|
|

|
           

İran’daki son seçimlerin sonuçlarını gazetemize değerlendiren İran Emek Partisi, halkın acılarından kurtuluşunun ve insanca toplum arzularının, ancak proletarya liderliğinde gerçekleşen sosyalist devrim ile mümkün olacağını belirtiyor.

Güncel 
|
Daha da ileri!
İslam Cumhuriyeti egemenliğindeki İran’da son 20 yılda görülmemişler yaşanmaktadır. Altıncı dönem Parlamento seçimleri birçok yönden dikkate alınması gerekmektedir. Görünürde reformcu İslamcılar hegemonyalarını pekiştirmekteler, fakat derinden akan başka sel var!
1979 yılında milyonlarca emekçinin fedakâr ve devrimci katılımcılığı ile gerçekleşen görkemli Şubat devrimi, orduya başkaldıran ve ayaklanan silahlı kuvvetlerin en alt kademeleri ve genç subaylarının ve silahlanmaya yüz tutan işçi ve emekçi halkın, Tahran ve diğer büyük kentlerde ortaya çıkıp yaygınlaşması ile, burjuvazinin devrime sırt çevirmesinin denk gelmesi ve devrimin Humeyni tarafından “artık bitmiştir” ve “ordumuz millidir” ilanı, gelişi güzel bir tesadüf olmamıştır. İşte son yirmi yıldır İran’ın tüm zenginliklerini ceplerine aktaran, halkı artan enflasyon pahalılık, işsizlik ve despotluk yükü altında ezdikçe ezen, Ortaçağ engizisyonunu aratmayan mahkemeleri ve zindanları ile halkı yıldırdıkça yıldıran ve yargısız idamları, faili meçhul infazları aralıksız sürdüren, adam kaçırıp öldüren, gazeteleri kapatan, insanların en özel yaşamlarına değin girmeyi kendilerince ve uydurdukları despotluklarının sembolü “Vilayet-i Fakih” adlı kurumca yasal sayan, yüzyılımızın yobazlık, bağnazlık ve totariterlik, cinayet, insan ve emek düşmanlığında benzerine az rastlanılan bir rejimin karşılaştığı yeni durum bir kez daha gözden geçirilmeye değer. Burada işçi sınıfının ideolojisi temelinde, sadece son seçimlerin tahlili yapılacak ve bir kaç noktanın kısaca üzerinde durulacaktır.
Egemen kliklerin ‘mücadelesi’
23 Mayısçılar olarak bilinen, Hatemi’nin başını çektiği reformcu hareket ve kardeşi Rıza’nın liderliğindeki ‘Katılım’ Partisi’nin çabaları, egemen burjuvazinin ancak bir kesiminin istekleri ve çıkarlarını temsil etmektedir. En tutucu geleneksel ticari burjuvazi ve gerici teknokratlar ile reformcu sınai burjuvazisi (liberal-orta) ve modern teknokratlar diğer yandan çekişmektedirler. Bu çekişme bir yandan her kesimin kendi çıkarları uğruna kıyasıya bir sertleşmeye varsa dahi, esasen rejimi toptan kurtarma gayesi ve nihayette halkın karşı koymalarının artması durumunda bir yana bırakılabilir cinstendir. Burjuvazinin değişik kesimleri arasında gelişen bu çekişme, çözemedikleri toplumsal, sosyal-siyasal ve ekonomik problemlerin çığ gibi artması ile birlikte daha da artacaktır. Halk ise burjuvazinin güçsüzlüğünü zorlayarak onları, daha da büyük hatalar yapmaya sürüklemekte ve bu hataların sonucundan yine halk yararlanmaktadır. Burjuvazinin değişik kesimleri arasındaki çekişmeleri halk mücadelesi yerine oturtmak, değil devrimci bir tutum, tam tersine onun karşısına dikilmek anlamını taşır. Durum ne olursa olsun, halk yığınları geniş bir şekilde bu hesaplarda ve hesapsızlıklarda damgasını vurmaktadır.
Burjuvazi, kendi sömürü düzenini ayakta tutabilmek için tüm gücünü kullanmaktadır. Halkı, kendi sömürü düzeninin en iyi sistem ve en iyi alternatif sunmaya inandırmayı sürdürmektedir.
Hatemi “uygar toplum” sloganı ve tebessümleri ile, Hameney ise tanrısal gazabın belirtisi olduğunu ima eden çatık kaşları ve boş vaazları ile, biri umut vererek diğeri korkutarak kendi ardına takmayı ve böylece yaptıklarına yasal platformlar olmasa da kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar. Kaldı ki, tutucu kesimlerin tanımadığı ve uygulamadığı ve reformcuların herkesi uymaya zorladıkları yasalar toptan gerici ve antidemokratik yasalar yığınıdır.
Halk muhalefetine karşı birleşiyorlar
