paralı hale getirileceğinin rahatlıkla söylendiğini, hukuka ve kamuoyuna rağmen sağlıkta kadrolaşma yaşandığını, adı cinayetlere karışan kişilerin yönetici kademelere getirildiğini anlattı. Hastanelerdeki taşeron uygulamalara, sağlık kadrolarının işsiz, açıkta olduğuna değinen Ergönül, yoksulluk sınırının 380 milyon olduğunun açıklandığı bir ortamda pratisyen hekimin 250 milyon lira maaş almasının durumu ortaya koyduğunu dile getirdi.
    ‘Kutlamayı reddediyoruz’
    SES Genel Başkanı Cevher Tosun, 90 bin sağlık personeli açığı olduğunu, Meclis’te 40 bin kişilik sağlık kadrosunun bekletildiğini, yetersiz kadroyla sağlık emekçilerinin üzerindeki yükün giderek ağırlaştığını anlattı. Yanlış sağlık politikalarına da değinen Tosun, partizanca uygulamalara, sağlığın paralı hale getirilmesine karşı çıktıklarını ve sendika olarak taraf kabul edilmelerini istediklerini söyledi.
    Halkın birikimleriyle kurulan devlet hastanelerinin satılığa çıkartıldığını kaydeden SES Ankara Şube Başkanı Kemal Yılmaz da, sağlık ve sosyal hizmetler alanında her geçen gün artan sorunlara karşı mücadelenin daha da yükseltilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Yılmaz, yaşanan olumsuzluklar nedeniyle Tıp Bayramı’nı kutlamayı reddettiklerini ifade etti.
    Bakan’dan görüşme çağrısı
    Eylemin ardından SES Genel Başkanı Cevher Tosun, Genel Sekreter İsmail Hakkı Tombul, Ankara Şube Başkanı Kemal Yılmaz ve ATO Genel Sekreteri Zuhal Ergönül’ün de aralarında bulunduğu yöneticiler, Sağlık Bakanı Osman Durmuş ile görüştüler.
    Görüşme sırasında Durmuş, bir sendikacı gibi konuşarak şov yaptı. Sendikal hakları savunduklarını, sorunların çözümünden yana olduklarını ancak bütçeden pay verilmediğini belirten Durmuş, döner sermaye ile kaynak bulacaklarını ifade etti. Durmuş, hizmetin, özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda sendikacılarla aynı düşündüğünü ileri sürerek, çözümün Sağlık Sandığı Yasası’nın çıkmasında olduğunu, herkesin hizmetin karşılığını ödemesi gerektiğini savundu.
    Sendikacıların herkese ücretsiz sağlık hizmetini savunduklarını söylemeleri üzerine şovuna devam eden Durmuş, bunun komünist sistemin Türkiye’ye getirilmesi demek olduğunu, onun kabul edilemeyeceğini söyledi. Sendikal örgütlenmeden yana olduğunu öne süren Durmuş, yasa Meclis’e geldiğinde ilk savunanın kendisi olacağını kaydetti.
    İzmir’de denize karanfil bırakıldı
    SES İzmir Şubesi yönetici ve üyeleri, Kemeraltı Çarşı girişinde basın bildirisi dağıtarak, şikâyetlerini dile getirdiler. SES İzmir Şube Başkanı Mevlüt Ülgen, yaptığı açıklamada, SSK’ya, Bağ-Kur’a ve Emekli Sandığı’na prim ödeyenlerin sağlık hizmetinden ücretsiz, kaliteli ve eşit şekilde yararlanmaları gerektiğini söyledi. Ülgen, “Sağlığı kâr alanı haline getirecek özelleştirme politikalarına karşı çıkıyoruz. Döner sermaye, vakıf, sur-time ve gönüllü çalışma sistemlerini özelleştirme adımı olarak görüyoruz. Bunların halkı aldatmaktan başka işe yaramayacağını düşünüyoruz” dedi. SES üyeleri, daha sonra, Cumhuriyet Meydanı’nda, faili meçhul cinayete kurban giden sağlık emekçilerinin anısına denize karanfil bıraktılar.

    Başa dön


  • Antalya’da NATO’ya methiye
    NATO’nun kuruluşunun 50. yıldönümü vesilesiyle NATO Genel Sekreteri George Robertson’un da katıldığı 10. Antalya Güvenlik ve İşbirliği Konferansı başladı. Türk-Atlantik Konseyi’nce, Göynük beldesindeki Mirage Park Otel’de düzenlenen konferansın açılış konuşmasını yapan Demirel, emperyalistlerin Türkiye’ye biçtiği görevleri tereddütsüz yerine getirmekte kararlı olduklarının sinyallerini verdi.
    Ahmet Kaya’ya ağır hapis
    Şarkıcı Ahmet Kaya, Berlin’deki bir konserinde yaptığı konuşma nedeniyle, “Yasadışı terör örgütüne yardım ve yataklık etmek”ten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Sanatçının eşi, Ahmet Kaya’nın bu koşullar altında Türkiye’ye dönmesinin mümkün olmadığını söyledi.
    Vali ve emniyet müdürü istifaya çağrıldı
    Gözaltında gördüğü işkence nedeniyle yaşamını yitiren DİSK/Limter-İş Sendikası Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter için yapılacak anmaya katılmak isteyenleri gözaltına aldırtan, İstanbul Valisi Erol Çakır ve İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’in istifa etmesi istendi. Anma sırasında Alibeyköy Cemevi’nin önünde gözaltına alınanlar, Yeter’in eşi, avukatları ve sendikacılar, dün İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
    İstanbul’da TİKKO operasyonu
    İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ile Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ortaklaşa düzenlediği operasyonda Ali Gülmez, Ganimet Bozlu ve Erol Gültekin isimli üç kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Polis, 1992 yılında İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’nden firar eden Ali Gülmez’in Çankırı Valisi Ayhan Çevik’e bombalı suikast düzenleyen kişileri eğittiğini ileri sürdü. Emniyet Müdürlüğü, Gülmez’in TKP-ML-TİKKO’nun genel sekreteri olduğunu da iddia ediyor. Bu arada Ali Gülmez ve Erol Gültekin’in anneleri Selvi Gülmez ve Resmiye Gülmez, yaptıkları yazılı açıklamayla gözaltıları protesto ettiler.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net