Halk, burjuvazinin değişik kesimlerinin ileri sürdükleri savlara inandıkları sürece mesele kalmaz, ancak aksini iddia eden ve bu iddiaları doğrultusunda istek oluşturup harekete geçen kitleler burjuvazinin uykusunu kaçırır. Devrim sonrasında, benzeri görülmemiş son öğrenci hareketi sırasında, tüm egemen kesimlerin birlik içinde bu hareketin karşısında nasıl ittifak içinde oldukları bu iddiayı ispatlamaya yeter de artar bile. Hatemi bu öğrenci hareketinin, -onu reformlarını gerçekleştirmeye çağırdıkları halde- dış mihrakların tahriki ile geliştiğini ve dört öğrenci önderinin idama mahkûm edildiğini izledi ve sustu. Fakat halk ve ilerici gazeteler her an bunu sordular: “Neden onlarca yazar ve düşünür kaçırılıp öldürüldü ve siz kimseyi yargılamıyorsunuz da öğrencileri biraz özgürlük istediler diye hemen telaş içinde idama mahkûm ediyorsunuz?” Halkın tepkisi bu idamların gerçekleşmesini önledi. Diğer yandan halkın burjuvazinin çomak göstermesi karşısında gerileyip, yahut umutsuzluk veya “bana ne”, “ne olacak sanki?” savları ile geri çekilip evde oturması, burjuvazinin saldırganlığını artırır. Öyle ki önceden kazanılmış hakların birer birer elden gitmesine yol açar. İstekleri ile toplumsal devinimlerde yerini alarak halk, burjuvazinin gerilemesine neden olur. Eskisi gibi yönetilmeyi rededen bir halk, egemen burjuvazinin de eskisi gibi yönetemeyeceklerinin koşullarını doğurur. Bu bağlamda, İran’da gelişen yeni durum bu tür bir tufanın ve akacak selin ilk hışırtılı sesidir. 23 Mayıs’ta gericilere inat olsun diye Hatemi’yi seçen halk, bu kez sandık başına giderek bağnazları ve onların en yakınlarını parlamento dışı bıraktı. Ancak ortaya atılan istekler ne kadar ilerici olursa olsun, alınan haklar ne kadar da demokratik olursa olsun, hiçbir burjuva egemenliği halkın oyları ile alaşağı olmamış ve emeğin egemenliğinin kurulmasını sağlayamamış ve bundan böyle de sağlayamayacaktır. İran’da son yıllarda gelişen halk hareketi bu kuraldan ayrık değildir ve bu açıdan da birçok önemli ders barındırmaktadır.
‘Farklı’ tutumlar ve gerçek
Marksist-Leninist hareketin dağınık ve İran işçi sınıfının tek birleşik partisinin birliğindeki zaaftan dolayı, İran halkı burjuvazinin en gerici ve çağdışı yobaz kesiminin karanlık antidemokratik tutumuna karşı, burjuvazinin daha ılımlı ve reformcu olan kesiminin peşine takılmıştır. Bu sonuç kaçınılmazdır ve aynı zamanda birçok siyasi örgütün değişik tutum ve tavırlar almasına yol açması münasebeti ile de ilginçtir. Kimisi; Hatemi liderliğindeki reformcuların desteklenmesini, demokrasinin İran’a gelip yerleşmesi ve halkın kurtuluşunun yolu olarak görmektedirler. Kimileri ise Amerika ve yandaşlarına yeşil ışık yakan Hatemi’nin desteklenmesinin, bir yerde başta Amerika olmak üzere emperyalistlerin İran’a yeniden tüm varlıkları ile egemen olmaları ve emperyalistlerle aynı sipere girme anlamını taşıdığını iddia etmektedir. Kimileri Hatemi’yi desteklemeden yahut ona karşı koymadan geleneksel tutucu burjuvazinin liderliğindeki Hameney’e karşı mücadelenin keskinleşmesinin daha doğru olacağını savlamaktalar. Kimileri ise halkın sloganlarının yeterli olduğunu ve bunun peşinden giderek, fazla çatışma ve kavga çıkmadan ve böylece emperyalistlere İran üzerinde oyun oynamalarını imkân tanımadan kurtuluşa varılacağını iddia etmekteler. Ama işçi sınıfının ideolojisi ışığında yol almakta olan İran Emek Partisi ve onun gibi düşünen marksist-leninistler başka türlü düşünmekteler ve onlara göre de tüm bu saydığımız tutumlar halk hareketini baştan yenilgiye götürecek düşüncelerin değişik yüzleridir. Proletarya liderliğinin gerçekleşmediği bugünkü İran halk hareketinde, yığınların burjuvazinin peşine takılması da kaçınılmazdır.
Eli kolu bağlı ‘zafer’, ama...
İran 6. dönem parlamento seçimlerinde halk kendiliğinden gelişen hareket ile tutucu kesimi parlamentoda etkisiz hale getirmiştir. Bu, gerçi “Vilayet-i Fakih” gibi ordu başkomutanlığını elinde tutan ve “dedeğim dedik-kestiğim kestik” gibi bin yıl öncesinden kalma despotluk kurumunun aleyhindedir, ancak yasama üzerinde de etkin o kurum olduğu gibi durmakta, gerici yobazlardan oluşan ve parlamento kararlarının İslam’a uygunluğunu ölçüp biçen Koruyucu Konsey kararları geçerliliğini korumakta, Besiç ve Devrim Muhafızları gibi kolluk kuvvetleri yerli yerinde durmakta iken esasta pek bir şey yapılmamıştır, ancak her şeye rağmen bu adım halk yanında büyük bir zaferdir. Halk umutlanmıştır. Kendi gücünü görmekte ve sınamaktadır.
Halk kitlelerinin, özellikle genç ve kadın yığınlarının her gün daha da geniş bir şekilde alanları doldurmaları ve demokratik sloganları güncelleştirmeleri ve bu isteklerin gerçekleşmesi için dayattıkları aktif diretmeleri çok olumlu ve önemli bir gelişmedir. Marksist-Leninistlerin bu hareketin başında olmaması bu sloganların doğruluğunu azaltmaz. Seçimlere katılmayı “tahrip” edip yasaklamak, halkın toplumda azıcık da olsa nefes yolunun açılmasına yönelik kendiliğinden hareketin önüne geçmek anlamına gelirdi. Halkı evde tutmak en yanlış tutumdu. Ancak sadece bir kesimi hedef alan sloganlarla halkı diğer kesimin kucağına itmek, halk arasında burjuvaziden kurtuluş için medet umma illüzyonuna itecekti. İran Emek Partisi tüm gücü ile reformların gerçekleşmesine yönelik sloganları atmakla kalmayıp daha da derinleşmesini sağlamış; bunun daha da ileri götürülmesi gerektiği ve böylece reformcuların da bu derinleşen isteklerin karşısında aciz ve güçsüz düşmeleri ve bu yolla maskelerinin inmelerini sağlama yolunu tutarak, bir yandan halk hareketinin duraksamasına yol açmadan daha da ileriye gitmesini desteklemiş, diğer yandan egemen burjuvazinin hiçbir kesimi ile aynı sırada ve sperde yer almamış ve böylece halkı gelecekteki gerçek kurtuluş yolundaki tutumlara, burjuvaziye karşı evhama yol açmamış ve “kafaları karıştırıp bulandırmamıştır. Halk bilmeli ve günlük mücadeleleri ile inanmalı ki tüm acılardan ve sıkıntılardan gerçek kurtuluş, burjuvazinin tüm kesimlerinin egemenliğinin yıkılması ve halkın kendi egemenliği olan sosyalist düzenin kurulması ile mümkün olacaktır. Halkın bu bilinç ve inanca ermesinin tek yolu, işçi sınıfı partisi liderliğindeki tüm mücadele alanlarında ve günümüz İranı’nda demokratik mücadele alanındaki kendi deneyimlerini sınayıp artırmak ve sloganları daha da derinleştirip ve genişletmekle mümkündür. İran Emek Partisi bu seçimlerden doğan “reformcu” meclisten mucize umulmaması gerektiği düşüncesini savunmuştur ve yaymaktadır. İran Emek Partisi halkın daha da yaygın bir biçimde alanları doldurmalarından ve böylece bir yandan burjuvazinin adım adım gerileyerek halkın demokratik istekleri karışısında boyun eğmeye zorlanmasından, bir yandan da sansür ve baskıdan bunalmış halkın bir nebze daha rahat soluk almalarından, diğer yandan ise bu mücadele projesinde burjuvazinin daha da ilerleyen halk mücadelesi karşısında ve derinleşen demokratik istekleri karşısında güçsüz düşmesinden ve maskelerinin halkın kendi deneyimleri içinde ve sayesinde inmesinden yana tavır takınmış ve bunu yaymıştır. İran Emek Partisi halkın tüm bu acılarından kurtuluşunun ve insanca toplum arzularının gerçekleşmesinin ancak proletarya liderliğinde gerçekleşen sosyalist devrim yolu ile mümkün olduğunu yaymaktadır. İşte budur “daha da ileriye” sloganının anlamı, budur halkın demokratik isteklerinden yana mücadeleye katılmak, budur burjuvazinin oyunlarını su yüzüne çıkarmak, budur çocukça “sol” ve sağ oportünizmden ayırım ve mücadele içinde halkın derinden derinden akan coşkun selini gerçek kurtuluşa doğru götürmek.
Yaşasın Sosyalizm!
Kahrolsun burjuva egemenliğinin İslam cumhuriyeti!
Başa dön


|
Portre

Maurice Thorez
(1900 - 1964)

Fransız Komünist Partisi (FKP)’nin Genel Sekreteri Thorez, bir işçi ailesinin oğlu olarak dünyaya geldi. Büyükbabasının ve babasının maden işçileri sendikasının aktif birer üyeleri olmaları, Thorez’in daha çocukluktan başlayan mücadelesi üzerinde olumlu etkiler yarattı.
Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasının ardından ailesi onu Fransa’nın iç bölgelerine gönderdi. Thorez bu yıllarda Ekim Devrimi’ne ve Üçüncü Enternasyonal’e ilgi duymaya başladı. Bir süre sonra askere alınan Thorez, burada da politik tavrını sürdürdü ve 3. Enternasyonal’i savunan konuşmalar yaptı. 1920’deki Tours Kongresi’nde SFIO’dan ayrılan FKP’nin içerisinde yer aldı. Bir süre sonra Parti’nin gençlik örgütü ve bölge örgütünde sorumluluklar aldı. 1924 yılında merkez komite üyeliğine seçildi.
1932 yılında yapılan genel seçimlerde, FKP, üye ve oy kayıbına uğrasa da, Meclis’e giren partilerden biri oldu. Fransa’da faşist hareketin arttığı yıllarda, birçok bölgede sokak çatışmaları başgösterdi. Kısa bir süre sonra halk cephesi hükümeti kuruldu. FKP, hükümeti dışarıdan destekledi. Halk cephesi hükümetinin göreve başlamasından sonra grevler ve işgaller başladı.
Thorez, işçileri sağduyuya davet edip, yapılan anlaşmalara uyulmasını istedi. İspanya İç Savaşı’yla birlikte, Fransa’daki dengeler değişti ve FKP halk cephesinden desteğini çekti. 1939 yılında FKP’nin yasadışı ilan edilmesi üzerine, Thorez’in yaklaşık 5 yıl süren illegalite yaşamı başladı. Nazizmin ayak seslerinin Fransa’da duyulmasıyla birlikte, FKP direniş komiteleri oluşturarak direnişe geçti. FKP’nin işgal yıllarında göstermiş olduğu büyük direniş, FKP’yi Fransa’da güçlü ve güvenilir bir parti durumuna getirdi. Savaştan sonra yapılan genel seçimlerden FKP birinci parti olarak çıktı. Thorez, kurulan hükümette başbakan yardımcılığı görevinde bulundu. Soğuk savaş dönemiyle birlikte burjuvazi aradığı fırsatı buldu. FKP hükümetten ihraç edidi ve bu tarihten sonra FKP içerisinde tartışmalar başladı. 1950 yılında beyin kanaması geçiren Thorez, tedavi için SSCB’ye gitti. SBKP içinde başlayan Stalin eleştirilerine ilkesel olarak katıldı, ancak, Stalin ve Komintern’in mahkûm edilemeyeceğini savundu.
Güncel Tarih

1927
METİN ELOĞLU DOĞDU

1941
PERA PALAS’TA PATLAMA: 6 ÖLÜ
Pera Palas’ta, Sofya’nın İngiliz Büyükelçiliği’ne ait bavulların birinde bulunan bombaların patlaması sonucu 6 kişi öldü. Olayı haber alarak yazan on gazete sıkıyönetim tarafından kapatıldı.

1947
TÜRKİYE IMF’YE ÜYE OLDU
İkinci Dünya Savaşı’ndan ‘savaş galibi’ görüntüsüyle çıkan ABD; dünya jandarmalığına soyunarak, yeni bir strateji izlemeye koyuldu. Bu strateji, kapitalist ekonomilerin onarılması, işçi hareketinin belli tavizler verilerek yatıştırılması, Batı siyasal sisteminin propagandasının yapılması ve SSCB’nin ablukaya alınmasını içeriyordu. Bir yandan NATO gibi askeri paktlar kurulurken, ekonomik anlamda da Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi yeni sömürgeciliğin kurumları oluşturuldu. Türkiye IMF’ye Mart 1947’de üye oldu. 1954’e dek IMF ile önemli bir ilişkisi olmayan Türkiye, yurtdışı ödemelerinde güçlük çekmeye başlayınca, kurumun “önerilerine” giderek teslim olmaya başladı.

1980
ZEKERİYA SERTEL ÖLDÜ
İkinci Savaş sırasında antifaşist yayınları ile demokrasi mücadelesine önemli katkısı olan
‘Tan’ gazetesini çıkaran Zekeriya Sertel öldü.

1985
GORBAÇOV BAŞKAN
Konstantin Çernenko’nun ölümü ile boşalan Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel
Sekreterliği’ne Mihail Gorbaçov getirildi.
|
|

|